Author Archive

SADECE PROGESTERON İÇEREN HORMONAL KONTRASEPTİFLER

Depo-Provera ,İmplanon

Sadece Progesteron İçerenler:

Minihaplar

Depo medroksiprogesteron asetat (DMPA®),

Noretisterone enantate (NET-EN®),

Levonorgestrel implants (Norplant® ve Jadelle®) ve

Etonogestrel implants (Implanon®).

Nestorone (Elcometrine®).

Nomegestrol acetate (Uniplant®, Surplant®)

Norplant

3.4 cm X 2.4 mm” boyutlarında, herbiri 36 mg kristalize levonorgestrel içeren 6 ince ve esnek silikon kapsülden oluşur.

5 yıl süre ile koruma sağlar.

Geri dönüşümlüdür.

Cilt altına uygulanır.

İmplanon:

68 mg etonogestrel içerir.

Boyu 40m,dış çapı 2mm boyutlarındadır.

Tek çubukludur.

Etilenvinilasetat (EVA) polimerden oluşan taşıyıcısı vardır.

Düşük miktarda hormon salgılar.(30µg etonogestrel/gün)

3 yıl süre ile koruma sağlar.

Geri dönüşümlü,cilt altına uygulanan bir yöntemdir.

Kolda İmplanon

İmplant kullanımı:

Türkiye’de 2003 yılında yaşayan “15-49” yaşlar arasındaki evli kadınların;

%43.3’ü implante edilen hormonal kontraseptifleri (implant[1]) bilmektedir (2003 TNSA).

%0.1’i geçmişte kullanmıştır.

2003 yılında sadece kadınların %0.4’ü implant kullanmaktadır !

Sadece Progestin İçeren Hormonal Kontraseptiflerin Türkiye’de Kullanımı:

Türkiye’de 2003 yılında yaşayan “15-49” yaşlar arasındaki evli kadınların;

%82.5’i enjekte edilen hormonal kontraseptifleri (enjeksiyon[1]) bilmektedir (2003 TNSA).

%5.2’si geçmişte kullanmıştır.

Son bir yıl içinde enjeksiyon kullananların %78.6’sı kullanmayı bırakmıştır!

Yöntemlerin Uygunluk Kriterleri:

Sağlıklı her yaştaki kadın doğum yapmış,yapmamış menarştan menopoza dek istediği sürece sadece progesteron içeren hormonal kontraseptifleri kullanabilir.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korumaz. Yüksek risk altında olan kadınlara mutlaka ikili yöntem kullanmaları hatırlatılmalıdır.

Sadece progesteron içeren hormonal kontraseptifler, sigara içen,şişman, emzikli ve östrojen kullanması sakıncalı olan kadınlar gibi pek çok kadında da güvenle kullanılabilir.

DMPA/ Depo-provera:

150 mg depo-medroksiprogesterone asetat içerir.

3 ayda bir intramuskuler yolla uygulanır.

DMP Kullanım Kuralları:

Düzenli olarak, 3 ayda bir kez uygulanır.(±15 gün)

15 günden fazla süre geçmiş ise ve gebe olmadığından emin ise enjeksiyon yapılabilir ve 7 gün ek yöntem kullanılır.

Bu süre içinde cinsel ilişki olursa, acil kontrasepsiyon uygulanabilir.

İlk Kez DMPA Kullanmaya Başlama:

Kadın adetinin ilk 7 günü içindeyse: Hemen başlanır.Ek yöntem gerekmez.

Kadın adetinin 8-28. günlerinde ve gebe olmadığından emin ise başlanır.7 gün ek yöntem kullanır.

Doğum sonrası emziriyorsa(6 hafta-6 ay arasında):

Adet görmüyorsa: herhangi bir zamanda başlanır ve tam emziriyorsa ek yöntem gerekmez. (15 gün ara ile gebelik testi yapılır, negatif ise başlanabilir)

Doğum sonu emziren ve adet görende:

Kadın adetinin ilk 7 günü içindeyse hemen başlanır.Ek yöntem gerekmez

Kadın adetinin 8-28. günlerinde ve gebe olmadığından emin ise başlanır. 7 gün ek yöntem kullanır.

Doğum sonrası emzirmiyorsa:

Doğumdan hemen sonra başlanabilir,

Düşük sonrası:

ilk 7 gün içindeyse hemen başlanır.

Ek yöntem gerekmez.

İmplanon® Kullanım Kuralları:

Üç yılda bir kez cilt altına uygulanır.

3 yıl sonra etkisi tamamen bitmemekle birlikte koruyuculuğu azalmaktadır.

3 yıl sonra yenilenmelidir.

İlk kez İmplanon Kullanmaya Başlama:

 

Kadın adetinin ilk 5 günü içindeyse: Hemen uygulanabilir,ek yöntem gerekmez.

Kadın adetinin 6-28. günlerinde ve gebe olmadığından emin ise hemen uygulanabilir. 7 gün ek yöntem kullanır.

Doğum sonrası emziriyorsa, 6 hafta-6 ay arasında,adet görmüyorsa herhangi bir zamanda uygulanabilir ve tam emziriyorsa ek yöntem gerekmez,

Doğum sonrası adet görmeye başlamışsa; adetinin ilk 5 günü içinde hemen uygulanabilir.Ek yöntem gerekmez.

Kadın adetinin 5-28. günlerindeyse ve gebe olmadığından emin ise uygulanır.7 gün ek yöntem kullanır.

Doğum sonrası: emzirmiyorsa, doğumdan hemen sonra uygulanabilir.

Düşük sonrası ilk 7 gün içindeyse: hemen uygulanabilir.Ek yöntem gerekmez.

DMPA İstenmeyen Gebeliklerden Ne Kadar Korur?

Düzenli kullanıldığında çok yüksek oranda korur(%99.7)

Doğru kullanılmazsa koruyuculuğu yüzde 97’ye düşer.

Yapılan araştırmalarda kullanıcıların hiçbirisinde gebelik saptanmamıştır, %100 koruyucu olarak bulunmuştur.

Ancak yeni bir yöntem olduğundan, daha uzun süreli kullanımına bağlı araştırma sonuçlarına gerek vardır.

DMPA İstenmeyen Gebeliklerden Nasıl Korur?

Ovulasyon baskılanır.

Progesteronun etkisiyle servikal mukus kalınlaşarak spermlerin geçişi engellenir.

Endometriyum incelerek implantasyona elverişsiz hale gelir.

DMPA Olumlu Yönleri Nelerdir?

Gebelikten koruyucu etkisi çok yüksektir.

Kullanılması kolaydır.(3 ayda sadece 1 kez enjeksiyon yeterlidir)

18-45 yaş arasında güvenle kullanılabilir.

Emzirenler güvenle kullanabilir.

Sigara içenler de güvenle kullanabilir.

Endometriyum ve over kanserinden KORUR.

Pelvik enfeksiyonlardan korur.

Safra kesesi hastalığı, kalp kapak hastalığı olanlar da kullanabilir.

Çok az bir ilaç etkileşimi olabilir.

İmplanon Olumlu Yönleri Nelerdir?

Gebelikten koruyucu etkisi çok yüksektir.

Kullanılması kolaydır. (3 yılda sadece 1 kez uygulanması yeterlidir)

Menarştan menopoza dek her yaşta güvenle kullanılabilir.

Hatırlamayı gerektirmez.

Cinsel ilişkiden bağımsızdır.

Östrojene bağlı yan etki olmaz.

Emzirenler güvenle kullanabilir.

Sigara içenler de güvenle kullanabilir.

Çıkarılınca doğurganlık 3 ay içinde geri döner.

DMPA Kullanırken Görülebilecek Durumlar:

Adet düzensizlikleri sıktır,amenore sık görülür, endometriyumun incelmesine bağlıdır, tedavi gerektirmez, menopoz veya adetten kesilme demek değildir.    

Lekelenme veya az kanama: genellikle ilk enjeksiyondan sonra görülür.    

Fazla veya uzamış kanama: genellikle ilk enjeksiyondan sonra görülür.

Kilo artışı olabilir.

Enjeksiyonlar bırakıldığında gebeliğin geri dönüşü gecikebilir. (son enjeksiyondan sonra ortalama 10 ay gecikebilir).

İmplanon Kullanırken Görülebilecek Durumlar:

Adet düzeninde aksama, düzensiz ve uzamış kanamalar ilk yıl sık görülür.

Amenore, uygulamadan bir yıl sonra, sıklıkla görülür.

Nadiren lokal rahatsızlıklar olur;uygulama ve çıkarma esnasında enfeksiyon, çıkardıktan sonra nedbe, yara izi

Baş ağrısı,Baş dönmesi

Akne,

Alt karın ağrısı

Memelerde dolgunluk

Kilo alma

DMPA Nerelerden Temin Edilebilir?

İlk kez kullanmaya başlanırken, mutlaka herhangi bir sağlık kuruluşuna baş vurulmalıdır. yönteme özel danışmanlık hizmeti alınmalıdır.

Yönteme uygun olan kadınlar kontrol izlemleri dışında yöntemi herhangi bir sağlık kuruluşundan ve/veya eczaneden temin edebilirler.

Ancak enfeksiyonlardan korunmak için enjeksiyonlar bir sağlık kuruluşunda yapılmalıdır.

İmplanon Nerelerden Temin Edilebilir?

İlk kez kullanmaya başlanırken, mutlaka herhangi bir sağlık kuruluşuna baş vurulmalıdır. İmplanon kullanmayı planlayan kadına eğitimli sağlık personeli tarafından yönteme özel danışmanlık hizmeti verilmelidir.

Uygulama konusunda eğitimli ve deneyimli sağlık personeli tarafından ve bir sağlık kuruluşunda uygulanması ve çıkarılması gerekmektedir.

DMPA Kullanırken Kontrola Gelmek Gerekir mi?

Yönteme uyumun değerlendirilebilmesi için ilk kez 3 ay sonra kontrola/yeni enjeksiyona gelinmelidir.

Hiç bir yakınma olmasa da her yıl bir kez kontrola gelinmelidir.

Herhangi bir yakınma olursa, istendiği zaman kontrola gelinebilinir.

Herhangi bir nedenle yöntem bırakılmak istenirse, bırakılmadan önce sağlık personeline danışılması hatırlatılır.

İmplanon Kullanırken Kontrola Gelmek Gerekir mi?

Uygulama yerini kontrol etmek için 1 hafta içinde kontrola gelinmelidir./Uygulamadan sonra 24 saat sonra gazlı bez açılmalı,2-3 gün uygulama yeri kuru tutulmalı,4-5 gün sonra yaranın üzeri açılmalıdır.

3. ayda ikinci izlem,Yılda bir kez izlem ile devam edilir.

Herhangi bir yakınma olursa, istendiği zaman kontrola gelinebilinir.

Herhangi bir nedenle yöntem bırakılmak istenirse, bırakılmadan önce sağlık personeline danışılması hatırlatılır. 3 yıl sonra implantın çıkarılacağı tarihte geri gelmesi hatırlatılır.

DMPA Uyarı İşaretleri:

Aşırı adet kanaması; normalin 2 katı uzun süre ya da 2 katı fazla kanama

Adetler arasında 7 günden uzun süren kanama

Uzun süren düzenli adet döneminden sonra, geciken menstrüel kanamalar

Enjeksiyonlara başladıktan sonra tekrarlayan şiddetli migren tipi baş ağrıları,

Görmede bulanıklık

Karnın alt bögesinde şiddetli ağrı

Sarılık

İmplanon Uyarı İşaretleri:

Uygulama yerinde ağrı, kızarıklık, hassasiyet

Adet gecikmesi (gebelik kuşkusu)

Düzensiz ve aşırı vajinal kanama, normalin 2 katı uzun süre ya da 2 katı fazla miktardaki kanama

Şiddetli baş ağrısı

İmplanon Uygulanması: İmplanon çıkarılması:

Özet Soruları:

Depo Provera “sadece progesteron içeren enjekte edilen hormonal kontraseptifdir.

DMPA cilt altı enjeksiyonla uygulanır.

DMPA sadece emzikli kadınlar için uygun olan bir AP yöntemidir.

DMPA’nın en sık görülen olası sağlık sorunu adet düzensizlikleridir.

Sigara içen kadınlar için DMPA uygun değildir.

Sistolik tansiyon arteriyel <160, diastolik <110 mmHg olan kadınlar DMPA kullanabilirler.

İmplanon 5 yıl süre ile istenmeyen gebeliklerden korur.

İmplanon derin kas içi enjeksiyonla uygulanır.

İmplanon adetin ilk 5 günü içinde uygulanabilir ve ek yöntemle korunmak gerekmez.

DMPA kullanan kadın yöntem kullanmayı bıraktığında ortalama 10 ay sonra gebe kalabilir.

İmplanon kullanan kadın, İmplanon’u çıkarttıktan 1-3 ay sonra gebe kalabilir.

RİA NEDİR ?

 

 RİA, rahim içine yerleştirilen, genellikle bakır ya da hormon içeren, küçük plastik bir cisimdir.

Rahim içi araçlar (RİA) geri dönüşlü, uzun süre etkili doğum kontrol yöntemlerindendir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 RİA Çeşitleri

 Bakırlı RİA’lar:

TCu 380A,

Multiload (MLCu 250 ve 375) ve

Nova T (TCu 200Ag ve 380Ag)

 

Hormonlu RİA’lar:

Progestasert

LevoNova ve Mirena.

 

 

T Cu 380 A (T-care, Pregna)

 

 

 

“T” harfine benzer.

Poliüretandan yapılmıştır.

Gövdede 314 mm², her iki kolda 33’er mm²’lik iki bakır bant bulunmaktadır.

10 yıl süreyle korur

 

 

Nova T (TCu 200 Ag, 380Ag)

 

 

“T” harfine benzer

Poliüretandan yapılmıştır.

Gövdesinde gümüş çekirdekle stabilize edilmiş 200 ya da 380 mm² bakır tel

5 yıl süreyle korur

 

Multiload (ML Cu 250 ve 375)

 

  

Üzerinde dikensi çıkıntıları olan atnalı şeklinde iki kol ve dikey gövdeden oluşur;

polietilenden yapılmıştır.

Gövde kısmına 250 ya da 375 mm² bakır tel sarılmıştır.

3-5 yıl süre ile gebelikten korur.

 

Türkiye’de Kullanılmakta Olan Hormonlu RİA’lar

 

Ülkemizde hormonlu RİA olarak “ Mirena® ” piyasada bulunmaktadır.

“T” şeklindeki iskeleti polietilenden yapılmıştır.

Gövdesinde 52 mg levonorgestrel içeren bir silindir bulunur. 

Günde 20 µg levonorgestrel salarak 5 yıl süreyle korur

 

RİA’nın Etki Mekanizması:

 

Bakırlı RİA’lar

 

Fertilizasyona engel olur

Bakır etkisi ile spermin üst genital yollara ulaşmasının engellenmesi

Endometriyumu etkileyerek sperm fagositozu

ovum transportunun önlenmesi

 

İmplantasyonu engeller

Endometriyumu etkileyerek;

 

 

RİA’nın Etki Mekanizması

Hormonlu RİA’lar

 

Levonorgestrel içeren RİA’lar:

 

Asıl etki hormonal-lokal etkidir.

Endometriyal proliferasyon engellenir,

Servikal mukusu kalınlaştırarak spermlerin uterusa geçmesine engel olur.

Ovulasyonu etkilemez.

Etkililik:

RİA en etkili yöntemlerden biridir.

Yöntem başarısızlığı;

Cu-RİA için her 1000 kadında 6-8,

LNG-RİA (Mirena®) için binde 1’dir.

 

 

Uygulama Zamanı:

 

İnterval dönem

Doğum sonrası dönem

Düşük sonrası dönem

 

 

İnterval dönemde RİA uygulama

 

Cu-RİA

 

Adetin ilk 12 günü içinde uygulanabilir.

Gebe olmadığından emin olunan herhangi bir zamanda uygulanabilir.

Ek yöntem gerekmez.

 

 

İnterval dönemde RİA uygulama

 

LNG-RİA

 

Adetin ilk 7 günü içinde uygulanabilir.

Kadının gebe olmadığından emin olunan herhangi bir zamanda uygulanabilir.

7 gün ek yöntem

 

 

Doğum sonu RİA uygulama:

 

Plasentanın ayrılmasından sonraki ilk 10 dakika içinde ya da ilk 2 gün (48 saat) içinde Cu-RİA uygulanabilir

(LNG-RİA : DSÖ 3).

Postpartum RİA uygulanmışsa, doğum sonrası kanama bitene kadar cinsel ilişkiden kaçınması önerilir.

İlk 48 saat geçmiş ise, 4. haftadan sonra

sezaryen de dahil,

 

 

Düşük sonu RİA uygulama:

 

Enfeksiyon belirtisi yoksa MR’dan ya da spontan düşükten hemen sonra veya ilk hafta içinde uygulanabilir.

Daha sonraki uygulamalarda gebelik olasılığı ekarte edilmelidir.

İkinci trimester düşüklerden sonra RİA’nın atılma olasılığı yüksek olduğu için girişim ertelenebilir.

RİA’nın çıkarılma zamanı:

 

 

Cu-RİA Çıkarma Zamanı:

 

a. Gebelik istendiği için çıkarılıyorsa; siklusun herhangibir gününde çıkarılabilir.

b. Gebelik istenmiyorsa; cinsel ilişkinin olmadığı 7 günlük sürenin sonunda çıkarılabilir.

 

 

LNG-RİA Çıkarma Zamanı:

 

a. Gebelik istendiği için çıkarılıyorsa; siklusun herhangibir gününde çıkarılabilir.

b. Gebelik istenmiyorsa; cinsel ilişkinin olmadığı 7 günlük sürenin sonunda çıkarılabilir.

 

 

Cu-RİA Nerelerde, Kim Tarafından Uygulanır?

 

Sertifikalı hekim, ebe, hemşirenin bulunduğu Sağlık Bakanlığına bağlı bütün Sağlık Ocakları, Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri, Devlet ve SSK Hastaneleri, Doğumevleri, Üniversite Hastaneleri, Özel Klinik ve Polikliniklerin Aile Planlaması Kliniklerinde,

“Aile Planlaması Sertifika Eğitim Programı”na katılarak sertifika ile bunu belgelemiş olan Pratisyen Hekim, Ebe, Hemşire ve Uzman Hekimler tarafından uygulanabilir.

Mevcut yasa ve yönetmeliklere göre (1983 yılı 2827 Sayılı yasa), Pratisyen hekimler sertifika aldıktan sonra tazeleme eğitimi almaksızın hizmet sunumlarına devam edebilirlerken, ebe ve hemşirelerin sertifikalarını (RİA uygulama bilgi ve becerilerini) her beş yılda bir kez tazelemeleri gerekmektedir.

 

 

LNG-RİA Nerelerde, Kim Tarafından Uygulanır?

 

LNG-RİA’nın uygulanması, çıkarılması tamamen farklı teknik,

beceri gerektirdiğinden, ancak bu konuda eğitim almış sağlık

personeli tarafından uygulanması ve çıkarılması

gerekmektedir.

 

 

Cu-RİA’ların Olumsuz Yönleri:

 

Karnın alt bölgesinde rahatsızlık, adet kanamalarında süre ve miktar olarak artma, dismenore, adet dönemleri arasında lekelenme ve kramplar olabilir.

RİA uterustan servikse, vajinaya doğru kayabilir ve dışarıya atılabilir.

RİA’lar cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruyucu değildir.

Uygulama sırasında az da olsa uterus perforasyonu riski vardır (binde birden azdır).

Uygulanması ve çıkarılması hafif ağrılı olabilir.

 

 

LNG- RİA’ların Olumsuz Yönleri:

 

Adet düzensizliği yapar; Uygulamadan sonraki ilk 6-12 hafta, kanamalı gün sayısı artar.

İlk 1 yılda kullananların %65’inde amenore ve hipomenore görülür.

Adetler arası kanama; ilk 12 aya dek uzayabilir.

 

 

Cu-RİA’ların Yan Etkileri:

 

Menstrüel kanamanın miktar ve süresinde artış olması

Menstrüel düzenin bozulması

İlk birkaç siklus boyunca adet sancıları (dismenore) artabilir.

 

 

LNG- RİA’ların Sistemik Yan Etkileri:

 

Tanı konulmamış vajinal kanama

Mevcut, aktif pelvik enfeksiyon

Pelvik tüberküloz

İyi ve kötü huylu trofoblastik hastalık öyküsü

Over kanseri, serviks kanseriendometriyum kanseri

Mevcut düşük sonu/doğum sonu sepsis

AIDS varlığı veya yüksek CYBE/HIV riski

 

 

CU-RİA Kimler Kullanamaz?

 

Tanı konulmamış vajinal kanama

Mevcut, aktif pelvik enfeksiyon

Pelvik tüberküloz

İyi ve kötü huylu trofoblastik hastalık öyküsü

Over kanseri, serviks kanseriendometriyum kanseri

Mevcut düşük sonu/doğum sonu sepsis

AIDS varlığı veya yüksek CYBE/HIV riski

 

 

LNG- RİA Kimler Kullanamaz?

 

(ek olarak)

Migren tipi baş ağrısı

Mevcut –aktif tromboembolik hastalık

Mevcut-aktif pürülan servisit, gonore, klamidya

Aktif viral hepatit

Dekompanse siroz

Karaciğer tümörleri (iyi ve kötü)

Mevcut ve geçirilmiş, son 5 yıldır bulgusu olmayan meme kanseri

 

 

RİA Kullanıcıları İçin Uyarı İşaretleri:

Aşağıdaki durumların herhangi birinde hemen bir sağlık kuruluşuna

başvurulmalıdır:

 

Adet gecikmesi, gebelik kuşkusu

Aşırı vajinal kanama

Karın ağrısı, cinsel ilişki sırasında ağrı,ateş

Anormal vajinal akıntı

İpliklerin kaybolması, ele kısa ya da uzun gelmesi

RİA’nın atılması

 

 

RİA için Yönteme Özel Danışmanlık:

RİA danışmanlığında şu bilgiler verilir:

 

RİA’nın tanımı, gebeliği nasıl önlediği, etkililiği

Olumlu ve olumsuz yönleri

Uygulanması/çıkarılması ve etki süresi,

Uygulama gecikecekse kullanılacak yöntem

Doğurganlığın geri dönüşü

Olası yan etkileri, sağlık sorunları

Uyarı İşaretleri

*Kullanıcıya, üzerinde uygulama tarihi, kullanılan RİA’nın tipi, etki süresi,

kontrol tarihi yazılı bir kart verilmeli, izleme gelirken yanında getirmesi

hatırlatılmalıdır.

 

 

RİA İzlem:

 

İlk izlem: Uygulamadan sonraki üç ay içinde (tercihan ilk adetin bitiminde)

Sonraki izlemler: yılda bir kez.

Bir yakınması olduğunda ve/veya uyarı işaretlerinden biri veya birkaçı ile karşılaştığında izlem tarihini beklemeksizin kliniğe başvurması önerilir.

 

 

RİA İzleminde Yapılması Gerekenler:

 

Memnuniyeti sorulur.

Adet düzeni, kanamaları –miktarı ve süresi- sorgulanır,(gerek görülürse Hb/Htc ölçümü yapılır, Hb <10 gr/dl ise oral demir preparatı başlanır)

Pelvik muayene ve GYE taraması yapılır

Soruları varsa yanıtlanır.

Sorunları varsa, tetkik ve tedavi edilir. (Gerekirse kontrol)

Sağlık sorunları var ve çözümlenememiş ise, uygun bir merkeze yönlendirilir, sevk edilir.

Bulgular normal ise 12 ay sonrasına randevu verilir.

RİA’nın kullanım süresi ve uyarı işaretleri hatırlatılır.

 

 

Cu-RİA İzleminde Karşılaşılabilecek Sağlık Sorunları:

 

Gebelik (+RİA, dış gebelik)

Adet kanamalarında artma,

Adet kanamalarının süresinde uzama,

Adetler arası lekelenme,

Pelvik enflamatuar hastalık (PEH)

RİA’nın yerinden kayması,atılması.

 

 

LNG-RİA izleminde ayrıca karşılaşılabilecek sağlık sorunları:

 

Adet kanamalarında artma (ilk 6-12 ay içinde)

Adet kanamalarında azalma ( ilk 6 aydan sonra oligomenore, amenore gelişebilir)

Adetler arası lekelenme

 

 

RİA’nın Çıkarılma Nedenleri:

 

Kullanıcı çıkarılmasını istediğinde,

Kullanıcı gebe kalmak istediğinde,

Yan etkiler ya da sağlık sorunlarının devam ettiği durumlarda,

RİA’nın etki süresi dolduğunda. Örneğin TCu 380A RİA 10. yılın sonunda çıkarılır.

 

 

ÖZET SORULARI

 

Cu-RİA fertilizasyonu engelleyerek gebelikten korur.

Hormonlu RİA’lar, 10 yıl kullanımdan sonra değiştirilmelidir.

Cu-RİA endometriyumda meydana gelen biyokimyasal ve histolojik değişikliklerle implantasyonu engelleyerek gebelikten korur.

NovaT Cu 380Ag’de 380 mm² bakır tel vardır. Bakır T 380A’da, mevcut olan bakır yüzey alanı 380 mm² dir.

Cu-RİA’nın istenmeyen gebeliklerden koruma mekanizmaları arasında, spermler üzerine etki yer almaz .

RİA’lar sadece kadın adetli iken uygulanabilir.

LNG_RİA’da her iki kolda ve gövdesinde bakır tel sarılıdır.

Adet kanamalarında süre ve miktar olarak artma, Cu-RİA kullananlarda sık görülen yan etkilerdendir.

Bakırlı T 380-A, 10 yıl süre ile istenmeyen gebeliklerden korur.

Kanama yakınması ile başvuranın RİA’sı hemen çıkarılır.

RİA uygulandıktan sonra, kullanıcı bir yıl sonra ilk kontrola davet edilir.

Hormonlu RİA’lar, istenmeyen gebeliklerden korunmada bakırlı olanlarından daha etkilidir.

 

 

 

 

 

RİA, rahim içine yerleştirilen, genellikle bakır ya da hormon içeren, küçük plastik bir cisimdir.

Rahim içi araçlar (RİA) geri dönüşlü, uzun süre etkili doğum kontrol yöntemlerindendir.

RİA Çeşitleri

 

Bakırlı RİA’lar:

TCu 380A,

Multiload (MLCu 250 ve 375) ve

Nova T (TCu 200Ag ve 380Ag)

 

Hormonlu RİA’lar:

Progestasert

LevoNova ve Mirena.

 

 

T Cu 380 A (T-care, Pregna)

                                                      TÜP LİGASYONU

 Geri dönüşsüz kalıcı bir cerrahi sterilizasyon yöntemidir.

Kadınlarda her iki fallop tüplerinin mekanik olarak kapatılması işlemidir.

 Tüp Ligasyonunun İstenmeyen Gebelikleri Önleme Etkisi Ne Kadardır?

 En etkili kontraseptif yöntemlerinden biridir.Başarısızlık oranı binde 1 kadardır.

 Tüp Ligasyonu için Yasal Durum    

 Türkiye’de  1983 yılında çıkarılmış olan 2827 sayılı yasaya gore ‘’18 yaşını tamamlamış kadınlar kendi isteğiyle,evil ise eşinin de onayı ile Tüp Ligasyonu yaptırabilirler.

Sağlık personelinin görevi bireylerin durumlarını iyi inceleyerek bilinçli seçim yapmalarına yardımcı olmaktır.

Yasa tüzük ve yönetmeliklerde mevcut olmayan koşulların ‘’suni engeller’’ olarak dayatılması üreme haklarına,başvuranın haklarına ve yasaya aykırıdır.

 Tüp Ligasyonu Nasıl Yapılır?

 İki yöntemle yapılabilir:

1-Laparoskopik yöntem

2-Minilaparotomi yöntemiyle

 Tüp Ligasyonu İstenmeyen Gebelikleri Önler?

 Tüp ligasyonu ile her iki tuba mekanik (kesme,bağlama,koterize etme,klips ya da halka takma gibi) olarak kapatılarak ovum ile spermin ovum ile spermin buluşması engellenmektedir.

 Tüp Ligasyonunun Olumlu Yönleri Nelerdir?

 Gebeliği önleme etkisi hemen başlar.

Tek bir uygulamadır.

Başarısızlık oranı çok düşüktür.

Cinsel ilişkiden bağımsızdır.

İleri dönemlerde ortaya çıkan bir sağlık sorunu yoktur..

18 yaş üzerindeki herkese,kendi isteği ve bilinçli onayı ile,, yapılabilir,kesin kontrendikasyonları yoktur..

Kullanıldığı sürece kontrol gerektirmez.

 Tüp Ligasyonunun Olumsuz Yönleri

 Geri dönüşümü zordur.

Uzun süren ve pahalı operasyon gerektirir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korumaz.

Düşük oranda da olda gebelik bir oranda da dış gebelik görülebilir.

Operasyonu izleyen birkaç gün süresince kesi yerinde ve alt batında ağrı olabilir.

 Tüp Ligasyonu Kimler İçin Uygun Değildir?

Bekar olan kadınlar

Hiç çocuğu olmayan kadınlar

Kendisinin ya da eşinin başka bir çocuk isteyip istemediğinden emin olmayanlar.

Psikolojik sorunları olan kadınlar

Evlilik sorunları olan kadınlar

 Tüp Ligasyonu Kadının Cinsel Yaşamını Etkiler mi?

 Tüp ligasyonu kadının hiçbir cinsel fonksiyonunu değiştirmez.

Kadın eskisi gibi adet görür, kadın istenmeyen gebelik endişesinden kurtulduğundan cinsel isteği ve performansında olumlu değişiklik olabilir.

 Tüp Ligasyonu(TL) Uygulama Zamanı

 Kadın için en uygun olan en kısa zamanda yapılır.

Eşlerin kararlarını gözden geçirmeleri için danışmanlık ile işlem arasında süre bırakılması önerilir.

İşlemin kadın adet gördükten sonra yapılması gerekmez.Gebe olmadığından emin olan kadın siklusun herhangi bir gününde ameliyata alınabilir.

Doğumdan hemen sonra yapılabilir.

1.trimester düşükten sonra (spontan veya isteğe bağlı) hemen yapılabilir.

Eğer daha önce gönüllü-bilinçli karar verilmedi ise sezaryen operasyonu esnasında yapılmamalıdır.

 Tüp Ligasyonunu Kim/Nerede yapar?

 Bir karın içi cerrahi müdahale olduğundan ameliyathane koşullarında yapılır.

Operasyon kadıın hastalıkları ve doğum uzmanı veya genel cerrahi uzmanı tarafından uygulanır.

Tüp Ligasyonu İçin İşlem Öncesi Hazırlık

 TL yaptırmak isteyen kadın ve eşi bilinçli onay verdiklerini belirten ‘İzin Belgesi’ni imzalarlar.

TL yaptıracak kadın işlem için banyo yapmalı,temiz giysilerle mücevhersiz,ojesiz ve bir erişkinle birlikte gitmelidir.

İş lemden 8 saat öncesinde aç kalmalı, herhangi bir ilaç alınmamalıdır.

 Tüp Ligasyonu İşlemi

 İşlemden önce hastanın endişelerini gidermek üzere ‘premedikasyon’için oral ilaç verilir.

TL yaptıracak kişinin yapacak hekimin kararına gore genel,bölgesel veya local anestezi yapılır.

Minilaparotomide pubis üzerinde 3-4 cm lik bir kesi yapılır,her 2 taraftaki tüpler bağlanır.İşlem 15-30 dakika surer.

Laparoskopide göbeğin hemen altında 1cm. likkesi yapılır,laparoskopik olarak her iki tüp bağlanır,halka takılır ya da koterize edilir.İşlem 10 dakika surer.İşlemden hemen sonar vital bulgular izlenir,kadın kendi başına giyinebildiğinde ve konuşması düzgün hale geldiğinde evine gönderilebilir.

İşlem sonrası kesi yerinde ve alt batında ağrı olabilir,bunun için basit ağrı kesiciler verilebilir.Profilaktik antibiyotikle önerilmez.

TL’deYan Etki/Komplikasyon

 Sağlık açısından güvenli bir uygulamadır.

Yan etki ve sağlık sorunları görüldüğü olgu sayısı çok azdır.ciddi sağlık sorunları olguların %2’sinden azında görülür.

Minilaparotomiden sonra görülebilecekler herhangi abdominal cerrahi bir işlemle aynıdır. Laparoskopiden sonar Minilaparotomi

Komplikasyonlarına ek olarak karnına şişirilmesi gaz embolisi,cilt altı amfizemi ve ender olarak kalp amfizemi ve ender olarak kalp ve solunum durması olabilir.

Anestezi komplikasyonları da nadir olarak nadir olarak görülür.

 Tüp Ligasyonunda İzlem

 İşlemden sonraki 7 gün içinde (en geç 14 gün içinde )yapılır.

İş lemin yapıldığı yerde ve tercihan TL’i yapan hekim tarafından muayene edilir.

Operasyon yeri gözden geçirilir,enfeksiyon bulgularına bakılır.

Absorbe olmayan dikiş kullanılmışsa dikişler alınmalıdır.

 Postpartum Tüp Ligasyonu

 Danışmanlık hizmeti vermenin en iyi zamanı prenatal dönemdir.Bu dönemde danışmanlık verilmesi kadına travay ve doğum stresi başlamadan evvel seçimini dikkatli bir şekilde düşünmesi için zaman verir.

Sağlık personeli postpartum ligasyonu veya RİA uygulamasından once kadının uygulamayı kesinlikle isteyip istemediğini sormalıdır.Kadının herhangi bir şüphesi varsa işlem gerçekleştirilmemelidir.

Başşvuran tüp ligasyonunu doğumdan önce seçmemişse,işlem hakkında bilğilendirilmiş ve kararını dikkatlice düşünerek vermişse erken postpartum işlem için uygun bir adaydır.

Seçimini eşi ile görüşmüş olması da iyi bir işarettir.

Başvuran sedasyonun etkisi altındayken,travaydeyken,doğum öncesi,doğum sırasında ve sonrasında stres altındayken tüp ligasyonu için başvuranın rızası alınamaz.

                                 VAZEKTOMİ

Kadınlarda “tüp ligasyonu”,erkeklerde“vazektomi” yöntemidir.

Başka çocuk istemeyen ve doğurganlıklarnı sona erdirmek isteyen çiftler için en güvenli yöntemlerden biridir.

 Türkiye’de 2003 yılında kadınların %5,7’ si Tüp Ligasyonu ile korunmaktadır.

1993 ve 1998’de hiç vazektomi ile gebeliklerden korunduğunu beyan eden yoktur.

 Vazektomi Nedir?

 Geri dönüşsüz,kalıcı bir cerrahi sterilizasyon yöntemidir..

Kendisinin ve eşinin başka çocuk istemediğinden emin olan,Eşinin sağlık nedeniyle kesinlikle gebe kalmaması gereken,Kalıcı bir yöntemle korunmak isteyen erkekler için uygun bir yöntemdir.

Erkeklerde vaz deferensin bağlanıp kesilmesi sonucu spermlerin meniye geçişini

engelleyerek etkili olur.

 Vazektominin İstenmeyen Gebelikleri Önleme Etkisi Ne Kadardır?

 En etkili kontraseptif yöntemlerden birisidir.Başarısızlık oranı binde 1 kadardır.

 Vazektomi İçin Türkiye’de Yasal Durum

 Türkiye’de 1983 yılında çıkarılmış olan “2827” sayılı yasaya gore “18 yaşını tamamlamış erkekler kendi isteğiyleğ, evli ise eşinin de onayı ile vazektomi yaptırabilirler.

 Vazektomi Nasıl Yapılır?

 İki yöntemle yapılabilir:

1-Klasik yöntem

2-Kesisiz bistürisiz yöntem

 Vazektomi İstenmeyen Gebelikleri Nasıl Önler?

 Spermler testislerde üretilip vaz deferenslerden penise ulaşır.Skrotumdan yapılan girişimle vaz deferense ulaşılarak vaz deferensler kapatılır ve spermin meni sıvısına karışması engellenir.

 Vazektominin Olumlu Yönleri

Kısa sürede ve kolaylıkla uygulanır,hastanede yatmayı gerektirmez

Bir uygulama yeter

Başarısızlık oranı çok düşüktür.

Eşlerin korunma sorununu ortadan kaldırır.

Cinsel ilişkiden bağımsızdır.

İleri dönemlerde ortaya çıkan yan etkisi yoktur.

18 yaş üzerindeki herkese kendi isteği ve bilinçli onayı ile yapılabilir.

Kesin kontrendikasyon yoktur.

Kullanıldığı sürece kontrol gerekmez.

 Vazektomi Kimler İçin Uygun Değildir?

 Bekar olan ve çocuğu olmayan erkekler.

Kendisinin ya da eşinin başka çocuk isteyip istemediğinden emin olmayan erkekler.

Psikolojik sorunları olan erkekler

Evlilik sorunları olan erkekler için ileride pişman olabilme olasığından dolayı ilk yöntem olarak önerilmez.

 Vazektominin Olumsuz Yönlerinleri::

 Geri dönüşü zordur ve pahalıdır.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korumaz.

Gebeliği önleme etkisi 20 boşalma sonrası veya veya 2 ay sonar başlar.Bu sure içerisinde ek yöntemler gerektirir.

Düşük bir oranda da olsa gebelik görülebilir.

Operasyon sırasında ve izleyen birkaç gün süresince skrotumda ağrı,kanama,şişlik olabilir.

 Vazektomi Kim(ler) Tarafından Nere(ler)’de Yapılmaktadır?

 Üroloji,kadın hastalıkları ve doğum ya da genel cerrahi uzmanlarıyla bu konuda Sağlık Bakanlığı tarafından açılan eğitim merkezlerinde kurs görerek yeterlilik belgesi almış pratisyen hekimlerce yapılır.

Uzman hekimler mesleklerini uyguladıkları yerlerde,pratisyen hekimlerse birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında yaparlar.

 Vazektomi Uygulama Zaman

 Vazektomi yaptırmak isteyen erkekler için en uygun olan en kısa zamanda yapılır.

Eşlerin kararlarını gözden geçirmeleri için danışmanlık ile işlem arasında süre bırakılması önerilir.

GEBELİK SONLANDIRILMASI (KÜRTAJ)

 Kürtaj veya gebelik sonlandırılması rahim içindeki bir gebeliğin özel yöntemlerle sona erdirilmesidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması ülkemizde reşit kadınlara tanınan yasal ve çağdaş bir haktır.

 Kürtaj (orjinal söylenişi ile küretaj) işlemi yalnızca Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanınca ve bu konuda sertifikası olan hekimlerce sağlık kuruluşlarında veya muayenehanelerde uygulanır. Ve elbette yapılan işlem hekimle hasta arasındadır.

 Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre istenmeyen gebelikler kadının arzusuyla 10. gebelik haftasına kadar sonlandırılabilir.

 Kişi evli ise eşinin de onayı gerekirken, evli değil ise ve 18 yaşını doldurmuş ise kendi isteği ve rızası yeterlidir. Yaşı 18’den küçük bayanlarda ise veli’nin onayı gereklidir.

Gebeliğin anne veya bebek için tıbben sakıncalı olması durumunda ise (bebeğin sakatlığı ya da annenin gebeliği kaldıramayacak kadar hasta olması durumlarında) 10 haftadan daha büyük gebelikler de sonlandırılabilir. Böyle bir durumda birden fazla uzman doktorun kurul kararı vermesi gereklidir.

Kürtajın tüm riskleri gebelik haftası büyüdükçe artar.

Zaten yasal sınır da bu nedenlerle tespit edilmiştir. 10 haftadan daha büyük gebeliklerin sonlandırılması tıbbi olarak da daha problemlidir.

Bu yüzden kürtaja karar verildiğinde yasal sınır olan 10. haftanın geçirilmemesi gerekir. Adet gecikmesi olmasa bile gebelik şüphesinde mutlaka bir jinekoloğa müracaat edilmelidir.

Sıkça sorulan sorulardan birisi gebeliğin bazı ilaçlar kullanılarak sonlandırılıp, sonlandırılamayacağıdır. Yurt dışında bazı ülkelerde kullanılan düşük ilacı (RU-486) Türkiyede kullanılmamaktadır. Ayrıca adet gecikmesinde bazen hekimlerin uyguladıkları ve halk arasında adet söktürücü olarak tanınan hap ve iğneler ise gebelik sonlandırılmasında işe yaramazlar.

Dünyanın pek çok ülkesinde ve de bizde gebelik sonlandırılması halen vakum tekniği ile yani enjektör içersine negatif basınçla çekme şeklinde uygulanmaktadır.

Kürtaj aslında kelime anlamı olarak “kazımak” anlamına geldiğinden dolayı rahim içersinden doku almak amacıyla değişik amaçlarla da uygulanabilir. Yani aslında sadece gebelik sonlandırmak için yapılmaz.

Özellikle kadınlarda görülen kanama bozukluklarında ve menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı küretaj yapılabilir. Ayrıca infertilite (kısırlık) araştırmalarında yumurtlama olup olmadığını anlamak vb. amaçlı kürtaj da uygulanabilir.

Kürtajın türleri nelerdir ?

1. Gebelik Boşaltımı

Üreme çağındaki kadınlarda en sık uygulanan kürtaj şeklidir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır.

2. Probe Küretaj

Kanama bozukluklarında ve özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı yapılan işlemdir. Özel aletler (küret) ile rahim içi, kürete edilir (kazınır). Şiddetli ve uzun süreli kanamalarda hem altta yatan sebebi tespit edebilmek, hem de aşırı kanamayı durdurmak amacıyla uygulanabilir.
Bu işlem sayesinde endometrial hiperplazi, rahim kanseri, rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir.

3. Fraksiyone küretaj

Uygulanış amacı probe küretaj ile hemen hemen aynıdır. Ancak burada rahimin içini döşeyen zar tabakasından ve rahim ağzının içini döşeyen kanaldan ayrı ayrı örnekler alınır ve patolojik incelemeye gönderilir. Özellikle rahim kanseri ve rahim ağzı kanserinin ayrımında önemli bir teşhis aracıdır.

4. Revizyone küretaj

Kendiliğinden olan bir düşükten sonra içeride kalan plasenta veya fetusa ait parçaları temizlemek için yapılan küretaja verilen isimdir. Düşüğün tam olduğu yani içeride parça kalmadığı düşünülse bile revizyone küretaj yapılabilir.
Ayrıca doğumdan sonra içeride plasenta (çocuğun eşi) parçaları kaldığından şüpheleniliyorsa, özel küretler ile kalan parçalar alınır. Bu işlem de revizyone küretaj olarak değerlendirilir.

5. Endometrial Dating (günleme)

İnfertilite (kısırlık) teşhisinde yumurtlamanın olup olmadığını anlayabilmek için adet adetin 21. gününde rahim içersinden örnek alınır.

Yumurtlamadan sonra salgılanan progestron hormonunun etkisi ile endometrium sekresyon (salgılama) fazına girer. Endometrial dating’de amaç endometrium durumunun adet siklusu ile uyumlu olup olmadığı anlamaktır. Bu amaçla rahim içinden özel bir küret ile tek bir örnek alınır.

Yumurtlama varlığını ve aynı zamanda kalitesini test etmek amacıyla yakın bir tarihe kadar oldukça yaygın uygulanan bu yöntem (endometrial dating) yani rahim iç tabakasının günlemesi artık günümüzde yavaş yavaş geçerliliğini yitirmektedir.

 
Gebelik sonlandırılması amacıyla yapılan kürtaj işleminin tekniği nedir ?

Kısaca bilgi vermek gerekirse vajina ve rahim ağzı, işlem esnasında mikrop kapmasını engellemek amacıyla dezenfektan sıvılarla temizlenir ve rahim ağzını sabitlemek için plastik bir alet vajinadan yerleştirilir ve genel anestezi için anestezi uzmanı tarafından gerekli ilaçlar verilir. (Çok nadiren lokal anestezi de uygulanabilir.)

Daha sonra çok ince plastik kanüller (borucuk)rahim ağzından rahim içine yerleştirilir. Bazen rahim ağzının genişletilmesi amacıyla daha geniş çaplı plastik kanüller kullanılması gerekebilir. Bu durumda da rahim ağzını genişletmek için buji adı verilen aletler kullanılır.

Kanül yerleştirildikten sonra kanüle bir enjektör iliştirilir. Enjektörde oluşan vakum yardımıyla rahimin içi vakumla boşaltılır.

Kürtajdan sonra ne olacak ?

İşlemden sonra ayılma odasına alınarak burada yarım/bir saat kadar dinleneceksiniz.

İşlem sonrası normal bir şekilde evinize ya da işinize gidebilirsiniz. Doktorunuz başka bir şekilde önermediyse herşeyi yiyip içebilirsiniz. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Uzun süredir aç olduğunuz için şekerli birşeyler yemenizde yarar vardır.

Genel anestezi sonrası 6-8 saat araba kullanmak gibi dikkat isteyen aktivitelerde bulunmamanız uygun olacaktır.

O gün ve sonraki gün kasıklarınızda hafif şekilde adet sancısı benzeri ağrılarınızın olması normaldir. Bu durumda herhangi alışık olduğunuz ağrı kesiciyi alabilirsiniz.

İşlem sonrası 3-4 gün kadar lekelenme tarzında kanamanız olacaktır. Kanama ile birlikte ufak pıhtı ya da parçalar da düşebilir. Bu tamamen normal ve beklenilen bir durumdur. Buna karşılık kanamanın hiç olmaması da anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle kanamanız olmasa da endişelenmeyiniz. Ayrıca adet kanaması şeklinde fazla bir kanamanız olursa da mutlaka hekiminizi arayınız.

İşlemden sonra duş şeklinde ayakta banyo yapabilirsiniz, ancak lekelenmeler devam ettiği sürece havuza, denize girmek sakıncalıdır.

İşlemden sonra 4-5 gün kadar ilişkiye girilmesi de rahim ağzı genişletme işlemi uygulandığından uygun değildir. Ayrıca kanamanız devam ettiği sürece de cinsel ilişki sakıncalıdır. Kanamanız bittikten sonra ilişkiye girebilirsiniz.

Eğer işlemden sonra beklenmeyen bir şekilde ateş yükselmesi olursa da mutlaka hekiminizle temas etmelisiniz.

Bir diğer sık sorulan soru da ilk gebelikte kürtaj olan bayanların bir daha gebe kalıp kalamayacakları konusudur.

Uygun şartlar altında, tecrübeli kişilerce gereği gibi yapılan gebelik sonlandırmalarında böyle bir tehlike söz konusu değildir. Eski dönemlerde vakum tekniği kullanılmadan sadece “küret” kullanılarak yapılan kürtajlarda rahim içersinin hasarlanma olasılığı daha fazla idi. Ayrıca yine önceki yıllarda, etkili dezenfektan ve antibiyotikler olmaması nedeniyle yapılan işlem sonrasında enfeksiyon (iltahaplanma) olasılığı fazla olduğundan böyle bir inanış geçmişten günümüze kadar gelmiştir.

Ancak günümüzde hijyenik bir ortamda ve uygun teknikle tecrübeli hekimlerce yapılan kürtajlarda ilk gebelik de olsa işlem sonrası komplikasyon (istenmeyen bir problem) oluşma olasılığı yok denecek kadar azdır.

Çok küçük gebeliklerde bazen gebelik ürünü boşaltılamayabilir ve gebelik rahim içersinde devam edebilir. 5 haftadan küçük gebeliklerde bu durum daha sık görülür. Fark edildiğinde 1 hafta sonra işlemin tekrarı gerekebilir. Bu nedenle kürtajın en erken 5-6. haftalarda yapılması ve kontrole de gidilmesi bu sebepten önemlidir.

Kürtaj sonrası “parça kalması” nedir?

Yasal gebelik tahliyesi sınırları içerisinde (<10. gebelik haftası) ve usulüne uygun olarak yapılan kürtaj uygulamalarında yaklaşık olarak %2-3 oranında gebeliğin bazı parçalarının tam alınanaması sorunu ortaya çıkabilir. Özellikle de rahim içersinde myomu olan ve rahim iç boşluğunun bu myom yüzünden normal anatomisinin bozulduğu durumlarda bu sorun ortaya çıkabilir.

Bu durum kendini bir iki hafta geçmesine karşın devam eden kanama şeklinde belli eder. Bazı durumlarda özellikle de büyük gebelik haftalarında uygulanan kürtaj işleminde parça kalırsa vajinadan kanamayla birlikte parça düştüğü de gözlenebilir.

Kesin tanı ultrason incelemesiyle konabilir.

Parça kaldığına tam olarak karar verilemiyorsa rahim kasılmasını artırıcı bazı ilaçlar ve antibiyotikler verilir.

Parça kaldığından muayene sonrası emin olunan durumlarda ise genellikle yapılan işlem bu parçaları temizlemek için daha kısa da olsa ikinci bir kürtaj işlemi uygulanmasıdır.

Kürtaj sonrası rahim içinde kan birikmesi

Özellikle çok küçük gebelik haftalarında ve rahim ağzı çok dar olan bayanlardaki kürtaj uygulamalarında görülebilir.

Küçük gebelik haftalarında işlem sonrası devam eden kanama rahim içinde birikir ve bu da rahimin aşırı büyümesine ve kramp tarzında kasık ağrılarının oluşmasına neden olur. Yapılan muayenede rahimin normalden daha büyük olduğu ve içerisinde kan birikimi olduğu saptanır ve rahim ağzı genişletilmesi yapılarak rahim boşaltılır ve sorun hallolur Bu da çok nadir görülen bir problemdir.

Kürtajdan sonra adet gecikmesi

Kürtaj sonrasi ilk adet genellikle 1 ay sonra görülür. Kürtajın yapıldığı gün adet kanamasının ilk günü olarak kabul edilir ve normalde kaç günde bir adet görülüyor ise o kadar süre sonra ilk adetin olması beklenir. Nadiren bu süre 50-60 güne kadar uzayabilir.

Eğer beklenen günde adet görülmez ise mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir. Eğer adet gecikmesine sebep olan şey gebeliğin devamı veya rahim içersinde oluşan Asherman Sendromu gibi bir problem değil ise ilaçlar kullanılarak adet görülmesi sağlanır.

Kürtajda Ne tür Anestezi Kullanılır ?

Gebelik sonlandırılması genel anestezi altında veya lokal anestezi ile gerçekleştirilebilir. Daha önce doğum yapmamış bayanlarda rahim ağzı küçük ve kapalı olduğundan genel anestezi altında rahim ağzı açılma işlemi yapılması daha konforludur. İşlemin kendisi 10-15 dakika, genel anestezi alma durumunda ise tüm işlem ortalama 30 dakika kadar sürmektedir. Daha önce normal doğum yapan bayanlarda lokal anestezi ile kürtaj uygulaması da yapılabilir.

Anestezi verilerek uygulanan kürtaj işlemi bittikten yaklaşık 1 saat sonra evinize dönebilirsiniz.

Bir hafta sonra kontrol için tekrar gelmeniz önemlidir. Bu kontrol muayenesinde size ayrıca aile planlaması hakkında bilgi verilecek ve size uygun olan korunma yöntemi tartışılacaktır.

AYRINTILI BİLGİ VE RANDEVU ALMAK İÇİN   0212 664 86 84  VE 0506 330 30 70 NUMARALI TELEFONLARIMIZI ARAYABİLİR VE        karakayaturgay@gmail.com  veya iletişim bölümüne mesaj gönderebilirsiniz.

DOĞUMDAN SONRA GEBELİKTEN

                         KORUNMAK

 

Doğumdan sonra bir süre annenin ruhsal, fiziksel sağlığı için yeni bir gebelik önerilmez. Bu sebepten belli bir dönem gebelikten korunmak şarttır.

 
Bu dönemin uzunluğu herkes için değişken olmakla birlikte doğumlardan sonra vücudun toparlanması için genel olarak en az bir yıl süreyle yeni bir gebelik önerilmez. Ancak bu bir yıl içinde vücut tam olarak kendini toparlayabilir.
Sezeryan ya da normal doğumla çocuk dünyaya getirmiş olmak bu süreyi değiştirmez.

Emzirme gebelikten korur mu?

 

Emzirme, doğum sonrası yaklaşık olarak 3 aya kadar tam koruyucu olmakla birlikte bu süre sonunda koruyuculuğu azalarak devam eder. Çünkü ovulasyon yani yumurtlama genellikle 3. aydan sonra başlar ve 5-6. aylardan sonra normal periyoduna döner.
Bir başka deyişle korunma olmadığı durumlarda, emzirmeyenlerde 3 hafta, emzirenlerde ise 3 aydan sonra gebelik şansı vardır.
Günde 5-6 kezden az olmayacak şekilde emziren, bebeğe verilen ek gıda oranı % 10-15’i geçmeyen ve adet görmeyen lohusalarda, koruma çok yüksek bir oranda olabilmektedir.

Daha başka korunma yöntemleri nelerdir?

 

Doğum sonrası korunma yöntemleri içinde en uygun yöntemler spiral, prezervatif (kondom) ve üç aylık depo progesteron iğneleridir.

 
Spiral doğumdan hemen sonra veya daha ideal olarak 40-45 gün sonra takılabilir. Takılacağı zaman adetli olmak şart değildir. Ancak elbette öncelikle detaylı bir jinekoljik muayeneden geçmek ve rahim ağzında yara, vajinal enfeksiyon, rahim veya yumurtalıklarda enfeksiyon (iltahap) bulguları, adet düzensizlikleri yaşamamak gerekir. Yine kişilerde bakır alerjisi de olmamalıdır.
Erkeğin prezervatif (kılıf) uygulaması da uygun şekilde kullanıldığı zaman spirale eşdeğer koruma sağlar. Ancak her erkek prezervatif kullanmayı sevmiyor olabilir.

 
Her iki yöntemi de kullanamayan kişilere “üç aylık depo progestinler” yapılabilir. Bu iğneler doktor tarafından yalnızca uygun kişilere reçete edilebilir. Süte bir zararı yoktur. Tam olarak 90 gün süreyle korunma sağlar, bu sürenin sonunda tekrar yapılması gerekir.
Depo iğnelerin bazı istenmeyen yan etkileri de olabilir. Bu istenmeyen yan etkileri iğnelerin yapıldığı süre boyunca adeta bir gebelik hali gibi adet görememe, bazen akne (sivilce), göğüslerde gerginlik, iştaha bağlı kilo artışı, zaman zaman adet düzensizlikleri şeklinde ara kanamalarıdır.

 
Ayrıca iğneler bırakıldıktan sonra adetler bir süre daha eski düzenli haline dönmeyebilir. Bu süre bazen 6 ayı bulabilmektedir.
Üç aylık depo progestin iğneleri gibi “saf progestin içeren doğum kontrol hapları” nadiren tercih edilen doğum kontrol yöntemlerindendir. Oluşturduğu yan etkiler depoprovera’ya benzer. Çok düzenli ve saatinde kullanılmadığı durumlarda gebelikler de oluşabilir.

 
3. aydan sonra uzun etkili, cilt altı implantların (progesteron içeren) kullanılması da, alternatif bir kontraseptif yöntem olarak hastalara sunulmalıdır.

Emziren kadınlarda doğum kontrol hapları kullanılabilir mi?

 

Klasik doğum kontrol hapları hem estrojen hem de progestinleri içerir. Progestinlerin anne sütüne her hangi bir zararları olmazken estrojenler anne sütünü azaltır. Bu yüzden emzirme döneminde doğum kontrol hapları önerilmez.

 
Doğum sonrası artık kesinlikle yeni bir çocuk istemeyen ve 30 yaşın üzerindeki kişilerde Tüplerin – kanalların bağlanması (ligasyon) işlemi yapılabilir.

 
Tüplerin bağlanması normal doğumdan sonra ilk 5 gün içinde veya doğumdan 40 gün sonrasından itibaren aile planlaması kliniklerinde laparoskopi veya minilaporotomi denilen küçük bir kesi yardımıyla yapılabilir.
Tüp bağlanması işlemi sezaryen olan gebelerde, ailelerin önceden işlem için rızalarını belirtir imza vermeleri durumunda ameliyat sırasında da yapılabilir.
Tüplerin bağlanması durumunda geriye dönüş yok denecek kadar az olduğu için çiftler çocuk istememe konusunda kesin kararlı olmalıdırlar.

 
Ancak eğer geriye dönüş istenirse tüp bebek yöntemiyle bunun da mümkün olabileceği akılda tutulmalıdır. Ayrıca yanlış bir inanış olarak tüplerin bağlanması adet düzensizlikleri, cinsel fonksiyonlarda azalma ve kasık ağrısı gibi şikayetler kesinlikle yaratmaz.
Erkekte tüp bağlanması işlemi ise vazektomi olarak bilinir. Lokal anestezi eşliğinde ayaktan yapılan çok basit bir işlemdir. İşlem sonrası cinsel istek veya fonksiyonlarında azalma yaratmaz ve meni’nin miktarında değişme olmaz.

 
Yine geri dönüşümü olmadığı düşünülerek yapılması gereken bir yöntemdir ama bu da tıpkı tüplerin bağlanması gibi tüp bebek yöntemiyle tekrar gebelik oluşturulabilecek bir tekniktir.
Diğer doğum kontrol yöntemleri ise servikal kep (başlık), vajen içi fitil ve kremler, geri çekme yöntemleri (coitus interruptus) ise koruyuculukları daha az olan yöntemlerdir.

 
Hangi korunma metodu kullanılırsa kullanılsın her türlü adet gecikmesi durumunda öncelikle gebelik düşünülmelidir. Eğer gebelik testleri ve muayene sonuçlarında gebelik saptanmazsa adet gecikmesi nedenine yönelik tedavi uygulanmalıdır.

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadan cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-85′i bir yıl içinde gebe kalır. Bu nedenle eğer bir süre ya da bundan sonra hiç bebek istenmiyorsa mutlaka etkili bir gebelikten korunma yöntemi kullanılmalıdır.

Her kadının istediği zamanda ve istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

 

 Oluşabilecek gebeliğin geçici olarak önlenmesine tıp dilinde “kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere de “kontraseptif” yöntemler denir.

 

 

Amaç anne ve doğacak çocukların sağlıklı olması ve çocuk sahibi olmak istendiğinde gebeliğin oluşmasıdır. Çünkü iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine dahi neden olabilmektedir.

 Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların da anne karnında gelişmeleri tam olmamakta, düşük doğum ağırlıklı bebekler doğmakta, sakatlık oranı yükselmekte, bakımları güçleşmekte ve bebek ölümleri artmaktadır.

 Elbette doğum kontrolü kadın sağlığına zarar vermeyecek yöntemler ile sağlanmalıdır.

 

 

Genel Anlamıyla gebelikten korunma yöntemlerini 2 grupta incelemek mümkündür;

 

 1. Doğal korunma yöntemleri

 2. Tıbbi korunma yöntemleri

 

 

Doğal yöntemlerin uygulaması kolay ve yaygın olmalarına karşın etkinlikleri azdır..

DOĞAL KORUNMA YÖNTEMLERİ NELERDİR ?

Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.

 Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.

 Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

 

 

Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler

 

 Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

 -Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.

Vaginada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.

 

 -Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.

 Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.

 -Vücut sıcaklığı değişir.

Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.

 

 

Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem

 

Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.

Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır.

İki parmak arasında uzayabilir.

Vaginadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.

Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.

Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.

Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.

Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR.

DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

Vaginada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.

Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.

 

Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi’nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

 

Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi? 

 

Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

 

Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir.

Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

 

 

 

Emzirmeyle Korunma (Laktasyon Amenoresi)

 

 

Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vaginasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

 

Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.

 

 

Doğal Yöntemlerin Vücutta Gebeliği Önleme Dışında Başka Bir Etkisi Var mı?

Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

 

UNUTMAYIN!

 

DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN

 

KORUMAZ.

 

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

 

Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

Erkeğin spermleri kadın vücudunda 3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

 

 

 

 

1. Prezervatif (kondom, kılıf)

 

 

 

 

Erkek spermlerinin vajinaya atılmasını, dolayısı ile sperm ve yumurtanın karşılaşmasını engelleyerek gebeliği önler.

 

Bir başka özelliği de cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engelleyen tek yöntem olmasıdır. (örn: AIDS, frengi, bel soğukluğu gibi.)

 Halk arasında kılıf diye de bilinir.

 Cinsel ilişki öncesi erkek tarafından doğru şekilde kullanıldığında koruyuculuk oranı % 95 – 98‘ dir. Her bir prezervatif bir defa kullanılmalıdır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur.

 

     

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadan cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-85′i bir yıl içinde gebe kalır. Bu nedenle eğer bir süre ya da bundan sonra hiç bebek istenmiyorsa mutlaka etkili bir gebelikten korunma yöntemi kullanılmalıdır.

Her kadının istediği zamanda ve istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

 

 Oluşabilecek gebeliğin geçici olarak önlenmesine tıp dilinde “kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere de “kontraseptif” yöntemler denir.

 

 

Amaç anne ve doğacak çocukların sağlıklı olması ve çocuk sahibi olmak istendiğinde gebeliğin oluşmasıdır. Çünkü iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine dahi neden olabilmektedir.

 Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların da anne karnında gelişmeleri tam olmamakta, düşük doğum ağırlıklı bebekler doğmakta, sakatlık oranı yükselmekte, bakımları güçleşmekte ve bebek ölümleri artmaktadır.

 Elbette doğum kontrolü kadın sağlığına zarar vermeyecek yöntemler ile sağlanmalıdır.

 

 

Genel Anlamıyla gebelikten korunma yöntemlerini 2 grupta incelemek mümkündür;

 

 1. Doğal korunma yöntemleri

 2. Tıbbi korunma yöntemleri

 

 

Doğal yöntemlerin uygulaması kolay ve yaygın olmalarına karşın etkinlikleri azdır..

DOĞAL KORUNMA YÖNTEMLERİ NELERDİR ?

Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.

 Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.

 Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

 

 

Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler

 

 Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

 -Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.

Vaginada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.

 

 -Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.

 Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.

 -Vücut sıcaklığı değişir.

Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.

 

 

Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem

 

Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.

Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır.

İki parmak arasında uzayabilir.

Vaginadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.

Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.

Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.

Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.

Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR.

DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

Vaginada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.

Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.

 

Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi’nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

 

Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi? 

 

Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

 

Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir.

Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

 

 

 

Emzirmeyle Korunma (Laktasyon Amenoresi)

 

 

Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vaginasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

 

Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.

 

 

Doğal Yöntemlerin Vücutta Gebeliği Önleme Dışında Başka Bir Etkisi Var mı?

Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

 

UNUTMAYIN!

 

DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN

 

KORUMAZ.

 

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

 

Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

Erkeğin spermleri kadın vücudunda 3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

 

 

 

 

1. Prezervatif (kondom, kılıf)

 

 

 

 

Erkek spermlerinin vajinaya atılmasını, dolayısı ile sperm ve yumurtanın karşılaşmasını engelleyerek gebeliği önler.

 

Bir başka özelliği de cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engelleyen tek yöntem olmasıdır. (örn: AIDS, frengi, bel soğukluğu gibi.)

 Halk arasında kılıf diye de bilinir.

 Cinsel ilişki öncesi erkek tarafından doğru şekilde kullanıldığında koruyuculuk oranı % 95 – 98‘ dir. Her bir prezervatif bir defa kullanılmalıdır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur.

 

     

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Gebelikten korunmak için herhangi bir yöntem kullanmadan cinsel ilişkide bulunan kadınların % 80-85′i bir yıl içinde gebe kalır. Bu nedenle eğer bir süre ya da bundan sonra hiç bebek istenmiyorsa mutlaka etkili bir gebelikten korunma yöntemi kullanılmalıdır.

Her kadının istediği zamanda ve istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır.

 

 Oluşabilecek gebeliğin geçici olarak önlenmesine tıp dilinde “kontrasepsiyon”, bu amaçla kullanılan yöntemlere de “kontraseptif” yöntemler denir.

 

 

Amaç anne ve doğacak çocukların sağlıklı olması ve çocuk sahibi olmak istendiğinde gebeliğin oluşmasıdır. Çünkü iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine dahi neden olabilmektedir.

 Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların da anne karnında gelişmeleri tam olmamakta, düşük doğum ağırlıklı bebekler doğmakta, sakatlık oranı yükselmekte, bakımları güçleşmekte ve bebek ölümleri artmaktadır.

 Elbette doğum kontrolü kadın sağlığına zarar vermeyecek yöntemler ile sağlanmalıdır.

 

 

Genel Anlamıyla gebelikten korunma yöntemlerini 2 grupta incelemek mümkündür;

 

 1. Doğal korunma yöntemleri

 2. Tıbbi korunma yöntemleri

 

 

Doğal yöntemlerin uygulaması kolay ve yaygın olmalarına karşın etkinlikleri azdır..

DOĞAL KORUNMA YÖNTEMLERİ NELERDİR ?

Ergenlikten başlayarak bir erkekte üreme yeteneği sperm üretiminin kesintisiz olmasına bağlı olarak sürekli iken, kadınlarda bu yetenek adet döngüsünün belli günleriyle sınırlıdır.

 Kadında karın içinde bulunan yumurtalıklarda, ergenlik sonrası üreme hormonlarının etkisiyle her ay bir yumurta gelişerek belli günlerde döllenmeye elverişli halde karın boşluğuna atılır. Yumurtlama dönemi olarak tanımlanan bu günlerde, kadın vücudunda gebeliğe hazırlık olarak düşünülebilecek bazı belirtiler de olur.

 Bu konuda bilinçlenerek doğurganlık belirtileri olan değişiklikler izlendiğinde kadınlar hangi günlerde gebe kalabileceklerini aslında anlayabilirler.

Gebelik istendiğinde bu günlerde cinsel ilişkide bulunarak gebe kalmak, istenmiyorsa da cinsel ilişkiden kaçınarak gebelikten korunmak olanaklıdır.

 

 

Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler

 

 Adet döngüsü boyunca doğurganlık dönemlerinde rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı, rahim ağzının biçimi ve kıvamı ile vücut sıcaklığında değişiklikler olur.

 -Rahim ağzından gelen akıntının tipi ve miktarı değişir.

Vaginada (hazne) çok kıvamlı olmayan, bol, şeffaf, kaygan ve iki parmak arasında uzayan bir akıntı olduğu günler (mukus uzaması), gebelik için elverişli günlerdir.

 

 -Rahim ağzının biçimi ve kıvamı değişir.

 Adet günlerinin bitiminde sert olan rahim ağzı yumurtanın olgunlaşmasından 4-5 gün önce yumuşamaya başlar, parmakla dokunulmak istendiğinde vajinanın üst bölümünde hissedilir, yumurtlama olduğu günlerde rahim ağzı iyice yumuşar ve zor ulaşılacak derinliktedir.

 -Vücut sıcaklığı değişir.

Yumurtlamadan hemen sonra vücut ısısı biraz (yarım derece kadar) artar ve yüksek kalır.

 

 

Akıntının Niteliğini İzlemeye Dayalı Yöntem

 

Adet kanaması tam olarak bitince birkaç gün vajinadan akıntı gelmez. Bu günler “KURU” günler sayılır.Kuru günlerden sonra yapışkan, koyu kıvamlı ve pürtüklü az miktarda bir akıntı hissedilir. Rengi sarı ya da beyazdır. Bu akıntı bazen fark edilemeyebilir.

Yumurtlama günleri yaklaşırken akıntı artar, kıvamı incelir ve görünümü berraklaşır.

İki parmak arasında uzayabilir.

Vaginadan “ISLAKLIK” olarak hissedilen bu ortamda spermler rahatlıkla 3-5 gün yaşayabilir, rahim içine geçer ve yumurtayı dölleyebilirler.

Islak günler doğurgan günlerdir. Gebelik isteniyorsa düzenli cinsel ilişkide bulunulur, istenmiyorsa ilişkiye girilmez.

Yumurtlamadan sonra akıntı yine değişir. Azalır, pürtüklü ve yapışkan olur. Vajinada yine KURU hissedilir. Bu ortamda spermlerin hareketleri güçleşir, rahim ağzından geçemezler ve yaşayamazlar.Bu bulguları izleyerek gebelikten korunmak isteyenler üç ay süre ile yalnızca akıntılarını gözleyerek ve bulgularını kayıt edip gözden geçirdikten sonra korunmaya başlayabilirler. Bu sırada mutlaka bu konuda eğitim almış bir sağlık personelinin rehberliği gereklidir. Cinsel ilişki, sıvıların niteliğinin değişmesine yol açar, bu nedenle ilk ayda cinsel ilişkiye girilmez. Akıntı izlenemeyeceğinden adet kanaması sürerken de cinsel ilişkiye girilmemelidir.Adet sonrası hiç akıntı olmayan KURU GÜNLERDE GÜNAŞIRI İLİŞKİ OLABİLİR.DAHA SIK İLİŞKİ OLURSA GEÇERLİ İZLEM YAPILAMAZ.

Vaginada ISLAKLIK hissedilince cinsel perhize başlanır. İNCE KIVAMLI, UZAYAN, BERRAK GÖRÜNTÜLÜ AKINTIDAN SONRAKİ DÖRT GÜN EN TEHLİKELİ GÜNLERDİR.

Tehlikeli günler geçince adet görene kadar olan cinsel ilişkilerde artık gebelik riski yoktur.

Arada kanama olursa, bu günlerde ve kanamanın en az üç gün sonrasına kadar yine ilişkide bulunulmaz.

 

Yalnızca vücut ısısını ya da rahim ağzının değişimini izleyerek gebelikten korunma da olasıdır. Ancak bunlar etkililiği daha az olan yöntemlerdir.

Pratik ancak daha uzun süreli cinsel perhizi gerektiren ve takvime dayalı bir yöntem olan Standart günler Yöntemi’nde adet sıklığı 26 ile 32 gün arasında değişen kadınlar adet başlangıcından itibaren 8 (sekiz) ile 19. (ondokuzuncu) günler arasında cinsel ilişkide bulunmayarak ya da bu günlerde kondom kullanarak da gebelikten korunabilirler. Bu yöntem eskiden önerilen takvim yönteminin daha geçerli bir uygulamasıdır.

 Doğurganlık Belirtilerine Dayalı Yöntemler ile Gebeliğe Karşı Etkili Bir Koruma Sağlanabilir mi? 

 Özenle doğru uygulandığında bu yöntemler elbette koruyucudur. Kurallarına tam uyulmadığı takdirde ise koruyuculuk çok azalır. Bu yöntemlerin kadın ya da erkek kondomu, diyafram, spermisit gibi bariyer yöntemlerle birlikte uygulanması etkililiği artırır.

 Yumurtlama günleri bazı hastalıklarda, büyük sıkıntı ya da üzüntüler yaşandığında, tatil dönemlerinde değişiklik gösterebilir. Bu durumlarda izlem özel bir dikkat gerektirir.

Genital yol enfeksiyonları varlığında akıntının niteliği değişeceğinden bu yöntemin uygulanması uygun değildir.

Dışarı boşalma:

 Cinsel ilişki sırasında vajina içine boşalma olmadan önce erkeğin cinsel organını kadının vaginasından çıkararak dışarıya boşalmasıdır. Bu yöntemin doğru uygulanabilmesi ve cinsel ilişkinin olumsuz etkilenmemesi için iki tarafın da bu konuda istekli ve kesin kararlı olması gerekir. Tam uygulanmadığında koruyuculuğu çok düşer.

Vagen yıkama:

 Cinsel ilişki sonrasında gebelikten korunma amacıyla vajinanın yıkanması tamamen etkisiz bir uygulamadır. Vajinanın yıkanması doğal korunmasını bozarak enfeksiyonların oluşma riskini artırdığından kesinlikle önerilmez.

 Doğal Yöntemlerin Vücutta Gebeliği Önleme Dışında Başka Bir Etkisi Var mı?

Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemleri özenle uygulamak için çok bilinçli ve kararlı olmak gerekir. Eşle tam uyum sağlamadan kullanılamazlar.

Herhangi bir nedenle doğal korunma yöntemlerini uygularken kurallarına tam uyamazsanız ilişki sonrasında korunmak için en geç 72 saat içinde acil gebelikten korunma önlemlerinden faydalanmak üzere hekime başvurabilirsiniz.

 

UNUTMAYIN!DOĞAL YÖNTEMLER CİNSEL YOLLA BULAŞAN ENFEKSİYONLARDAN KORUMAZ.

 Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunmanın tek yolu cinsel ilişki sırasında kadın ya da erkeğin kondom kullanmasıdır.

Özetle, yaygın olan ama yanlış bilinen bazı noktaları hatırlatmakta yarar vardır.

Erkeğin spermleri kadın vücudunda 3 gün kadar canlı kalabilirler. Bu da takvim metodunun güvenilirliğini azaltmaktadır.

 1. Prezervatif (kondom, kılıf)

 Erkek spermlerinin vajinaya atılmasını, dolayısı ile sperm ve yumurtanın karşılaşmasını engelleyerek gebeliği önler.

 Bir başka özelliği de cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engelleyen tek yöntem olmasıdır. (örn: AIDS, frengi, bel soğukluğu gibi.)

 Halk arasında kılıf diye de bilinir.

 Cinsel ilişki öncesi erkek tarafından doğru şekilde kullanıldığında koruyuculuk oranı % 95 – 98‘ dir. Her bir prezervatif bir defa kullanılmalıdır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur.

 

     

     

     

MICROTESE, MESA, TESA, PESE

Mikroskopik TESE
Mikroskop altında yapılan bu işlemde sperm bulma ihtimal çok daha yükselmekte ve testis dokusuna minimal hasar verilmektedir.

MESA işlemi nasıl uygulanır ?
MESA işlemi kanalları tıkalı olan erkeklere uygulanır. Bu hastalardan mikrocerrahi ile sperm elde edilir. MESA işlemi lokal anestezi altında uygulanır ve erkekcinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur.

TESE işlemi nasıl uygulanır ?
Lokal anestezi altında uygulanan bu işlem ile testisin farklı bölgelerinden küçük doku parçaları alınır. Bu parçalardan özel yöntemler ile ayrıştırılarak elde edilen sperm hücreleri ile mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştirilir. Bu işlemin erkek cinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur. TESE işlemi menisinde hiç spermi olmayan vakalar dışında menisinde hiç normal yapıda veya canlı spermi olmayan vakaların tedavisinde de uygulanabilir.

MESA ve TESE işlemleri ile alınan spermler kullanılarak yapılan mikroenjeksiyon uygulamaları ile anormal bebek doğma riski fazla mıdır ?
Bugüne kadar yapılan çalışmalarda bu işlemler sonrasında elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerde bir anomali artışı rapor edilmemektedir.

PESA İşlemi
Bu işlemde sperm erkek üreme kanallarından özel bir iğne yardımı ile aspire edilir. Lokal anestezi altında yapılabilen bir işlemdir.
MESA, TESE ve PESA işlemleri ile alınan spermler kullanılarak yapılan mikroenjeksiyon uygulamaları sonrasında elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerde bir anomali artışı tespit edilmemiştir.
Sperm hücreleri laboratuvarda hazırlanır. Hareketsiz spermlere hücre içi metabolizmayı hızlandıran kimyasallarla hareketlilik kazandırılır ve böylelikle mikroenjeksiyonda canlı spermlerin kullanılması mümkün olur. Ayrıca olgunluğunu tamamlamamış sperm hücreleri mikroenjeksiyon işleminden önce laboratuvarda zenginleştirilmiş besiyerlerinde ve inkübatörler içinde bekletilerek olgunlaştırılır.

TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE BAŞARIYI ARTTIRAN FAKTÖRLER

Yardımla tomurcuklanma (assisted hatching) yöntemi nedir ?
Tüp bebek tedavisinde embriyoya uygulanan işlemlerden bir diğeri assisted hatching‘dir. Embriyonun etrafında “Zona Pellusida” adı verilen koruyucu bir zar bulunur. Embriyo rahim içine verildikten sonra bölünmeye ve büyümeye devam etmekte, belli bir boya erişince bu zarı yırtarak rahim içine tutunmaktadır. Embriyo transfer edilmeden önce, onu çevreleyen dış zarın mekanik olarak, asit tyrode kullanılarak veya lazer yardımı ile inceltilmesi, veya tüm olarak delinmesi işlemine Assisted Hatching denilmektedir. Bizim merkezimizde, uygulama süresi çok kısa, güvenilir ve kullanışlı bir teknik olan lazer yöntemi kullanılmaktadır. Bu işlem; embriyonun zarının kalın olması durumunda (15 mikronun üzeri), 35 yaş üstü kadınlarda, daha önceki uygulamalarda iyi embriyoların transferine rağmen gebelik gerçekleşmeyen vakalarda ve dondurulmuş embriyo transferinde uygulanmaktadır.

Lazer uygulamaları sadece ileri yaştaki kadınlardan elde edilen embriyolara mı yapılıyor?
Lazer kullanılarak yapılan yardımla tomurcuklanma uygulamaları kadın eşin yaşına bakılmaksızın yumurtanın etrafındaki zona tabakasının normalden kalın olduğu vakalarda ve birden fazla tüp bebek veya mikroenjeksiyon uygulamasına rağmen gebeliğin elde edilemediği vakalarda yapılır. Lazer yardımı ile tomurcuklanma uygulamaları ile üçüncü,dördüncü hattadokuzuncuuygulamasında gebe kalarak sağlıklı çocuk sahibi olan çok sayıda vaka vardır. Lazer, yardımla tomurcuklanma işleminin yanında embriyonun içindeki toksik atıkların temizlenerek anne adayına transfer edilen embriyoların kalitesinin iyileştirilmesinde de kullanılır.

Blastosist transferi nedir ?
Döllenen yumurta bölünerek 2. günde 2-4 hücreli hale gelir ve klasik tüp bebek uygulamalarında bu evredeki embriyo anne rahmine transfer edilir. Doğal yollardan elde edilen gebeliklerde ise embriyo rahme 5. günde balstosist adı verilen çok hücreli evrede ulaşır. Bu evredeki embriyonun rahme tutunabilme şansı daha yüksektir. Günümüzde geliştirilen özel besi yerleri ile embriyoları blastosist dönemine kadar geliştirmek mümkündür. Blastosist transferi ile gebelik oranlarının yükseldiği gösterilmiştir. Dünyada ilk kez Singapur’da uygulanmaya başlayan ardışık transfer uygulamasında ise anne adayına ikinci günde yapılan embriyo transferinin ardından kalan embriyolar özel besi yerleri içinde geliştirilmeye devam edilir ve blastosist evresine gelen embriyo elde edilebilirse 6. günde bir embriyo transferi daha yapılır. Ardışık transfer ile gebelik oranları anlamlı olarak yükselmekte ve balstosist transferi ile elde edilen gebeliklerde düşük oranı çok azalmaktadır.

Co-culture:
Bu grup hastalarda daha iyi embriyo gelişimini sağlamak için, sentetik besi solusyonları yerine rahim içi (endometrium) hücrelerden hazırlanan destekleyici bir kültür ortamı (ko-kültür) kullanılmaktadır. Adetin 20-23. günleri arasında rahimden biopsi yoluyla alınan hücreler laboratuvarda çoğaltılarak kültür ortamı hazırlanır ve embriyo gelişimi bu ortamda devam ettirilir. Bu yöntem ile embriyolar vücut içindekine benzer şekilde rahim dokusu üzerinde büyütülmekte ve ortamda bulunan büyüme faktörleri embriyo gelişimini desteklemektedir. Bu yöntem ile hastalarda önceki denemelerine göre daha iyi kalitede embriyo gelişimi sağlanmakta ve gebelik oranlarında artış gözlenmektedir.

INTRAUTERİN INSEMİNASYON (AŞILAMA)

Aşılama olarak da bilinen intrauterin inseminasyon tedavisi çocuğu olmayan çiftlere uygulanan en yaygın tedavilerden biridir. Aşılama tedavisi sperm sayısı, yapısı ve hareketliliği normalin altında olan hastalara uygulanır. Aşılama tedavisi uygulanmadan önce erkekten alınan meni örneği sayı, hareket, yapı ve antisperm antikorları yönünden detaylı olarak incelenir. Kadın eşin ise tüplerinin açık olup olmadığının değerlendirilmesi gereklidir.

Bu işlemden önce kadın eşin yumurtalıklarının uyarılması için ilaç kullanabilir. Bu uygulama ile çoğul gebelik ihtimali artar. Kadın eşe ilaç kullandığı süre içinde ultrasonografik incelemeler yapılarak yumurta gelişimi izlenir ve yumurtanın içinde bulunduğu folikül adı verilen kesenin çapı 18-20 mm’ye ulaştığında hCG enjeksiyonu (folikülün çatlamasını sağlayan iğne) yapılır. Bundan 34-38 saat sonra aşılama yapılır.

Uygulamanın yapılacağı gün erkekten alınan meni özel yöntemlerle hazırlanarak hareketliliği ve yapısı iyi olan spermlerden zenginleştirilir. Aşılama yapılırken meninin hazırlanmadan kullanılması sakıncalıdır. Bu durum kadında alerjik reaksiyonlara, enfeksiyonlara ve ağrıya neden olabilir. Hazırlanan örnek özel katater aracılığı ile anne adayının rahmine verilir.
Düzenli adet gören, tüpleri açık olan, endometriozis hastalığı olmayan ve 35 yaşın altında olan kadınlarda başarı daha yüksektir. Aşılama ile gebelik şansı her uygulamada % 15-20 civarındadır.

 

Mikroenjeksiyon Nedir?
Yumurta kültürü ve sperm hazırlanması tamamlandıktan sonra döllenme safhasına geçilir. Döllenme standart tüp bebek (in vitro fertilizasyon; IVF) veya mikroenjeksiyon (intrasitoplazmik sperm injeksiyonu; ICSI) ile sağlanır. IVF ve ICSI’nin tek farkı dölleme safhasıdır; bunun dışında tüm basamaklar tamamıyla aynıdır. IVF görünür sperm problemi olmayan olgularda tercih edilir. ICSI ise sperm problemi olan ve izah edilemeyen infertilite olgularında tercih edilir. IVF’de yıkanan sperm yumurta yanına konur ve sperm kendisi döllemeyi gerçekleştirir. ICSI’de IVF’den farklı olarak öncelikle, yumurta etrafındaki hücreler eritilir ve bu şekilde yumurta mikroenjeksiyona hazır hale getirilir. Yumurta etrafındaki hücreler eritildikten sonra, yumurtanın olgunluğu değerlendirilir. Üç tip olgunlukta yumurta vardır: Metafaz-2 yumurta (olgun yumurta) (Şekil 1); Metafaz-1 yumurta (orta derecede olgun yumurta) (Şekil 2); Germinal-vezikül yumurta (olgun olmayan yumurta) (Şekil 3). Sadece metafaz-2 yumurtalara mikroenjeksiyon yapılır. Germinal vezikül yumurtalar kullanılamaz; Metafaz-1 yumurtaların ortalama %20’si metafaz-2 yumurtaya gün içinde dönüşebilir ve mikroenjeksiyon için kullanılabilir.  

Mikroenjeksiyonda bir sperm özel bir mikroskop altında bir yumurta içerisine yerleştirilir Döllenen yumurtalar inkübatöre yerleştirilir.

Yumurtalıkların Uyarılması

Tedavinin ilk aşaması yeterli sayıda döllenme yeteneğine sahip yumurta elde edebilmektir. Bu amaçla yumurtalıklar çeşitli ilaçlar ile uyarılırlar. İnsanda ilk tüp bebek gebeliği, doğal bir adet döneminde elde edilmiş tek yumurta döllenmesi ile elde edilmiş olsa bile, birden fazla sayıda embriyo transfer edilmesi, başarı olasılığını arttırmaktadır. Gerektiği kadar fazla sayıda embriyo elde etmenin tek yolu gerektiği kadar fazla sayıda yumurta elde etmektir. Günümüzde dünyadaki hemen hemen tüp bebek merkezlerinde yumurtalıkların uyarılması uygulanmaktadır.

Ünitemizde her olguya, kendi özelliklerine göre, bireyselleştirilmiş, yumurta uyarım protokolu uygulanır.

GnRH ANALOĞU

GnRH analogları, yumurtalıkları uyarım protokollerinin çok önemli bir kısmını oluşturur. Bazı özel durumlarda protokole bir doğum kontrol hapı da eklenebilir.

A. LUCRİN

Üç protokol olarak kullanılabilinir: 1) Uzun protokol (luteal protokol); 2) Stop-protokol ve 3) Mikrodoz flare-up protokol.

1. Luteal long protokol: En sık kullanılan protokoldur. Adetin 21. günü (veya beklenen adetden bir hafta önce) başlanır. Günlük doz, aksi belirtilmediği takdirde, 10 Ünite’dir. Gonadotropin iğnelerine başlandığı gün, Lucrin dozu 5 Ünite’ye düşürülür. Günde bir kez, günün aynı zamanında, cilt altı olarak yapılır. Lucrin, Profasi/ Pregnyl gününe kadar devam edilir.

2. Stop-protokol: Özellikle kötü over yanıtı olan veya öngörülen hastalarda tercih edilir. Kötü over yanıtı olabilecek olan hastalar: 1) daha önceki tüp bebek uygulamasında 3’den az yumurta toplanmış ve/veya Pregnyl/Profasi gününde bakılan E2 düzeyi 500 pg/ml altında olan bayanlar; 2) 3. gün FSH değeri 10 IU/L üzerinde ve/veya E2 değeri 60 pg/ml üzeri olanlar; 3) ileri bayan yaşı (>39), tek over varlığı (daha önce diğer overin cerrahi olarak çıkartıldığı olgular), daha önce kist ameliyatı olan olgular, ileri evre endometriozis varlığı. Anılan bu durumlardan herhangi birisinin varlığında, ünitemiz, size stop-protokol kullanılmasını uygun görebilir.

Stop-protokolda adetin 21. günü (veya öngörülen adetden 7 gün önce) Lucrin günde-tek doz 10 Ünite, cilt altı olarak başlanır. Adetin 2.-4. günü sabah 08.30’da Hastanemize başvurarak kanda E2 ve vajinal ultrasonografi yapıldıktan sonra yüksek doz gonadotropin injeksiyonlarınıza (genellikle günde 6 veya 8 ampul) başlanır. Gonadotropin injeksiyonlarına başlandığı gün, bir daha kullanılmamak üzere, Lucrin kesilir. Günde 5 tozdan daha yüksek olan gonadotropin dozlamasında, sabah ve akşama bölme yapılır (örneğin günde 5 toz uygulamada, sabah 2 toz + 1 su, akşam 3 toz + 1 su; sabah injeksiyonu E2, LH için kan vermeden sonra).

Stop-Lucrin protokolunda gonadotropin injeksiyonu takibinde E2 ile birlikte daima LH takibi de beraberinde yapılır.

3. Mikrodoz flare-up protokolu: Stop-protokol’a benzer şekilde özellikle kötü over yanıtı olan veya öngörülen hastalarda tercih edilir. Bu protokolde, daima Lucrin öncesi, bir doğum kontrol hapı (örneğin Lo-ovral) kullanılır. Adetin başladığı gün 1. gün kabul edilecek olur ise, 3. gün günde tek doz Lo-ovral kullanılır. Lo-ovral kullanımı için hastanın sigara içmemesi ve yüksek tansiyon problemi olmaması gerekmektedir.

24. gün (Lo-ovral’in başlandığı gün 1. gün olarak kabul edilir ise), Anatolia Tüp Bebek Laboratuvar’ında sulandırılarak hazırlanmış olan Lucrin’e başlanır. Sulandırma sadece Anatolia Tüp Bebek Laboratuar’ında yapılır. Sulandırılmış Lucrin kullanılarak başlama dozu, sabah 10 Ünite, akşam 10 Ünite’dir. Lucrin kullanımı, çatlatıcı iğne Profasi/Pregnyl yapıldığı güne kadar devam edilir.

25. veya 26. gün (Lo-ovral’in başlandığı gün 1. gün olarak kabul edilir ise) bazal E2, LH bakılır (sabah 08.30-09.00; Androloji Ünitesi) ve aynı gün bazal ultrasonografi yapılır (6 No’lu oda, sabah 09.00-10.00). Mikrodoz flare-up protokolunda gonadotropin injeksiyonu takibinde E2 ile birlikte daima LH takibi de beraberinde yapılır. 26. gün yüksek doz gonadotropin injeksiyonlarına (genellikle günde 6 veya 8 ampul) başlanır. Günde 5 tozdan daha yüksek olan dozlamada, sabah ve akşama bölme yapılır (örneğin günde 5 toz uygulamada, sabah 2 toz + 1 su, akşam 3 toz + 1 su; sabah injeksiyonu E2, LH için kan vermeden sonra).

B. SUPRECUR / SUPREFACT

Uzun protokol (luteal long protokol): Adetin 21. günü (veya beklenen adetden bir hafta önce) başlanır. Doz günde 600 mikrogramdır. Suprecur’ün her bir pufu (burun fıs fısı) 150 mikrogramdır; dolayısıyla günde toplam 4 puff (6 saatde bir) kullanılmalıdır. Suprefact’ın her bir pufu 100 mikrogramdır; dolayısıyla günde toplam 6 puff (4 saatde bir) kullanılmalıdır.

Suprecur/Suprefact son enjeksiyon olan çatlatıcı iğne (Profasi veya Pregnyl) kullanılana dek devam edilir.

Suprecur/Suprefact mümkün olduğu ölçüde buzdolabında (buzluk değil) muhafaza edilmelidir. Her ne kadar oda sıcaklığında da muhafaza edilebilir ise de ışık ve ısıdan uzak muhafaza edilmelidir.

Suprecur/Suprefact kullanımına bağlı olarak sağlıklı bayanlarda ciddi ilaç yan etkisi bildirilmemiştir. Eğer herhangi bir yan etki hisseder iseniz, lütfen bizleri bilgilendiriniz. Açıldıktan sonra 30 günden fazla şişede kalan ilacı artık tekrar kullanmayınız. İlaç son kullanım tarihine de lütfen dikkat ediniz.

C.DECAPEPTYL

 

GONADOTROPİN İNJEKSİYONLARI

Gonal-F, Puregon, Metrodin-hp, Follegon, Menogon, Humegon ve Pergonal kullanılan gonadotropin iğnelerinin piyasa isimleridir. Bu iğneler çok sayıda follikül elde etmek için kullanılırlar. Etkinlik ve emniyetlilikleri aşağı yukarı benzerdir. Şu iğneler kalça içi injeksiyon (intramusküler) olarak yapılırlar: Menogon, Humegon ve Pergonal. Şu iğneler ise kalça içi injeksiyon yapılabildikleri gibi, cilt altı (subkütan) da yapılabilirler: Gonal-F, Puregon ve Metrodin-hp. Cilt altı yapılmasının etkinliği kalça içi yapılım ile benzerdir. Cilt altı yapılmasının avantajı, hastanın, bir sağlık görevlisine ihtiyaç duymaksızın, kendisinin veya eşinin injeksiyonu yapabilmesidir.

Yukarıda adı geçen tüm gonadotropin iğnelerinin en iyi muhafazası buzdolabında (buzluk değil; +4 °C’de) olur. Bununla birlikte, adı geçen tüm gonadotropin ampulleri oda sıcaklığında da uzun süre muhafaza edilebilirler. Oda sıcaklığında muhafazanın, özellikle sıcak havalarda ilacın bozulması ve etkinliğnin azalmasına neden olabileceğini unutmayınız.

İlk injeksiyon genellikle adetin 2.-4. günleri arası başlanır. Eğer ilk başlama hafta sonuna geliyor ise, hafta başı Pazartesi başlamanın (adetin 4-6. günü başlamanın) bir sakıncası yoktur (Suprecur/Suprefact veya Lucrin kullanımına bağlı esneklik nedeni ile).

Gonal-F, Metrodin-hp, Follegon, Menogon ve Humegon ampullerinin her birinin içinde 75 ünite FSH bulunur. Puregon ampulünün içinde ise 50 ünite FSH bulunur.

Aşağıda belirtilen gonadotropin iğnelerin bir kutusunda 1 ampul toz ve 1 ampul çözücü su bulunur: Gonal-F, Puregon, Metrodin-hp, Follegon ve Pergonal. Pergonal’in bir kutusunda 10 toz ve 10 çözücü su içeren formu da vardır. Humegon’un 1 kutusunda 10 ampul toz ve 10 ampul çözücü su bulunur. Menogon’un 1 kutusunda 5 ampul toz ve 5 ampul çözücü su bulunur.

Kas içi enjeksiyon için kalça üst-dış yanı tercih edilirken, cilt altı enjeksiyon için ön karın duvarı, veya uyluk ön kısmı (ön kısmının üçde bir orta kısmı) tercih edilir.

Gonadotropin kullanımın yan etkilerinden bir tanesi, yumurtaların aşırı uyarımına bağlı, overyan hiperstimülasyon sendromudur (OHSS). Bu durumda, vücudta aşırı su tutulması, buna bağlı kilo artışı olur. OHSS, gelişecek ise, embriyo transferinden sonra günler içinde ortaya çıkar.
OHSS ile ilgili aşağıda belirtilen bulgulardan bir veya daha fazlası görülebilir:

1. Karında aşırı şişlik hissi
2. Alt karın ağrısı: karında aşırı şişlik, gerginlik hissi ve ağrı (bir miktar, abartılı olmayan karında şişlik hissi ve ağrı normal olarak olabilir). Bazen beraberinde bulantı, kusma, ve/veya ishal olabilir.
3. Kilo alımı: İki ardışık günde ani, hızlı ve 1 kilodan fazla kilo artışı
4. İdrar çıktısı: Dikkati çeken idrar çıktısında azalma veya artma
5. Bulantı, her zamanki yemek ve içecekleri yiyememe veya içememe
6. Nefes darlığı

ANTAGONİST PROTOKOL

GnRH agonist ilaçlarından farklı olarak etkisi çok kısa sürede başlar. Cetrorelix ve Ganirelix adında iki ürün kullanılmaktadır. Tek doz ve çoklu doz uygulamaları vardır. Tekli dozun (3mg) LH yükselmesini önleme süresi 96 saattir. Eğer 3 mg doz sonrası 4 gün içinde Hcg verilmez ise günlük 0.25mg.lık ek dozlar yapılması gerekir. Çoklu doz protokolde ise GnRH antagonisti siklusun 7.gününde( gonadotropin eğer siklusun 2.gününde başlanır ise gonadotropin uygulamasının 5.gününde) 0.25 mg /gün başlanır ve her gün yapılarak Hcg gününe kadar devam edilir. Son zamanlarda, gerek çoklu doz gerekse de tek doz şemalarında , esneklik sağlanması için dominant folikül 14 mm çapa ulaştığında antagonist başlanması önerilmektedir.

Yumurtalık kanseri üzerine bir bilgi

Yumurtalık kanseri, kısır veya hiç doğurmamış bayanlarda daha sık görülür. Bazı geriye dönük çalışmalarda yumurtlatma ilaçlarının yumurtalık kanseri riskini arttırdığı bildirilmişse de, günümüzdeki mevcut bilgiler dahilinde bu şekilde ilaç kullanımının yumurtalık kanseri riskini arttırdığına dair neden-sonuç ilişkisi kesin olarak gösterilememiştir.

TAKİPDE KULLANILAN TESTLER

Kan testleri

Estradiol (E2)
Kanda E2 ölçümü yumurtalık fonksiyonu ve follikül gelişiminin çok iyi bir göstergesidir. Bu nedenle takip esnasında sıklıkla kanda E2 tetkiki yapılır. E2 bakılması için aç olunması gerekmemektedir,. İlk E2 adetin 2.-4. günleri ilk gonadotropin iğnesine başlamadan bakılır ve gerektiği kadar Ünite tarafınca planlanır.

Luteinize edici hormon (LH)
LH, beyinde pitüiter bezden salgılanan ve yumurtlamayı (ovulasyon) sağlayan bir hormondur. Stop-Lucrin ve mikrodoz flare-up protokollarında kanda , E2 ile birlikte LH seviyesine de daima birlikte bakılır.

Vajinal ultrasonografi

Kanda E2 ile birlikte kullanıldığında vajinal ultrasonografi, folliküler büyüme hakkında çok değerli bilgi verir. Vajinal ultrasonografi öncesi mesanenin tamamı ile boş olması arzu edilir.

HCG (PROFASI veya PREGNYL) İNJEKSİYONU

Kan E2 seviyesi 500 pg/ml üzerine çıktığında ve vajinal ultrasonografide 3 veya daha fazla 15-20 mm çapdan büyük follükül geliştiğinde, hCG injeksiyonu yapılır. Olgun yumurta elde etme şansı, en fazla, 15-20 mm çaplı folliküllerdendir. Profasi veya Pregnyl enjeksiyonu, yumurtaların son olgunlaşmasını sağlayarak döllenme için uygun hale dönüştürür. 15 mm çapdan küçük folliküllerden de, ihtimal düşük olmakla birlikte, olgun yumurta elde edilebilir.

Pregnyl ve Profasi, 5,000 ünite içeren toz ve çözücü su’dan oluşurlar. Profasi’nin bir kutusunda 1 toz ve 1 su bulunur. Pregnyl’in bir kutusunda 3 toz ve 3 su veya 1 toz ve 1 su vardır.

Pregnyl / Profasi’nin en iyi muhafazası buzdolabında (buzluk değil; +4 °C’de) olur. Bununla birlikte, her iki ilaç da oda sıcaklığında uzun süre muhafaza edilebilirler. Oda sıcaklığında muhafazanın, özellikle sıcak havalarda ilacın bozulması ve etkinliğinin azalmasına neden olabileceğini unutmayınız.

TEDAVİ PLANI DEĞİŞTİRİLMESİ

1. Yaklaşık %15 olguda, tedavi, hCG (Pregnyl veya Profasi) verilmeden iptal edilir. Tedavi iptalinin en önemli nedeni yetersiz yumurtalık yanıtıdır. 15 mm çapdan büyük 3 follükülden az follükül gelişmesi ve/veya yetersiz E2 yanıtı en sık iptal nedenleridir. Böyle bir durumda, bir sonraki tedavi ayında, ilaç protokolunda değişiklik yapılabilir ve mikrodoz flare-up/stop-protokol tercih edilebilir ve gonadotropin dozu arttırılabilir. Böyle bir durumda doktorunuz size detaylı olarak durum bilgilendirmesi yapacaktır.
2. Bazı olgularda gonadotropin iğnesine başlamadan önce GnRH analoğu ile arzu edilen tam baskılanma sağlanmayabilir (E2 yüksek ve/veya yumurtalık kisti olabilir). Böyle bir durumda Ünitemiz, o ay için iptal kararı alabilir ve bir sonraki ay doğum kontrol hap eklenmesini uygun görebilir. Alternatif olarak, kistin vajinal ultrasonografi eşliğinde aspirasyonu ve/veya gonadotropine başlamadan önce GnRH analog süresinin uzatılmasını uygun görebilir.
3. Bazen, E2 aşırı yükselebilir (4,000-5,000 pg/ml üzeri durumlar) ki bu arzu edilmeyen overyan hiperstimülasyon sendromu (OHSS) riskini arttırabilir. Böyle bir durumda, drift denilen, iğne (gonadotropin) yapmaksızın, günlük E2 ve ultrasonografi ile takip edilir. E2 bu şekilde takip sonrası düştüğünde (genellikle 5,000 pg/ml altı) hCG (Profasi veya Pregnyl) verilir ve yumurta toplama işlemi planlanır.

Yumurta Toplama

Ovulasyon uyarımı ile belirli büyüklüğe ulaşmış folliküller (ultrasonografide gözlenen içi sıvı dolu yumurta içeren yapılar) elde edildiğinde, çatlatıcı iğne (hCG; Profasi veya Pregnyl) yapılır ve 36 saat sonrasında yumurta toplama işlemi uygulanır.

Günümüzde yumurta toplama işlemi daima vajinal ultrasonografi eşliğinde yapılır. Hasta jinekolojik muayene pozisiyonunda yatar iken, üzeri steril örtüler ile örtülür, spekulum uygulaması sonrası vajinal lokal saha temizliği uygulanır. Yumurta toplama işlemi için damar yolundan ağrı kesici ve sakinleştirici ilaç ve rahim ağzına (serviks) lokal anestezi yapılır. Ağrı eşiği çok düşük olan bayanlar, arzu ederler ise yumurta toplama işlemi genel anestezi altında da yapılabilir. Ardından vajinal ultrasonografiye geçilir. Vajinal ultrasonografi üzerinde bulunan kılavuz içinden geçirilen bir iğne ile overlere ulaşılır. Her bir folliküle teker teker girilerek içeriği özel bir aspiratör yardımı ile ısıtılmış steril bir tüpe boşaltılır. Tüp içeriği hemen laboratuara geçirilerek yumurta içerip içermediği mikroskop altında incelenir. Bazen, follükülden ilk çekmede (aspirasyon) yumurta elde edilemez ise, follükül içi özel bir sıvı ile yıkanır ve kalmış olabilecek yumurta alınmaya çalışılır. Bu şekilde tüm folliküler içinden yumurta toplanmasına çalışılır.

Yumurta toplama işlemi yaklaşık 15-20 dakika sürer. Bir saat istirahat sonrası, hasta evine gidebilir. Eğer bay arzu eder ise, yumurta toplama işlemi esnasında eşine refakat edebilir.

Oosit toplama işleminin komplikasyon oranı çok düşüktür. En sık karşılaşılan komplikasyon vajen duvarından iğnenin girdiği yerden olabilecek kanamadır ki bu hemen daima basit tamponaj ile kontrol edilir. Enfeksiyon oranı ise ihmal edilebilecek düzeydedir.

Genel olarak lokal anestezi altında yumurta toplama, hastalar tarafınca çok iyi tolere edilen emniyetli bir işlemdir.
YUMURTA TOPLAMA İŞLEMİ ÖNCESİ

Yumurta toplama öncesi aşağıdaki hususlara uymaya özen gösteriniz:

1. Aspirin veya benzeri (Apranax vs) ilaçlar kullanmayınız. Bu tür ilaçlar pıhtılaşmayı etkileyerek, işlem esnasında kanama riskini arttırabilirler.
2. Genel anestezi çok nadir durumlarda kullanılırsa da, yine de hazırlıklı olmak için, işlemden 1 gece öncesi saat 24.00’den sonra ağızdan hiç bir şey almamak (yemek ve içecek) gerekir.
3. Kıymetli eşyalarınızı (mücevher, para, kredi kart, vs) evde bırakınız; evlilik yüzüğünüz kalabilir.

YUMURTA TOPLAMA İŞLEMİ SONRASI

Genellikle bir saat sonrasında hasta hastaneden ayrılabilir ve 24 saat evde istirahat etmesi istenir. Aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir:

  1. 24 saat içinde araba kullanmayınız ve işinize başlamayınız.
    2. Evde istirahat ediniz; hareket (ekzersiz) için kendi sınırınızı kendiniz çiziniz.
    3. Yiyecek ve içecekde herhangi bir sınırlama yoktur; sigara ve alkol kullanmayınız.
    4. Duş, banyo 24 saatden sonra alınabilir.
    5. Cinsel ilişkide bulunmayınız.
    6. Parasetomol (Parol) benzeri ağrı kesici kullanılabilir.
    7. Progesteron (Proluton) kullanmaya yumurta toplama işleminden 1 gün sonra başlayacaksınız. Progesteron kullanmaya gebelik testi yaptırdığınız güne dek devam edeceksiniz. Gebelik testi sonucuna göre, doktorunuz devamı veya kesilmesi konusunda sizi bilgilendirecektir. Gebelik oluştuğunda, progesteron 10-12 gebelik haftasına dek devam edilir. Gebelik olmaz ise kesilir.
    8. Aşağıda anılan durumlardan herhangi birisi olur ise saatden bağımsız olarak size verilen acil numaradan doktorunuzu arayınız:
    a. Ölçmekle 38 °C’den yüksek ateş
    b. Aşırı vajinal kanama (bir miktar kanama olması normaldir)
    c. Çok şiddetli ve devam eden ağrı (bir miktar ağrı olması normaldir)
    d. Ardışık iki günde 1 kilodan fazla kilo artışı
    e. İşlemden 8-10 saat sonrasında, artan ağrı ile birlikte, idrar yapamama                  

Döllenme (Fertilizasyon)

Mikroenjeksiyonu takiben 16. saatte yapılan mikroskobik değerlendirme ile başarıyla döllenen yumurtalar diğer yumurtalardan ayrılır. Başarı ile döllenen yumurtalar mikroskop altında iki çekirdek (2PN) oluşturdukları gözlenir.

Şekil 1

Döllenme işleminin gerçekleşmediği yumurtalarda çekirdek gözlenmez (0 çekirdek; 0 PN)

Şekil 2

Hatalı döllenen yumurtalar mikroskop ile yapılan değerlendirmede tek çekirdek (1 PN) (Şekil 3 ) ve ya üç çekirdek (3 PN) (Şekil 4) olarak ayırt edilirler.

Şekil 3 Şekil 4

Standart tüp bebek uygulaması sonrası ise ertesi gün 16. saatte yumurtayı çevreleyen hücreler mekanik olarak temizlendikten sonra yukarda belirtilen şekilde mikroskop yardımıyla değerlendirilir.

Embriyo Kalitesi

Embriyoların kalitesi döllenme sonrası bazı şekilsel (morfolojik) parametrelere göre değerlendirilir. Diğer bazı faktörler yanı sıra, transfer edilen embriyo kalitesi, gebe kalma şansını önemli ölçüde belirlemektedir. Bayan yaşı ve diğer bazı faktörlerin de embriyo kalitesi kadar gebelik için önemli olduğunu unutmamak gerekir. Her bir embriyo mikroskop altında değerlendirilerek embriyo kalitesi belirlenir. Her bir embriyo üç parametreye göre değerlendirilir:

1) Hücre sayısı;
2) Hücrelerin eşit büyüklükte olup olmaması;
3) “Fragmantasyon” varlığı ve bunun embriyo hacmine göre oransal yüzdesi.

Her bir embriyoda olabilecek hücre sayısı 1-12 arasıdır. Embriyoda hücre sayısı arttıkça, embriyonun o nisbette hızlı bölündüğü, dolayısıyla gebelik şansının en yüksek olduğu düşünülür. Yumurta toplama sonrası 3. günde, 6 veya daha fazla hücre sayısı varlığı iyi kaliteli embriyoyu gösterir. 4 veya daha az sayıda hücreli embryo transferi ile de, daha düşük şanslı da olsa, gebelik elde edilebilir.

Mükemmel kaliteli embriyoda hücrelerin büyüklükleri benzerdir ve fragmantasyon yoktur (Şekil 8). “Fragmantasyon”, canlı olmayan hücre artıklarıdır. Fragmantasyon arttıkça, embriyo kalitesi (grade) düşer ve gebelik şansı azalır.

Ünitemizde kullanılan gradeleme şu şekildedir:

Grade 1 Hücreler eşit büyüklükte, fragmantasyon yok
Grade 2a Hücreler eşit büyüklükte, %0-20 fragmantasyon var
Grade 2b Hücreler eşit olmayan büyüklükte, fragmantasyon yok
Grade 2ab Hücreler eşit olmayan büyüklükte, %0-20 fragmantasyon var
Grade 3 %30-50 fragmantasyon var
Grade 4 %50′nin üzerinde fragmantasyon var

Grade 1, 2, 3 embriyolar transfer edilebilir embriyolardır.

Grade 1 Grade 2a Grade 2b
Grade 2ab Grade 3 Grade 4

Embriyo kalitesinin gebelik başarısı için çok kaba bir gösterge olduğunu unutmamak gerekir. İyi kaliteli embriyo, her zaman için sağlıklı bir bebek için ideal genetik ve biokimyasal içeriği göstermeyebilir. Embriyo kalitesinin saatler içinde değişiklik gösterebileceğini de unutmamak gerekir. Bu nedenle hastalarımızın embriyo kalitesi üzerinde, gereğinden fazla durmamalarını (niçin grade 1 değil ama 2; niçin 8 hücre değil de 6 hücre gibi) öneriyoruz. Unutulmaması gereken husus, embriyo kalitesinin en önemli göstergesi olan sağlıklı bir çocuk elde edilmesidir.

Embriyo Transferi

Döllenen yumurtaya embriyo denir. Embriyo transferi çoğu zaman yumurta toplama işleminden 3 gün sonra yapılır. Bazı özel durumlarda, yumurta toplama işleminden 5 gün sonra transfer edilir (blastokist transferi).

Tüp bebekde transfer edilen embriyo sayısı ile klinik gebelik elde edilmesi arasında direkt bir ilişki vardır. Transfer edilen embriyo sayısı arttıkça gebelik şanı artmakta, bununla birlikte çoğul gebelik ornaı da atmaktadır. Çoğul gebeliklerde başta erken doğum olmakla birlikte çeşitli komplikasyonların oranı artmaktadır; bu nedenle amaç çoğul gebelik şansını arttırmadan, gebelik şansını en yüksek elde etmektdir. Çoğul gebelik riski nedeni ile çoğu Avrupa ülkseinde transfer edilen embriyo sayısı konusunda kanuni sınırlama vardır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafınca transfer edilen embriyo sayısında sınırlama yoktur. Biz, Ünite’mizde kadın yaşı, embriyo kalitesi ve daha önce tüp bebek uygulama sayısına göre, hastanın da bilgisi dahilinde trasnfer edilecek embriyo sayısını belirliyoruz. Özellikle 35 yaşı altında iyi kaliteli 2 embriyo transfer etmekteyiz; bu hasta grubunda 3 embriyo transfer edilmesi, gebelik hızında ilave katkı sağlamaz iken, çoğul gebelik ornaını arttırmaktadır.

Bazı durumlarda 5. gün trasnfer (blastokist) transferi yapmaktayız. 3. günde en ez 3 adet Grade I embriyo (en iyi kalitede embriyo) varlığı durumunda, çifti bilgilendirerek, blastokist trasnferi tercih ediyoruz. 5. gün transferde 1-2 blastokist transferi tercih ediyoruz. Blastokist transferi ile elde edilen gebelik oranları , 3. gün transferi ile benzerdir. Blastoksit transferinin, 3. gün trasnferine göre avantajı, çoğul gebelik oranının daha düşük olmasıdır (1 en fazla 2 blastokist transfer edildiği için).

Embiyo transferi günü özel bir hazırlık yapmaya gerek yoktur. Embriyo transferi genellikle çok basit bir işlem olup, hazırlık dahil, ortalama 5 dakika sürer. Embriyo transferi için, önce bir spekulum vajene yerleştirilir, vajen ıslak bir gazlı bezle usulune uygun temizlendikten sonra özel kültür sıvısı ile rahim ağzı yıkanır. Embriyolog transfer edilecek embriyoları katetere yükleyerek laboratuardan getirir ve transfer gerçekleştirilir. Genellikle ağrısız bir işlem olsa da, nadiren hafif kramp tarzı ağrı olabilir. Anestezi hemen hiç gerekmez. Ünite’de 1 saatlik istirahat sonrası hasta eve dönebilir.

Yumurta toplama işleminden 14 gün sonra kanda gebelik testi (kanda beta-hCG) yapılır.

Gebelik Testi

Yumurta toplama işleminden 14 gün sonra kanda gebelik testi (kanda beta-hCG) yapılır. Adet ile uyumlu olduğu düşünülen kanama olmuş olsa da gebelik testi mutlaka yapılmalıdır, çünkü bazen gebelik oluştuğu halda embriyonun rahim içine yataklanamasına bağlı vajinal kanama olabilir. 14. gün, hafta sonuna denk gelir ise, pazartesinin beklenmesinin sakıncası yoktur.

Embriyo Dondurma

İnsan gametlerinin ve embriyolarının dondurulmasının, tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinin uygulanmasında çok önemli bir yeri var. Tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik riskini en aza indirmek için genel yaklaşım; döllenmiş embriyolardan en fazla 3 embriyoyu anne rahmine transfer etmektir. Bu durumda akla gelen ilk soru, elde edilen fazla embriyoların ne şekilde değerlendirileceğidir. İşte bu aşamada; elde edilen fazla embriyoların dondurulması, hastaya hem ekonomik hem de psikolojik bir avantaj sağlamaktadır. Ayrıca dondurulan embriyolar çözdürülüp transfer edileceği zaman hasta pahalı, yorucu bir tedaviye tekrar girmemiş olacaktır. Embriyo dondurma işlemi yardımcı üreme yöntemleri uygulamalarında başarı şansını arttıran bir işlem olarak da değerlendirilmektedir.

Embriyo dondurma ve çözme işlemi, embriyolar kimyasal maddelerle (kriyoprotektan) dengelendikten sonra soğutulması ve -196 santigrad derecede sıvı nitrojen içinde depolanması, çözüldükten sonra da kriyoprotektan ortamından uzaklaştırılarak ileri gelişimi sağlamak için özel kültür ortamlarının içine alınmasıdır. Her iki işlem de çok dikkatli yapılmalıdır. Hücre yapısının korunabilmesi için hücrelerin düşük hızda su kaybetmeleri buna bağlı olarak da yavaş soğutma yöntemi ile dondurulmaları sağlanmalıdır.Çiftlerden izin belgesi alınarak dondurulan embriyolar, Türkiye’de 1997 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile 3 yıl boyunca sıvı nitrojen içerisinde saklanabilmektedir.

Embriyolar hangi durumda dondurulur?

Embriyoların dondurulma işlemi; transfer için gerekli olan sayıdan daha fazla ve iyi kalitede embriyo elde edilmesi sonucunda yapılmaktadır. Transfer edilen embriyolar ile benzer kalitede en az 3-4 adet embriyonun daha mevcut olması durumunda dondurma işlemi gerçekleştirilir. Embriyolar genellikle 3. gün dondurulmaktadır. Dondurulan embriyolar, Sağlık Bakanlığı’nca yayınlanan yönetmelik gereğince 3 yılı geçmemek şartıyla saklanmaktadır.

Embriyo dondurmanın avantajları nelerdir?

• IVF (Tüp Bebek) uygulamalarında gebelik potansiyeli maksimuma çıkmakta ve normal kaliteli embriyoların boşa atılması engellenmektedir. Bu embriyo dondurulmasının en önemli avantajıdır. Kadınların yaklaşık % 50’sinde embriyolar dondurulabilecek kalitededir. Dondurulup-çözdürülmüş embriyo transferi ile elde edilen klinik gebelik ve canlı doğum oranları taze embriyo transferleri ile elde edilen oranlar kadar yüksektir.
• IVF için yapılan “yumurtaların uyarılması” aşamasının sonucunda oluşan, aşırı uyarılma sendromu gelişme riski olan kadınlarda, tüm embriyoların dondurularak daha sonra transfer edilmesi önerilmektedir.
• Endometrial polip, kötü endometrial gelişim, kırılma kanaması veya hastalık gibi embriyonun implantasyonunu (tutunmasını) bozabilecek problemlerle karşılaşıldığında embriyolar dondurularak daha sonra transfer edilebilir.
• Servikal (rahim ağzında) darlık gibi taze embriyonun transferi sırasında bir zorlukla karşılaşıldığında dondurma işlemi yapılabilir.
• Kanser kemoterapisi veya radyoterapisi öncesi embriyo dondurma işlemi uygulanabilir.

Embriyolar nasıl dondurulur ve çözdürülür?

Embriyolar iyi kalitede iseler her safhada (pronükleus, erken bölünme ve blastosist) dondurulabilir. Embriyolar ileri tarihlerde kadının rahmine transfer edilecek embriyo sayısına bağlı olarak bir veya daha fazla embriyo içeren gruplar halinde saklanır. Embriyo koruyucu bir sıvı içinde saklanır. Bu karışım plastik bir kap içine konur, özel olarak programlanabilen bir makine kullanılarak -196° C de düşük ısıda sıvı nitrojen içinde saklanır.
Embriyo çözdürme işlemi, oda sıcaklığında embriyoların sıvı nitrojen içinden çıkarılarak özel bir kültür ortamına aktarılması işlemidir. Karışım transfer zamanına kadar inkübatör (özel tanklar) içinde bekletilir.

Dondurulmuş embriyolar ne kadar süreyle saklanabilir?

Farklı ülkelerin, embriyoların dondurulma süresi için farklı düzenlemeleri vardır. Örneğin İngiltere için maksimum 10 yıldır, Türkiye’de ise sadece 3 yıldır.

Dondurma ve çözdürmenin canlılık oranı nedir?

İyi bir dondurma programından beklenen canlılık oranı % 75-80′dir. Embriyolardaki hasar saklanma sırasında değil de çözdürme işlemi sırasında oluşabilir. Dondurulmuş embriyolarla hem klinik hem de çiftler yakından ilgilenir.
Tüp Bebek Merkezleri, hastalarına her yıl hatırlatma mektubu gönderir. Bu mektupta seçenekler sunulur:
1. Saklanmaya devam edilmesi.
2. Embriyo transferinin yapılacağı tedavi siklusunun planlanması.
3. Saklanma işine son verilerek embriyoların yok edilmesi.
4. Embriyoları etik açıdan uygun çalışmalara aktarma.

Preimpantasyon genetik tanı (PGT)
Preimpantasyon Genetik Tanı (PGT), ailesinde genetik hastalıklar olan çiftlerin ya da uygulanan tedavilere cevap vermemiş interfil ailelerin tüp bebek yöntemi kullanılarak sağlıklı bebeğe kavuşmalarını sağlayan yeni bir genetik tanı yöntemidir. Bu teknikte çiftlerden elde edilen embriyolar tek tek incelenerek genetik olarak sağlıklı olan embriyolar anormal embriyolardan ayrılır ve anne adayına genetik olarak normal olduğu saptanan embriyolar transfer edilir. Bu sayede genetik bozukluğu olan çocuğa sahip olma riski yüksek olan çiftler için hamilelik en başından kontrol altına alınmış olur. IVF’de olumsuz sonuçların başlıca sebeplerinden biri kromozom anomalisi dolayısıyla meydana gelen düşüklerdir. Bu nedenle PGT, özellikle ileri yaştaki IVF hastalarına ait oositlerde C.1 gibi yüksek oranda kromozom anomalisine rastlanması sebebiyle ileri yaş anne adaylarına önerilmektedir. Ayrıca ülkemizde sıklıkla görülen talasemi ve orak hücreli anemi genetik hastalı kların gebelik öncesi analizi de PGT ile yapılabilmektedir. Gelişen genetik teknikler ve bilgiye ulaşma olanaklarının artması çiftlerin, PGT ve diğer prenatal tanı yöntemleri hakkında sağlık merkezlerine başvurmalarını kolaylaştırmıştır. Aşıl amacı aileleri sağlıklı bebeklerine kavuşturmak olan IVF, Preimpantasyon Genetik Tanı’nın uygulanması ile birlikte başarıya ulaşma konuşunda bir adım daha atılmasını sağlamıştır.
Preimplantasyon Genetik Tanı uygulamasında embiyodan bir blastomer biopsisi.

Son dönemlerde geliştirilmiş medium sistemleri kullanılarak embriyo canlılığı
laboratuar ortamında daha da uzatılmış ve buna bağlı olarak günümüzde tüp bebek merkezlerinde, daha yüksek gebelik oranlarının elde edildiği 5. ya da 6. gün transferleri yaygınlaşmaya başlamıştır.  Buna blastokist transferi adı verilir,  Embryonun ana rahmine tutunmadan önce ulaştığı en son aşamaya blastokişt aşaması denir. Merkezimizde de 500′den fazla blastokist transferi yapılmış ve ikinci-üçüncü gün transferlerine göre daha iyi sonuçlar alınmıştır.
Blastokist transferinin avantajları şunlardır:

• Gelişim potansiyeli daha iyi olan embriyoları seçebilme
• Canlılığı yüksek olan daha az sayıda embryo transfer ederek çoğul gebelik olasılığını azaltması
• Embryo gelişimini daha iyi gözleyebilme
• Embryoları en yüksek gelişim potansiyeline sahip oldukları dönemde yani blastokişt aşamasında döndürebilme
• Preimplantasyon genetiği uygulayan merkezlerde trophectoderm (blastokiste ait iç hücre tabakaları) biopsisi uygulayabilmek ve bu doku embryonik olmadığı için etik problemleri ortadan kaldırabilmek.
• Embryo canlılığının incelenebileceği metodlara fırsat tanıması.
Döllenmenin beşinci günündeki embriyolar

 

 

 

 

 

 

Endometriozis nedir?

 

Endometriozis rahim içini döşeyen, endometrium olarak adlandırılan dokunun rahim dışında da bulunmasıdır. Endometriozis çoğunlukla yumurtalıklar, yumurtalık kanalları (tüpler) ve rahmin dış yüzeyinde görülür. Nadir olarak vücudun diğer bölgelerinde de görülmektedir. Rahim içi doku menstrual siklus (adet siklusu) boyunca östrojen ve progesteron hormonlarının etkisi ile değişiklik gösterir. Östrojen hormonun etkisi ile büyüyüp gelişen endometrium, menstrual siklusun ikinci yarısında östrojen ve progesteron hormon düzeylerinin düşmesi ile dökülmeye başlar. Dökülen endometrial doku menstrual kanama (adet kanaması) ile atılır. Endometriozis hastalığında rahim dışında yerleşen endometrial dokularda da hormonal uyarılara bağlı değişiklikler görülür ve kanama olur, bu kan çoğu zaman atılamadığı için birikerek etraftaki doku ve organlara zarar verir.

Endometriozis ne sıklıkta görülür?

Endometriozis jinekologların en sık karşılaştığı problemlerden biridir. Üreme çağındaki sağlıklı kadınların %5’inde görülen endometriozis çocuk sahibi olamayan kadınların %35-40’ında görülür.

Endometriozis daha çok hangi yaş grubunda görülür?

Endometriozis üreme çağındaki kadınlarda görülür, yani mensturual kanamaların başlamasından itibaren menopoza dek geçen süre içerisinde endometriozis hastalığına rastlanır. Endometriozis hastalığının başlaması ve ilerlemesi için yumurtalıkların fonksiyonel olması gerekir. Endometriozis en sık 30-40 yaşları arasındaki kadınlarda görülmesine rağmen son yıllarda teşhis amacıyla yapılan laparoskopik girişimlerin yaygınlaşmasıyla endometriozis hastalığının 20’li yaşlarda da oldukça sık teşhis edildiğini görmekteyiz.

Endometriozis genetik veya ailesel bir nedeni var mıdır?

 

Yapılan çalışmalar endometriozis hastalığının genetik veya ailesel bir faktöre bağlı olduğunu göstermiştir. Annesinde veya kız kardeşinde endometriozis hastalığı olan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı 7 kat daha fazladır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemesine rağmen immün sistemin (bağışıklık sisteminin) o dokuları tanıyarak yok edebilmesindeki bozukluğun genetik geçişle olabileceği düşünülmektedir. Ailesinde endometriozis hastalığı olan vakalarda hastalık daha fazla yayılma ve ilerleme eğilimi gösterir.

Menstruasyon sırasında cinsel ilişki kurulmasının endometriozis riskini arttırdığı doğru mudur?

 

Menstruasyon döneminde cinsel ilişki kurulmasının yumurtalık kanalarındaki aktiviteye arttırarak menstruasyon kanının tüplerden ters yöne karın içine akmasına neden olacağı ve endometriozis riskini arttıracağı düşünülmekte ise de bu görüş bilimsel olarak kanıtlanmamıştır

Laparoskopi sırasında endometriozisin odaklarının görülmesi teşhis için yeterli midir?

 

Endometriozis yaralarından alınan biyopsi hastalığın teşhisini kesinleştirse de endometriozis yaralarının laparoskopik olarak görüntülenmesi ve incelenmesi teşhis için yeterlidir. Günümüzde bir çok jinekolog bu konuda deneyimlidir. Laparoskopik inceleme ile endometriozisin tanısı kesin olarak konulabilir.

Endometriozisin bazı ırklarda daha yaygın olarak görüldüğü doğru mudur?

 

Endometriozis Kafkas ırkında özellikle ülkemizin Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan kadınlarda daha sık görülmektedir. Asya kıtasında (özellikle Doğu Asya) yaşayan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı daha fazladır. Endometriozis hastalığı sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan toplumlarda daha sık görülür.

Endometriozis hastalığı olan kadınlarda menstrual sikluslarda değişiklik görülür mü?

 

Menstrual siklusları erken yaşta başlayan ve düzenli olan kadınlarda endometriozis hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Bunun yanı sıra endometriozis hastalığı olan kadınlarda da menstrual sikluslar genellikle kısa sürer. Bu kadınların bir çoğu menstruasyon sırasında şiddetli ağrıdan yakınır. Şiddetli ağrısı olan kadınlarda endometriozis görülme olasılığı 4 kat daha fazladır. Yapılan çalışmalar da menstrual kanaması bir haftadan daha uzun süren kadınlarda endometriozis görülme riskinin 2,5 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

Tampon kullanımı ile endometriozis arasında bir ilişki var mıdır?

 

Bilimsel olarak menstruasyon sırasında tampon kullanımının endometriozis ile bir ilişkisi saptanmamıştır.

Anne olması 30 yaşından sonraya erteleyen kadınlarda endometriozis daha sık mı görülür?

 

Gebeliğin endometriozise karşı koruyucu etkisi olduğuna inanılır. Gebeliğin daha ileri yaşarda elde edilebilmesinin endometriozisin bir nedeni değil sonucu olduğu da düşünülür

Menopozdan sonra endometriozis görülebilir mi?

 

Menopozdan sonra yumurtalıklarda östrojen hormonu üretilmediği için endometriozis görülmez. Fakat menopoz sonrası hormon replesman tedavisine bağlı olarak veya aşırı kilolu kadınlarda vücuttaki yağ dokusunda üretilen östrojenin etkisi ile bu dönemde endometriozisin başladığı veya devam ettiği vakalar görülebilir.

Endometriozis yaraları neye benzer?

Endometriozis hastalığında etkilenen organların üzerinde mavi gri renkte yaralar görülür. Hastalığın ilk evrelerinde yaralar bulundukları yüzeyde düzensizliklere ve hafif renk değişikliklerine neden olur. Daha sonraki evrede bu yaralar kırmızı ve koyu kırmızı renklerde görülebilirler. Hastalığın daha ileri evrelerinde ise yaralar tipik mavi gri veya yanmış barut görüntüsünü alır. Bazı endometriozis yaraları ise renksizdir.

Endometriozisin en sık görülen bulguları nelerdir?

Endometriozisin klinik bulguları hastadan hastaya çok değişiklik gösterir ve hastalığın yaygınlığı ile orantılı olmayabilir. Endometriozis ilerledikçe infertilite görülme ihtimali artar. Klinik bulgular çoğunlukla hastalığın anatomik olarak yerleştiği yere bağlıdır. Endometriozisin en sık görüldüğü yerler yumurtalıklar, üreme organları çevresindeki karın zarları, rahim arkasındaki boşluk, rahim bağları ve rahmin arka yüzüdür. En sık görülen bulgu ise menstruasyon döneminde veya cinsel ilişki sırasında ağrıdır. Endometriozis hastalığına bağlı anormal kanama, lekelenme ve infertilite de sık görülür.

Endometriozis hastalığı niye en sık yumurtalıklarda görülür?

Endometriozis vakalarının % 75’inde yumurtalıklar etkilenir. Menstruasyon döneminde menstrual kanının fallop tüplerinden karın boşluğuna geri akması sonucunda endometriozisin oluştuğu düşünülür. Fallop tüplerinin ucunda bulundukları için bundan en çok etkilenen organlar yumurtalıklar olur. Yumurtalıklarda steroid hormonlarının yüksek düzeyde bulunması da bu organlarda endometriozis oluşma ihtimalini arttırır.

Çikolata kisti nedir?

 

Endometriozis yaraları yumurtalıklar üzerinde kanamalar yapar, hastalık ilerleyince bu yaralar yumurtalık dokusu içine yayılır. Pıhtılaşmış koyu renk kan ile dolu kistler oluşur. Bunlara çikolata kisti veya endometrioma adı verilir.

Karın içerisindeki sıvıdaki endometriozise hastalığına bağlı meydana gelen ve infertiliteye neden olan değişiklikler nelerdir?

 

Karın boşluğunda bulunan ve organların birbiri üzerinden kaymasını sağlayan sıvı periton sıvısı olarak adlandırılır. Endometriozis varlığında bu sıvının içinde bulunan hücreler ve sıvının biyokimyasal içeriği değişir. Sıvının miktarı artarken, içinde iltihaplı hücreler ve prostoglandin düzeyi de artar. Bu değişiklikler yumurtalıkların ve fallop tüplerinin fonksiyonlarını etkiler. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar endometriozis varlığında periton sıvısının embriyolar için toksik etkiye sahip olduğunu ve embriyo gelişimini erken safhada durdurduğunu göstermiştir.

Üreme organları dışında endometriozisin sıklıkla görüldüğü yerler nerelerdir?

 

Endometriozis üreme organları dışında en sık ince ve kalın bağırsak üzerinde daha nadir olarak da safra kesesi, mide, dalak ve karaciğer üzerinde görülebilir.

Yapışıklık nedir? Endometriozisle birlikte yapışıklık neden oluşur?

 

Endometriozis yaralarının oluşturduğu nedbe dokuları ve karın boşluğuna dökülen kanın oluşturduğu iltihabı reaksiyonlar karın zarı yüzeyinde yapışıklıklara neden olabilir. Bu yapışıklıklar çoğunlukla üreme organları ve daha az hareket eden organlar arasında görülür. Yapışıklıklar özellikle yan duvarlar ile rahim ve kalın bağırsağın son kısmı ile rahmin arkasını örten karın zarları arasında görülür.

Endometriozis neden oluşur?

 

En sık kabul edilen teori, menstrual kanın fallop tüpleri aracılığı ile karın boşluğuna ters yönde akması ve karın boşluğu içerisinde endometrial dokuların yerleşmesine neden olmasıdır. Diğer bir teori ise endometrial hücrelerin diğer organlara lenf kanalları aracılığıyla ulaşmasıdır. Bunların yanı sıra kabul edilen diğer teoriler ise endometrial hücrelerin akciğer, deri ve vücudun diğer kısımlarındaki organlara kan damarları aracılığıyla ulaşması ve daha nadir olarak da cerrahi işlem sırasında endometrial hücrelerin vücudun diğer bölgelerine bulaştırılmasıdır.

Endometriozis hastalığı ne kadar eski bir hastalıktır?

 

Teorik olarak endometriozis hastalığı insanlık tarihi kadar eskidir ve günümüzden yaklaşık 300 yıl önce ilk kez tanımlanmıştır. Sampson adlı bir hekim 1920’li yıllarda New York Albany’de endometriozis hastalığını günümüzün normları ile tanımlamış ve endometriozisin menstrual kanın fallop tüplerinden ters yönde karın boşluğuna akması ile oluşabileceğini ifade etmiştir.

Endometriozisin çoğunlukla yumurtalıkları etkilediğini duyuyorum. Tüplerin de etkilenmesi mümkün mü?

 

Fallop tüpleri erken evre endometriozis vakalarında nadiren etkilenirken ilerlemiş endometriozis vakalarında tüplerin etkilenmesi mümkündür. Bu durum tüp hareketliliğinin azalmasına ve infertiliteye neden olur.

Endometriozis hastalığında kasık ağrısı neden olur?

 

Endometriozisin erken safhalarında endometriozis yaralarının yırtılması ile kasık ağrısı oluşabilir. Bunun yanı sıra ilerleyen endometriozis vakalarında üreme organlarının birbirine yapışması ile hareketlerinin kısıtlanarak zorlaşması da kasık ağrısına neden olur.Bunun yanı sıra karın içi sıvının kimyasal yapısının değişmesinin de ağrıya neden olduğu düşünülmektedir. Çikolata kistlerin yırtılmaları da şiddetli ve ani başlayan ağrılara neden olabilir.

Endometriozisin karakteristik klinik bulguları nelerdir?

 

Endometriozis vakalarının yaklaşık %75’inde kasık ağrısı görülür.Ağrının yeri çoğunlukla endometriozis yaralarının yerleşimine bağlıdır.Ağrı çoğunlukla menstural kanama ile başlar ve ilk birkaç gün şiddetli olarak devam eder.Yumurtalıkların etkilendiği vakalarda ise ağrı yumurtlama döneminde görülür.Endometriozis hastalarında sık görülen bir diğer yakınma ise ağrılı cinsel ilişkidir.Bu durum vakaların %30-35’inde görülür.Bunun yanı sıra bağırsak hareketlerinde ağrı, menstruasyon öncesi dönemlerde gerginlik ve stres, lekelenme ve düzensiz kanamalar, mesanenin bulunduğu bölgede ağrı ve ağrılı idrar yapma, zaman zaman idrarda kan bulunması ve infertilite sık rastlanan bulgularıdır.

Hiçbir klinik bulgu olmadan endometriozis hastalığı olabilir mi?

Bu durum bazı vakalarda görülebilir. Çünkü endometriozisin bulguları oldukça değişkendir. Bazı hastalarda çok yaygın endometriozis olmasına rağmen hiçbir bulgu görülmeyebilir. Bulguların varlığı endometriozis hastalığının tanısını koymamıza yardımcı olmasına rağmen klinik bulguların olmaması endometriozis olmadığı anlamına gelmez. İnfertilite vakalarında hiçbir bulgu olmamasına rağmen endometriozis düşünülebilir ve teşhis amaçlı laparoskopi yapılabilir.

Endometriozis hastalığın yanında rahimde myom da olduğu tespit edildi. Bu sık görülen bir durum mudur?

Endometriozis hastalığı diğer jinekolojik problemlerle birlikte görülebilir. Uzamış ve düzensiz kanamalar, kasık ağrısı, kasıklarda bası hissi gibi yakınmalara ve infertiliteye her iki problem birden neden olabilir. Vakaların %15’inde endometriozise ek olarak myom gibi diğer jinekolojik problemler de görülebilir.

Endometriozis kansere neden olur mu?

 

Bilimsel çalışmalar endometriozis vakalarının ancak %1-2’sinde endometriozis yaralarının olduğu yerlerde kanser geliştiğini göstermiştir. Fakat endometriozis hastalığı olamayan kadınlarda da aynı sıklıkta kanser görüldüğü için endometriozis yaralarının kansere dönüşmediği düşünülür.

Endometriozise bağlı ağrıların menstruasyondan hemen önce ve mentruasyon sırasında olduğunu duydum, benim ağrım sürekli bu ağrıların endometriozise bağlı olma ihtimali var mı?

 

Endometriozise bağlı ağrılar genellikle menstruasyondan hemen önceki dönemde ve menstruasyon sırasında görülür.Hastalık ilerledikçe ağrı menstrual siklus boyunca tüm ay görülebilir.Ağrı ani başlar veya kronik olabilir.İleri derecede endometriozis görülen vakaların yaklaşık yarısında ağrı kroniktir ve menstrual siklus boyunca görülür.Menstruasyondan hemen önce ve menstruasyon sırasında şiddetlenir.Bu vakalarda cinsel ilişki sırasında da şiddetli ağrı yakınması vardır.Günümüzde hastanın kasık ağrısı,menstruasyon döneminde ve cinsel ,ilişki sırasında ağrı yakınması ve infertilite problemi varsa hasta aksi ispatlanana kadar endometriozis vakası olarak kabul edilir. Endometriozisin kesin ve en geçerli tanı yöntemi laparoskopik olarak endometriozis yaralarının izlenmesidir

İki defa düşük yaptım, endometriozis düşüğe neden olur mu?

 

Tekrarlayan gebelik kayıpları ve endometriozis arasındaki ilişki bir çok araştırmacı tarafından değişik çalışmalarla gösterilmiştir. Endometriozisi olan hastalarda düşük ihtimalinin çok yüksek olduğu ve tedaviden sonra birçok hastanın sağlıklı çocuk sahibi olabildiği gösterilmiştir. Bağışıklık sistemini ilgilendiren problemler de endometriozis hastalığına eşlik eder, bu hastalarda görülen düşüklerin bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceği düşünülür

 

Muayene sırasında doktorum rahmin geriye dönük olduğunu ve bunun endometriozis hastalığına bağlı olduğunu ifade etti.. Bu durum ne kadar sık görülür?

 

Rahmin geriye doğru dönük olması endometriozisin bulgularından biri olarak sayılabilir. Rahmin arkasında bulunan endometriozis odakları yapışıklıklara neden olarak rahmin arkaya yapışmasına ve geriye dönmesine neden olur. Endometriozisi olan hastaların yaklaşık yarısında rahim arkaya dönüktür.

2 yıl önce geçirdiğim ameliyatta rahmim, yumurtalıklarım ve tüplerim alındı. Ağrı nedeni ile doktora başvurduğumda endometriozis olabileceği söylendi. Bu mümkün mü?

 

Bazen cerrahi girişim ile rahim, yumurtalıklar ve tüpler alınmasına rağmen endometriozis odakları tamamen temizlenmemiş olabilir. Özellikle yumurtalıkları alınan hastaların menopoza girmemeleri için östrojen ve progesteron takviyesi yapılır. Bu hormonlar cerrahi sırasında temizlenmeyen endometriozis odaklarının büyümesine ve ağrılı nodüller olarak ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda özellikle ameliyat sırasında endometriozis odaklarının kalmış olabileceği düşünülüyorsa bu hastalara ilk 12 ay östrojen vermeden sadece progesteron takviyesi yapılabilir.

CA-125’in önemi nedir?

 

Yapılan birçok çalışmada CA-125 adlı antijenin kan düzeyinin ilerlemiş endometriozis vakalarında yükseldiği gösterilmiştir. Kasık ağrısı olan endometriozis vakalarının %90’ında bu antijen yüksek düzeylerde bulunduğundan CA-125 endometriozis hastalığının teşhisinde kullanılabilen bir parametredir.

Endometriozis ile karışan bir başka hastalık var mıdır?

 

Ağrı ve infertilite endometriozisin yanında diğer birçok hastalıkta da görülebilir. Endometriozisle en çok karışan hastalık pelvik inflamatuvar hastalık olarak adlandırılan genital organların yaygın enfeksiyonudur.Ayrıca yumurtalıklardaki iyi ve kötü huylu tümörler de endometriozise benzer bulgulara yol açabilir. Sindirim sistemi ve üriner sistemdeki bazı problemlerde endometriozisle karışan hastalıklar arsındadır. Bundan dolayı endometriozisin kesin tanısı ancak laparoskopi ile konulabilir ve laparoskopi sırasında endometriozis yaralarından biyopsi alınarak histolojik olarak tanı doğrulanır. Tanısı laparoskopi ile kesinleştirilmemiş hiçbir vaka endometriozis olarak tedavi edilmemelidir.

Histerektomi ameliyatı sonrasında (rahmim alındıktan sonra) adenomiyozis tanısı kondu, bu endometriozisin değişik bir formu mudur?

 

Adenomiyozis endometriumun rahim duvarı içerisine yayıldığı durumdur. Bundan dolayı adenomiyozis iç endometriozis olarak da bilinir. Adenomiyozis tipik endometriozis bulgularını verir fakat klasik endometriozis tablosundan biraz daha farklıdır. Bu gurup hastalar çoğunlukla 40 yaş üzerindeki hastalarıdır ve bu vakaların çoğu çocuk sahibi oldukları için infertilite şikayeti ile başvurmazlar. Adenomiyozisin kesin tanısı ancak histerektomi sonrasında konulabilir. Gerçek tedavisi de rahmin cerrahi olarak alınmasıdır. 

Laparoskopi ameliyatından önce endometriozis veya kronik pelvik inflamatuvar hastalığım olabileceği söylendi. Bu iki durum arasında ne fark vardır?

 

Kronik pelvik inflamatuvar hastalık üreme organlarının yaygın iltihabı durumudur. Bu hastalıkta üreme organlarının çevresinde, tüplerin etrafında ve yumurtalıklarda yapışıklıklar oluşur. Çoğunlukla genç hastalarda görüldüğünden endometriozis ile karışır. Her iki durumunda da ultrasonografik inceleme bulguları benzerdir. Endometriozis sırasında rastlanan endometrioma kisti ile pelvik inflamatuvar hastalıkta görülen apse ultrasonografik olarak birbirine benzer. Pelvik inflamatuvar hastalığı olan vakaların öyküsünde ani enfeksiyon bulguları, ateş ve ağrı vardır. Pelvik inflamatuvar hastalık antibiyotik tedavisi ile iyileşir. Bu iki durumun ayırıcı tanısında laparoskopi gereklidir.

Hidrosalpenks nedir?

 

Hidrosalpenks fallop tüpü içerisinde sıvı birikmesidir. Latince hidro sıvı, salpenks ise tüp anlamına gelir. Tüp içinde akışkanlığı ve ıslaklığı sağlayan sıvı çoğunlukla tüpün açık ucundan karın boşluğuna dökülür. Eğer uç kısımda bir tıkanıklık oluşursa sıvı akışı engellenir ve tüp içerisinde biriken sıvı hidrosalpenks dediğimiz tabloyu oluşturur.

Hematosalpenks nedir?

 

Hematosalpenks endometriozis yaraları olan vakaların tüplerinde görülür. Hemato kan, salpenks ise tüp anlamına gelir. Menstrual kanama sırasında endometriozis yaralarından akan kan ucu tıkalı olan tüplerden karın boşluğuna akma imkanı bulamaz ve tüp içerisinde birikerek hematosalpenks dediğimiz tabloyu oluşturur. Bu durum tüpte oluşan dış gebelik tablosu ile karışabilir ve uzun sürer.

Tüplerimin rahme yakın bölgesinde tıkanıklık olduğu ve bunun endometriozisden kaynaklandığı söylendi. Bu sık görülen bir durum mudur?

 

Tüpler ile rahmin bileştiği yerde endometriozis odaklarının bulunması tüplerin tıkanmasına neden olabilir. Tüpler rahme birleştikleri noktada çok incelir ve daralırlar. Çok küçük bir endometriozis odağı dahi bu bölgede tıkanıklığa neden olabilir. Tüplerdeki tıkanıklığın en önemli nedenlerinden biri endometriozisdir.

Barsaklarda kanamalara neden olan endometriozis hastalığı ile diğer barsak hastalıklarını birbirinden nasıl ayırt edebiliriz?

 

Bu ayrımı yapmanın en kolay yolu hastadan alınan öykü ve şikayetlerin geçmişidir. Endometriozis yaraları menstrual kanamanın olduğu dönemlerde kanar. Barsak hastalığı olan vakalarda ise kanamalar çoğunlukla barsak hareketlerinin attığı dönemde görülür. barsak hastalıkları ile ilgili problemlerin kesin tanısı için sigmoidoskopi veya kolonoskopi yapılması ve biyopsi ile tanının kesinleştirilmesi gerekir.

Endometriozi nasıl teşhis edilebilir?

 

Günümüzde endometriozis yaralarının direkt olarak laparoskopi ile görüntülenmesi en güvenli teşhis metodudur.Hastanın tıbbi hikayesi endometriozisi düşündürebilir ve hastanın yapılan muayenesi ile ön tanı desteklenebilir. Fakat kesin tanının konulabilmesi için endometriozisin direkt olarak görüntülenmesi gerekir. Bu işlem eskiden laparotomi dediğimiz açık ameliyat ile yapılırken günümüzde laparoskopik olarak endometriozisin kesin tanısı konulabilmektedir

Laparoskopi nedir?

 

Laparoskopi üreme organlarının detaylı olarak incelenebilmesinin sağlayan cerrahi bir yöntemdir. Laparoskopi ile rahim, fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) ve yumurtalıklar detaylı olarak incelenebilir ve karın içerisindeki diğer organlar görüntülenebilir. Göbek altından girilerek ince fiberoptik bir teleskop ile organlar görüntülenir. Karın içerisindeki yapışıklıklar, yumurtalıklardaki kist ve benzeri patolojiler, endometriozis ve diğer anormal durumlar teşhis edilebilir. Laparoskopi endometriozisin tanısı yanında infertilite vakalarında da infertilite nedeninin belirlenebilmesi için kullanılan bir teşhis yöntemidir. Laparoskopi sırasında karında açılan ikinci bir küçük delik aracılığı ile üreme organlarına ulaşılarak saptanan anormallikler laparoskopik (kansız bıçaksız) olarak giderilir.

İnfertilite problemi veya çocuk isteği olmayan ve endometriozis ön tanısı olan kadınlara da laparoskopi önerilebilir mi?

 

Hastanın belirgin kasık ağrısı yakınması varsa ve endometriozis düşünülüyorsa, tanı ve tedavi için laparoskopi önerilebilir. Laparoskopi sırasında endometriozis yaraları yakılarak tedavi edilir. Laparoskopi ile endometriozis tanısı kesinleştirilmeden hiçbir hastanın tedavisine başlanmaması gerekmektedir.

Second look laparoskopi nedir?

 

Bazı hekimler tedavi sonrasında tedavinin sonucunu değerlendirebilmek için ikinci bir laparoskopik incelemenin gerekli olduğunu düşünür. İkinci kez yapılan laparoskopiye second look laparoskopi denir. Son 10-15 yıl içerisinde bu yaklaşım yaygınlık kazanmaya başlamıştır

Endometriozisin tanısında ultrason ne ölçüde yardımcıdır?

 

Ultrasonografik inceleme ile çikolata kisti olarak da endometriomaların tanısı konulabilir. Fakat birçok endometriozis vakasında çikolata kisti oluşmaz. Dolayısıyla tüm endometriozis vakalarının ultrasonografik inceleme ile tanısını koymak mümkün değildir

Histerosalpingografi (HSG) olarak adlandırılan rahim filmi endometriozis hastalığının tanısının konulmasına yardımcı olabilir mi?

 

Rahim filmi ile tüpler ve rahim içi değerlendirilir. Tüplerdeki bazı problemler endometriozis hastalığını düşündürse de sadece rahim filmi ile endometriozis tanısı koyulamaz.

Laparoskopi menstrual siklusun hangi döneminde yapılmalıdır?

 

Laparoskopinin menstrual siklusun hangi döneminde yapılması gerektiğine laparoskopinin yapılış amacına göre karar verilir. İnfertilite değerlendirilmesi için yapılan laparoskopi menstrual kanamanın bitiminden sonraki günlerde yapılır. Hastanın ufak bir ihtimalde olsa bu dönemde gebe olmadığı kesindir ve rahmin iç tabakası kalınlaşmamıştır. Kasık ağrısı ile baş vuran hastalarda endometriozis hastalığının tanısı için laparoskopi menstrual siklusun herhangi bir döneminde yapılabilir.

Laparoskopi ile evre III endometriozis tanısı konuldu. Bu ne anlama gelmektedir?

 

Amerikan Üreme Sağlığı Cemiyeti, tedavisini ve üreme sağlığı üzerindeki etkisini belirleyebilmek için endometriozis hastalığını değişik evrelere ayırmıştır. Bu sınıflama yapılırken hastalığın yaygınlığı ve üreme organları üzerindeki etkisi esas alınmıştır. Bu sınıflama ile Evre I minimum, Evre II hafif, Evre III orta ve Evre IV ileri düzey olmak üzere endometriozis hastalığı 4 evreye ayrılmıştır.

Endometriozis hastalarında infertilite görülme sıklığı nedir?

 

Yapılan çalışmalarda endometriozis hastalığı olan kadınların %30-50’sinde üreme sağlığının değişik derecelerde etkilendiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra infertilite problemi olan vakaların yaklaşık %20’sinde endometriozis problemi saptanmıştır.

Endometriozisi olan vakalarda infertilite niye görülür?

 

Endometriozis hastalığı 

Yumurtalıklarda folikül ve yumurta gelişimini engeller.
- Ovulasyonu yani gelişen yumurtanın yumurtalıklardan atılmasını engeller.
- Sperm hareketliliğini azaltır.
- Periton sıvısının yapısını değiştirerek yumurta ve spermin etkileşmesini bozar.

Endometriozis hastalığı olanlarda neden yapışıklıklar oluşur?

 

Karın zarları üzerindeki endometriozis odaklarının kanaması ve bunların oluşturduğu inflamatuvar reaksiyonlar sonrasında bu bölgelerde yapışıklıklar ortaya çıkar.

Prostoglandin hormonu endometriozis hastalığında nasıl bir rol oynar?

 

Prostoglandin bir çok fonksiyonu olan kimyasal bir maddedir. Endometriozis hastalığı olan vakalarda karın boşluğundaki periton sıvısında prostaglandin seviyesi yükselir. Prostoglandin seviyesini yükselmesi yumurtalık fonksiyonlarında bozulmaya ve tubal fonksiyon bozukluğuna neden olur. Bunların yanında sperm hareketliliğinin azalmasına, sperm ve yumurta ilişkisinin ve embryo gelişiminin olumsuz etkilenmesine neden olur. Son günlerde yapılan çalışmalarda , yeni endometriozis yaralarında prostoglandin seviyesini çok yüksek olduğu belirlenmiştir. Be durum, aktif endometriozis hastalığı olan vakalardaki bulguların ve yakınmaların neden daha fazla olduğunu izah eden bir gerçek olabilir.

Endometriozisi olan vakalarda ovulasyon problemi ne sıklıkta görülür?

 

Endometriozis vakalarının yaklaşık %50’sinde ovulasyon problemi olduğu saptanmıştır. Bu durum endometriozis hastalığına bağlı infertilite problemlerinin tedavisinde mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Endometriozis hastalığına bağlı ağrı nasıl tedavi edilir?

 

Endometriozis hastalığına bağlı ağrının tedavisinde nonsteroidal anti-inflamatuvar ilaçlar olarak adlandırılan, steroid yapısında olmayan ağrı kesiciler etkilidir. Bu ilaçlar ile vakaların birçoğundaki ağrı problemleri çözülebilir. Bu vakaların tedavisinde ağrı şiddetlenmeden ilaçları kullanmaya başlamak gerekir.

Endometriozisdeki ağrıyı kontrol etmek için hormonal tedavi önerilebilir mi?

 

Uzun bir dönem endometriozis vakalarının birçoğunda doğum kontrol hapları başarı ile kullanıldı. 1980 yılından itibaren danazol adı verilen ilaç yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Son yıllarda ise endometriozis tedavisinde GnRh-agonistleri olarak adlandırılan ilaçlar daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Yaklaşık 6 aydır ilaç tedavisi sürmesine rağmen yakınmalarım devam ediyor. Bunun sebebi ne olabilir?

 

Tedavisi devam eden hastaların yaklaşık üçte biri tedaviye cevap vermeyebilir ve bu hastaların yakınmaları devam eder. Bu kullanılan ilacın endometriozis yaralarının bulunduğu bölgeye ulaşamamasından veya yaraların bulunduğu dokunun özelliklerini yitirerek ilaca cevap vermemesinden kaynaklanabilir.

Endometriozis hastalığı olan vakalar çocuk sahibi olmayı arzu ettikleri takdirde ne zaman tedaviye başlamalıdır?

 

Genel yaklaşım laparoskopi sırasında saptanan endometriozis yaraların tamamı ile temizlenerek, gebeliğin oluşmasının beklenmesidir. İlk 6 ay süresince gebelik oluşmadığı takdirde tıbbi tedaviye başlanabilir. Laparoskopik cerrahi ile bütün odaklar temizlenemiyorsa laparoskopiyi takiben hemen ilaç tedavisine de başlanır. bazı vakalarda ise laparoskopik olarak endometriozis tedavisinden önce tıbbi tedavi ile mevcut endometriozis yaralarının küçülmesi sağlanır. Bu yaklaşım laparoskopi sırasında yapılacak olan cerrahi işlemi kolaylaştırabilir.

Tıbbi tedavi sırasında menstrual kanamalarım devam etmekte bu durum tedavinin başarılı gitmediğini mi gösterir?

 

Her ne kadar tıbbi tedavi sırasında menstrual silklusların durması beklense de vakaların yaklaşık %60’ında tam bir kanama olmamakla birlikte lekelenme tarzında kanamalar devam edebilir.

Endometriozis tedavisinin takibi nasıl yapılır?

 

Endometriozis tedavisinin sonuçlarını takip etmenin en iyi yöntemlerinden biri kandaki östrojen düzeyinin ölçülmesidir. Büyük endometriozis yaraları ise 3 aylık ultrasonografik incelemelerle takip edilebilir. Bunun yanı sıra jinekolojik muayene de endometriozise bağlı bulgularının azaldığını bize gösterebilir. Hastanın bulgularının azalmış olması, kasık ağrılarının ve cinsel ilişki sırasındaki ağrı yakınmasının azalması da hastalığın iyileştiğinin göstergeleridir. Tedavide amaç gebelik elde etmek ise gebeliğin gerçekleşmesi tedavinin başarısının kesin bir göstergesidir.

Danazol tedavisi ne kadar sürer, danazol kullanırken gebe kalınabilir mi?

 

Günümüzde endometriozis tedavisinde çok fazla tercih edilmeyen Donazol genellikle 6-9 ay kullanılır. Yüksek doz donazol tedavisi sırasında gebe kalma ihtimali oldukça düşüktür fakat tedavi sırasında gebe kalınırsa bebekte doğumsal anomaliler görülebilir. Bu nedenle her ne kadar danazol tedavisi sırasında gebe kalma ihtimali düşük olsa da tedavi süresince bir doğum kontrol yönteminin kullanılması önerilir.

GnRh-agonistleri olarak adlandırılan ilaçların endometriozis tedavisinde yeri nedir?

 

GnRh-anologları beyinde hipofiz bezinden FSH (folikül uyarıcı hormon) ve LH (lüteinize edici hormon) gibi hormonların salınmasını sağlar. Bu ilaçlar düzenli olarak belli bir dozda kullanıldığından FSH ve LH hormonlarının geçici olarak salınmasını ve bundan sonra bu hormonların üretiminin durmasını sağlar.böylece hastada geçici bir menopoz durumu sağlanır ve endometriozis odakları gelişmez.

Endometriozis tedavisinde testosteron hormonunun yeri var mıdır?

 

Endometriozis tedavisi için yaklaşık 30 yıl önce gündeme gelen testosteron tedavisi birçok yan etkisinden dolayı günümüzde terk edilmiştir.

Doğum kontrol haplarının endometriozis tedavisindeki yeri nedir?

 

Doğum kontrol haplarının endometriozis tedavisindeki kullanımı günümüzden 35 yıl öncesine dayanmaktadır. Bu haplar ovulasyonu durdurarak vücuttaki yumurtalıklardan salınan östrojen hormonunun azalmasına neden olur. Östrojen düzeyi düştüğünde endometriozis yaraları iyileşir. Doğum kontrol haplarında bir miktar östrojen bulunmaktadır, endometriozis tedavisinde düşük miktar östrojen ve yüksek miktarda progesteron içeren doğum kontrol hapları tercih edilir.

Hafif endometriozis vakalarının tedavi edilmemesi uygun bir yaklaşım mıdır?

 

Geçmiş yıllarda minimal endometriozis vakalarının 2 yıllık takip süresi içerisinde %60’ının gebe kalacağı varsayılarak bu vakaların tedavi edilmemesi düşünülürdü. Fakat günümüzde laparoskopik olarak teşhisi konulmuş tüm endometriozis vakalarının aynı seansta gerek lazer gerekse elektrokoter yardımı ile tedavi edilmesi önerilmektedir. Laparoskopi sonrasındaki 9-12 ay içinde gebeliğin elde edilemediği durumlarda diğer tedavilere de başlanması önerilir.

Laparoskopik cerrahi endometriozis tedavisinde ne kadar başarılıdır?

 

Laparoskopik cerrahinin endometriozis tedavisindeki başarısı hastanın önceki durumuna ve uygulanan cerrahi yönteme bağlıdır. Minimal endometriozis vakalarının % 65’inde orta derece endometriozis vakalarının % 50’sinde ve ileri derece endometriozis vakalarının % 40’ında infertilite problemi laparoskopik cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Bunun yanı sıra laparoskopik cerrahi sonrası verilen tedavinin başarı sonuçlarını olumlu yönde etkiler.

Endometriozis vakalarında tüp bebek tedavisinin yeri nedir?

 

Cerrahi ve tıbbi yaklaşımlarla tedavi edilemeyen vakalarda tüp bebek tedavisi ile gebelik elde edilebilir.

Endometriozis hastalığının tedavi sonrasında tekrarlama ihtimali nedir?

 

Endometriozis vakalarının yaklaşık %10’unda cerrahi ve/veya tıbbi tedaviyi takiben hastalık tekrarlayabilir. Tedavi sonrasında gebelik elde edilen vakalarda endometriozisin tekrarlama ihtimali çok daha düşüktür. Endometriozis hastalığının evresi arttıkça tedavi sonrasında tekrarlama ihtimali de artar.

LAPAROSKOPİ VE HİSTEROSKOPİ

 

Tanım ve endikasyonlar

Kadınlarda endoskopik uygulamalar laparoskopi ve histeroskopi olarak ikiye ayrılır.  Laparoskopi karın içinin bir endoskop ile gözlenmesi işlemidir.  Laparoskopi önceleri sadece tanısal bir araç iken bugün neredeyse jinekolojik operasyonların tamamı laparoskopi ile yapılabilir hale gelmiştir.  Histeroskopi ise rahim için endoskopik olarak gözlenmesine verilen isimdir.  Histeroskopi ile de bugün eskiden karın açılmasını gerektiren rahim anormallikleri kolaylıkla tedavi edilebilmektedir.

Kimler uygun?

Genel durumu operasyona elverişli olan herkeste endoskopi yapılabilir.  Ağır solunum veya kalp problemleri olanlarda işlem sırasında baş aşağı posizyon kullanıldığından endoskopi tercih edilmeyebilir.  Çok büyük ve çok sayıda myomu olan kadınlar, yumurtalık kanseri olan kadınlarda açık ameliyat tercih edilmelidir.  Rahim ağzı ve endometrium kanseri olan kadınlarda ise kanser endoskopisi yapan deneyimli bir cerrah olmadıkça açık ameliyat tercih edilmelidir.

Avantajları nedir? 

Laparoskopi ve histeroskopi ile artık karın açılarak yapılan ameliyatların çoğu yapılabilmektedir.  Endoskopinin avantajları cilt üzerindeki kesilerin çok daha küçük olmasından kaynaklanır. İçeride yapılan operasyonun boyutu açık cerrahi ile aynıdır.  Hasta daha az ağrı hisseder, hastanede daha kısa süre kalır, ve işine daha erken döner.        

Komplikasyonlar

Laparoskopinin komplikasyonları:  Laparoskopi bir cerrahi girişimdir ve her cerrahi girişimde olduğu gibi komplikasyonları vardır.  Laparoskopinin komplikasyonları özellikle deneyimsiz ellerde daha fazla görülür.  Komplikasyonlar teleskopun ve diğer cerrahi aletlerin yerleştirilmesi için kullanılan trokarların karın içine sokulması veya yapılan cerrahi müdahale sırasında olmaktadır.  Teleskopun ve trokarların karın içine sokulması sırasında büyük damar ve daha önce karın ameliyatı geçirmiş olan kadınlarda barsak yaralanmaları olabilir.  Cerrahi müdahale esansında ise barsak, mesane, üreter ve damar yaralanmaları görülebilir. Bu komplikasyonların bir kısmının tedavisinde karın açılarak müdahale yapmak gerekebilir. Laparoskopinin bir diğer komplikasyonu ise planlanan ameliyatın teknik imkânsızlıklar nedeni ile yapılamaması ve açık ameliyata dönülmesidir.  Bu genelde aynı seansta yapılır.  Daha önceden öngörülmediği halde kanser çıkan olgularda ise hastanın uyandırılması ve yapılacak daha geniş çaplı ve genellikle rahim ve yumurtalıkların alınmasını gerektirecek bir ameliyat için onay alınması gerekebilir.

Histeroskopinin komplikasyonları: Bunlar genellikle rahim ağzının genişletilmesi sırasında yırtılması veya rahimin delinmesi şeklinde karşımıza çıkar. Rahim delindiği durumlarda işleme o aşamada son vermek ve başka bir seansta işlemi tekrarlamak gerekir.  İşlem sırasında da rahim delinebilir ve kanama ve işlem için elektrik enerjisi kullanılıyorsa bardak yaralanmaları olabilir.  Mesane ve üreter yaralanmaları ise çok daha nadir olarak görülmektedir.     

LAPAROSKOPİK UYGULAMALAR

Laparoskopik uygulamalar tanısal ve tedavi edici veya cerrahi laparoskopik uygulamalar  olmak üzere ikiye ayrılır. 

Tanısal laparoskopi

Günümüzde tanısal laparoskopi eski değerini kaybetmiş ve giderek daha az yapılan bir uygulama haline gelmiştir.  Tanım olarak öyküsünde ve muayenesinde herhangi bir anormallik olmayan bir kadına kısırlığın nedenini ortaya koymak amacıyla yapılan laparoskopidir.  Öyküsünde sonrdan başlayan şiddetli adet ağrıları, ilişki sırasında ağrı, pelvik cerrahi (kist veya myom alınması, dış gebelik çıkarılması gibi), cinsel yolla bulaşan enfeksiyon (bel soğukluğu, klamidya, pelvik infalmatuvar hastalık gibi), rahim içi araç kullanımı olmayan bir kadında muayene ve ultrason bulguları ve rahim filmi (HSG) de normal ise laparoskopi yapıldığında görülebilecek kayda değer herhangi bir hastalık olmayacaktır.  Böyle bir durumda laparoskopide hafif endometriosis, hafif yapışıklıklar, veya tüplerde tıkanıklık görülme olasılığı vardır.  Tahim filminde tüpleri açık olan bir kadında laparoskopide tüplerin tıkalı görülmesi çok nadirdir ve genllikle işlem sırasında tüplerde olan bir kasılma (spazm) nedeniyle olur.  Hafif yapışıklıklar ve hafif endometriosisin ne derecede kısırlık nedeni olduğu ve tedavinin ne derecede faydalı olduğu tartışmalıdır.  Bu bulguların görüldüğü olgularda tedavi nedeni açıklananmamış kısırılıktaki gibidir.  Tanısal laparoskopi kapsamından değerlendirilebilecek diğer bir girişim ise hidrolaparoskopidir.  Burada genel anestezi kullanılmaz.  Vajenin üstünden ine bir iğne yardımı ile karın boşluğuna girildikten sonra su verilerek tüpler, yumurtalıklar ve pelvis peritonu (karın içi zarı) değerlendirilir.  Tanısal laparoskopi bağlamında bakıldığında vereceği hidrolaparoskopi ile elde edilebilecek bilgiler çifte olan yaklaşımı değiştirmeyeceğinden yapılma endikasyonu çok tartışmalıdır.   

Cerrahi laparoskopi

Muayene ve görüntüleme teknikleri ile saptanan bir hastalığın tedavisi veya hastalıklı organın alınmasına yönelik olarak yapılan laparoskopik uygulamalardır. 

Gebe kalabilirliği artırmak amacı ile yapılan laparoskopik uygulamalar

Adezyolizis, salpingostmi, ve fimbrioplasti:  Daha önceden geçirilmiş enfeksiyonlar veya pelvik cerrahi genellikle tüp ve yumurtalığın ilişkisini bozan yapışıklıklara yol açar.  Yapışıklıkların ince ve teknik olarak açılabilecek durumda olmaları durumunda adezyolizis adı verilen laparoskopik yapışıklık açma işleminden fayda görülebilir.  Tüp ve yumurtalıklar arasındaki normal anatomik ilişkinin tekrar sağlanmasından sonra kadının yaşı ve ek kısırlık faktörlerinin olup olmamasına bağlı olarak %30-60 arasında gebelik oranları bildirilmiştir.  Yapışıklıkların çok yoğun olduğu durumlarda açılma işlemini takiben tekrar yapışma olasılığı yüksek olduğundan gebelik oranları düşüktür.  Laparoskopi sırasında kapalı olan tüplerin de açılma olasılığı vardır.  Özellikle karın boşluğuna açılan kısmından tıkalı olan tüpler (hidrosalpinks) salpingostomi adı verilen bir işlem ile açılabilir.  Tüpün iç tabakasının hasar durumuna, tüpün çeperinin kalınlığına ve çevre yapışıklıkların varlığına göre tekrar kapanma oranları %30-100 arasında ve gebelik oranları da %10-70 arasında değişir.  Tüplerin açılmasının olanaksız olduğu durumlarda ise daha sonraki tüp bebek uygulamasına hazırlık olarak tüpler alınmalıdır.  Tıkalı tüplerin yerinde bırakılması tüp bebek uygulamasındaki gebelik oranlarını olumsuz olarak etkilemektedir.

Laparoskopik endometriosis cerrahisi

Laparoskopinin en sık kullanıldığı hastalıklardan biri endometriosistir.  Endometriosis hastalığı rahim içini döşeyen hücrelerin rahim dışında yerleşmesi ve üremesi ile ortaya çıkar.  Hastalık en sık olarak periton adı verilen karın zarı ve yumurtalıkları tutar.  Ayrıca rahim ve kalın barsak arasındaki bölgeye yerleşerek ağrılı lezyonlara neden olur.  İleri safhalarında rahim, tüpler, yumurtalıklar, ve barsakları birbirine yapıştırarak ağrı, kısırlık, ve kitle semptomlarına yol açar.  Hastalığın erken evresinde karın zarı üzerine barut yanığı tarzında lezyonlar vardır.  Bu lezyonlar laparoskopi sırasında yakılarak veya lazer ile buharlaştırılarak giderilebilir. 

Daha ileri safhalarda yumurtalıklar içinde endometrioma adı verilen kistik yapılar oluşur.  Endometriosis kistlerinin laparoskopik olarak alınması ile kısır çiftlerdeki gebelik şansı artmaktadır.  Laparoskopinin yumurtalık kapasitesine zarar vermeyecek şekilde dikkatli yapılması çok önemlidir.  Endometrioma kist kapsülünün soyulması sırasında normal yumurtalık dokusunun zarar göremesi ve yumurtalık kapasitesinde azalma olma olasılığı vardır.  Endometriosisin hem kendisi hem de yapılan müdahale kaçınılmaz olarak yumurtalık rezervinde azalmaya neden olabilir.  Bu nedenle son yıllarda özellikle kistleri tekrarlayan kadınlarda tekrar cerrahiden ziyade çocuk isterği varsa tüp bebek yapılması tercih edilmektedir.  Yakınma ağrı ise tekrar cerrahiden başka şans genellikle yoktur.    Laparoskopik endometriosis cerrahisini takiben gebe kalamayan çiftlerin yaklaşık %50 sinde 6 ay içinde kendiliğinden gebelik oluşur.  Kendiliğinden gebe kalamayanlarda ise 1 yıl bekledikten sonra tüp bebek yapılması gerekir.

Derin endometriosis adı verilen ve rahim ve barsak arasındaki bölgeyi tutan endometriosis lezyonlarının laparoskopik olarak çıkarılması mümkündür.  Bu lezyonların alınması ile ağrı genellikle giderilir.  İleri evre endometriosis cerrahisi uzun süren ve deneyimli bir cerrahın varlığı gerektiren bir tedavidir.

Endometriosisin tekrarlama riski olan bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.  Kadınların özellikle menopoz öncesi yaşamlarında %50 tekrarlama riski vardır.  Bu nedenle çocuk isteyen kadınlarda tüm endometriosis lezyonlarının temizlendiği bir operasyonu takiben 6 ay içinde gebelik olmamışsa tüp bebek yapılmasını öneriyoruz.  Aşılama tedavileri genellikle düşük gebelik oranı ile seyrettiğinden önerilmemektedir.       

Laparoskopik kist cerrahisi

Laparoskopi ile en sık olarak müdahale edilen kistlerin başında endometriomalar gelmekle birlikte devamlılık gösteren ve gerilemeyen basit kistler ve dermoid kistlerde de laparoskopik girişim gerekebilir.  Endometrimolar endometriosis bölümünde anlatılmıştır.  Bu bölümde dermoid kistler ve diğer kistler üzerinde durulacaktır. 

Dermoid kistler:  Dermoid kistler vücudun tüm dokularından parçalar içeren kistlerdir.  Bunların içinde yağ, kıl, diş, sinir ve kas dokusu bulunabilir.  Genellikle doğumdan önce bu hücrelerin yumurtalık içinde sıkışması sonucunda oluşurlar.  Hangi nedenden dolayı büyüdükleri bilinmemektedir.  Dermoid kistler en çok torsiyon adı verilen bir komplikasyona sebebiyet verirler.  Torsiyon yumurtalığın komşuluğundaki tüp ile beraber kendi ekseni etrafında dönmesi ve bunun sonucunda da kanlanmasının bozulmasıdır.  Zamanında laparoskopik olarak müdahale edilmediği takdirde yumurtalık ve tüpte nekroz olur ve alınmaları gerekir.  Dermoid kistler özellikle 3-4 cm çapına ulaştıktan sonra alınmaları gerekir.  Laparoskopik olarak çıkarılmaları oldukça kolaydır.  Kadınların %15 inde her iki yumurtalıkta da dermoid kist olabileceğinden sağlam gibi görünen yumurtalığın da dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekir.  Dermoid kistlerin %1 olasılıkla kötü huylu olma olasılıkları vardır.  Kötü huylu olanların içinde immatür sinir dokuları bulunur. 

Paraovarian kistler:  Yumurtalığın komşuluğunda doğumsal artıklardan gelişen kistlerdir.  Nadiren kötü huylu olma potansiyeli taşırlar.  Büyük boyutlara ulaştıklarında alınmaları gerekir.  Laparoskopik olarak çıkarılmaları kolaydır.

Kistadenomlar:  Yumurtalık içinde gelişen ve kötü huylu olma potansiyeli taşıyan tümörlerdir.  Ultrasonda sıvı ve katı yapıların beraber izlenmesi ile şüphelenilir ve kesin tanı kistin çıkarılması ile konur.  Seröz ve müsinöz kistadenomlar en sık görülenleridir.  Laparoskopik olarak çıkarılmaları kolaydır.  Menopoza yakın olan kadınlarda yumurtalığın alınması daha doğru olan girişimdir.  Daha genç olan kadınlarda ise sadece kist alınabilir ancak operasyon sırasında patolojik inceleme (frozen section) yapılıp kötü huylu olup olmadıklarının değerlendirilmesi gerekir.

Laparoskopik Myom Cerrahisi

Myomların önemli bir kısmı laparoskopik olarak çıkarılabilir.  Myomlarda operasyon endikasyonları aşağıdaki gibidir: 

Boyut:  Genellikle 6 cm yi geçmiş olan myomların ve yakın zamanda hızlı büyüme göstermiş olan myomların alınmaları önerilmektedir. 

Kanama:  Myomlar rahim iç tabakasına (endometrium) girmedikçe veya bası yapmadıkça kanamaya neden olmazlar.  Rahim içine girmiş olan myonlarda eğer kanama da varsa boyutlarına bakılmaksızın cerrahi önerilir.  Burada yapılacak olan cerrahi müdahale histeroskopik myomektomidir yani myom aşağıdan girilerek histeroskopi ile alınır.

Bası yakınmaları:  Myomalr intraligamenter diye tabir edilen bir konumda oldukları zaman üreter adı verilen böbreklerden mesaneye idrar getiren kanallara baskı yapabilirler.  Bu konumda olan bir myomun baskı semptomları verdiğinde alınması gerekir.  Rahimin önünde gelişen myomlar mesane üzerine arkada gelişen myomlar ise rektum üzerine baskı yapabilirler.

Kısırlık:  Myomlar genellikle kısırlık nedeni değildir.  Ancak yapılan araştırmalarda kısırılığı açıklayacak hiçbir neden bulunmamış ise alınmaları gerekebilir.  Genellikle 5 cm ve üzerinde olanların alınmaları önerilmektedir.  Eğer rahim içine giren bir myom varsa ve çift gebe kalamıyorsa başka yakınma olup olmadığına ve myomum boyutlarına bakılmaksızın alınmaları önerilmektedir. 

Laparoskopik olarak çıkarılmaya müsait olan myomların boyut olarak 8 cm den küçük olmaları 3 cm den büyük olanların toplam sayı olarak 3 veya daha az olmaları ve derin olarak rahim duvarına gömük olmamaları tercih edilir.  Laparoskopik olarak myomlar alındıktan sonra 3 ay gebelik olmasına izin verilmez. Yapışıklık oluşma olasılığı karın açılarak yapılan myomektomilerden daha azdır.  Laparoskopik myom cerrahisi myomların boyut ve yerleşimlerine bağlı olarak 1-3 saat sürebilir.  Hasta genellikle hastanede 1 gün kalır ve ertesi gün taburcu olur.

Laparokopik histerektomi

Rahimin alınması laparoskopik olarak mümkündür. Rahim sarkması durumlarında tercih edilen rahimin vajenden çıkarılmasıdır (vajinal histerektomi).  Laparoskopik histerektomi karın açılarak yapılan histerektomiye bir alternatif olup vajinal olarak çıkabilecek bir rahim laparoskopik olarak çıkarılmamalıdır. Laparoskopik histerektomi deneyimli ellerde başarılı bir operasyon olup laparoskopinin tüm avantajlarını taşır. Rahimin bir kısmı laparoskopik olarak serbestleştirildikten sonra vajinal yoldan çıkarılır. Hasta hastanede 1-2 gün yatar ve taburcu olur.

HİSTEROSKOPİK UYGULAMALAR

Klasik histeroskopi

Histeroskopi ışıklı bir teleskop yardımı ile rahim iç boşluğunun görüntülenmesine verilen isimdir.  Tanısal veya tedavi edici amaçla yapılabilir.  Tanısal amaçla bugün büyük çoğunlukla ofis histeroskopi’den yararlanılmaktadır.  Tedavi edici amaçla yapılan histeroskopilerde genellikle anestezi verilir ve rahim içine rahim ağzı genişletildikten sonra elektrorezektöe adı verilen bir alet sokulur.  İşlemin genel anestezi altında yapılması tercih edilir.  Elektrorezektör ürologların prostat rezeksiyonu için kullandıkları aletin aynısıdır.  Bu alet yardımı ile rahim içindeki perdeler kesilebilir (septum inziyonu), büyük polipler ve myomlar çıkarılabilir.  Ayrıca rahim içi yapışıklıkları da açılabilir.  Histeroskopi ile rahim iç tabakasını döşeyen hücre tabakası (endometrium) çıkarılarak aşırı kanaması olan ve artık çocuk sahibi olmak istemeyen kadınlar tedavi edilebilir.  Bu işleme endometrial ablasyon adı verilir.  Histeroskopi ile makas veya lazer kullanımı da mümkündür ancak bugün büyük çoğunlukla elektrik enerjisinden yararlanılmaktadır.       

Ofis histeroskopi

Histeroskopi işleminin muayenehanede ve anestezi gerektirmeden yapılmasına ise ofis histeroskopi adı verilmektedir.  Ofis histeroskopide rahim ağzını genişletmeden rahim içine kolayca sokulabilecek çok ince aletler kullanılmaktadır.  Ofis histeroskopi önceleri sadece tanı koymak amacı ile uygulanmasına rağmen son yıllarda rahim içinde görülen pek çok anormalliğin tedavisinde de kullanılır hale gelmiştir.  Ofis histeroskopi en çok anormal kanamalarda, kısırlığın değerlendirilmesinde, rahim içi yapışıklık, ve küçük myom ve poliplerin alınmasında kullanılır.  Ofis histeroskopi ile septum adı verilen rahim içinde doğuştan olan perde ya da duvarların da kesilmesi de olanaklıdır.  İpi rahim içimne kaçmış olan rahim içi araçların (spiral) çıkarılmasında da ofis histeroskopiden yararlanılır. 

Ofis histeroskopide hastaya önce damardan hafif bir sedatif verilir ve daha sonra vajen içine alet (spekulum) yerleştirmeden, rahim ağzı tutulmadan ve genişletilmeden histeroskop rahim içine sokulur.  Histeroskopun rahim içine sokulması esansında hafif bir kramp hissedilebilir.  Rahim içine girildikten sonra su verilerek rahim boşluğu şişirilir ve video ekranında gözlenir. 

Menopoz öncesinde ve menopoz sonrasındaki anormal kanamaların tanısında ofis histeroskopi son derece yararlıdır.  Rahim içindeki polip, myom, veya tümörler histeroskopi ile kolayca görülür.  Bunların bazıları histeroskopi ile alınabilir.  Bazılarında ise uyutarak ve daha geniş çaplı bir histeroskopi veya daha büyük bir operasyon gerekebilir.  

Kısırlığın değerlendirilmesinde histeroskopi son derece önemli bir yöntemdir.  Rahim içindeki yer kaplayan lezyonlar veya yapışıklıklar kısırlık nedeni olabilir ve bunların önemli bir kısmı histeroskopi ile tedavi edilebilir.  Tüp bebek tedavisi öncesinde özellikle rahim filmi olmayan kadınlarda histeroskopi ile rahim iç boşluğunun normal olduğunun teyid edilmesi önemlidir.  Özellikle daha önce başarısız denemeleri olan çiftlerde histeroskopinin önemi daha da fazladır.  Yapılan bazı çalışmalarda daha önce 2 veya daha fazla tüp bebek başarısızlığı olanlarda histeroskopide %50 oranında rahim iç boşluğunda anormallikler görülmektedir.  Bunlarda en önemlileri endometrit, polipler, yapışıklıklar ve fazla derine uzanmayan septumlardır (rahim içi perdesi).  Bu anormalliklerin tedavisi ile sonraki tüp bebek uygulamalarında gebelik oranları normal düzeye çıkarılabilmektedir.

TÜP BEBEK KONUSUNDA BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ…

Kadınların doğurganlığını etkileyen faktörler nelerdir?

-En önemli faktör yaştır. Kadın yaşı arttıkça gebe kalabilme şansı azalır. 44 yaşında sonra pratik olarak gebelik şansı ihmal edilebilecek kadar azdır.  Daha önce geçirilmiş cinsel yollar bulaşan enfeksiyonlar, yumurtalık ve tüpleri etkileyen enfeksiyonlar da gebelik şansını olumsuz olarak etkiler. 

Kadınlar ne sıklıkla jinekolojik muayene olmalılar?

-Cinsel olarak aktif olan kadınlarda jinekolojik muayeneler her yıl yapılmalıdır.  Bu muayeneler ile beraber rahim ağzı kanseri taraması için PAP testi de yapılmalıdır.

Miyomlar ve tüplerin tıkalı olması hamileliği etkiler mi?

-Miyomlar rahim iç tabakasına yani bebeğin gelişeceği yere baskı yapıyorsa gebelik şansını etkiler.  Rahim duvarından dışarı doğru büyümüş olan miyomlar ise çok büyük olmadıkça gebelik şansını etkilemezler.  Tüplerin tıkalı olması ise gebelik oluşumunu imkansız kılar.

Düzenli bir beraberliğe rağmen çocuk sahibi olamayan çiftler, ne zaman tedaviye yönelmeliler?

-Kadın yaşı 37 nin altında ve öyküde gebelik oluşumunu etkiyebilecek herhangi bir problem yoksa 1 yıl, yaş 37 nin üzerinde veya geçmişte gebelik oluşumunu etkiyebilecek bir problem varsa 6 ay sonra inceleme ve tedavi başlanmalıdır.

Tüp bebek kaç yaşına kadar uygulanabilir? İleri yaştaki hastalar ne kadar beklemeli?

-Tüp bebek 44 yaşına kadar uygulanabilir. Ancak 40 yaşından sonra şansın az olduğu bilinmelidir. 

Mikroenjeksiyon nedir?

-Mikronenjeksiyon tek bir spermin yumurta içine zerk edilerek döllenmenin sağlandığı bir tüp bebek yöntemidir. 

Tüp bebek nedir?

-Mikroenjeksiyondan farklı olarak spermler belirli bir sayıda yumurtanın çevresine bırakılır ve spermlerden bir tanesi yumurtanin içine kendiliğinden girer. 

Mikroenjeksiyonun tüp bebek yönteminden farkı nedir?

-Mikroenjeksiyon erkek kısırlığında tüp bebek ise kadına ait kısırlıkta kullanılır. 

Tüp bebek veya mikroenjeksiyon kimlere uygulanır? Nasıl uygulanır?

-Gebe kalamayan ve klasik tedavi yöntemlerinin etkisiz olduğu durumlarda bu yöntemler uygulanır. 

Tüp bebek tedavisi hangi aşamalardan oluşmaktadır?

-Yumurtalıkların uyarılması, yumurta toplanması, yumurtaların sperm ile döllenmesi, ve döllenmiş yumurtaların nakli (embryo transferi) aşamalarından oluşur.

Sperm tetkikinde sperm sayısının çok az olması veya sperm bulunmaması durumunda ne yapılmaktadır?

-Sperm sayısı az ise mikroenjeksiyon yapılır.  Menide hiç sperm olmaması durumlarında ise testis içinde cerrahi olarak sperm aranması gerekir.

Yumurta nasıl toplanır? Ağrılı bir işlem midir?

-Vajinal ultrason ile yumurta toplanır.  Ağrılı bir işlem değildir. 

Yumurta toplama işlemi sonrasında kişi kendini nasıl hisseder?

-Genellikle işlemden bir süre sonra evine gidebilir ve hatta aynı gün öğleden sonra işine dönebilir. 

Bu tedaviler sonucu yumurtalık rezervi tükeniyor mu?

-Yumurtalıkların tüp bebek amaçlı uyarılması rezervi azaltmaz. 

Her yumurta döllenir mi?

-Yumurtaların döllenmesi için olgun ve yapısal olarak normal olmaları gerekir.  Her yumurta döllenmeye müsait değildir.  Döllenen her yumurta ise sağlıklı bir embryo haline dönüşmez.

Yumurtalar döllendikten sonra embriyolar rahim içine nasıl yerleştirilir?

-Embryo transferi basit bir işlemdir.  Rahim ağzından ince bir plastik katater ile ultrason eşliğinde rahim içine yerleştirilir.

Transfer sonrası arta kalan embriyo olur mu? Olursa bunlara ne yapılır?

-Transfer sonrası arta kalan kaliteli embryolar dondurularak saklanabilir. 

Embriyo seçimi nasıl yapılır? Çoğul gebelik nasıl önlenebiliyor?

-Sağlıklı embryolar taze transfer için seçilir. Kadının yaşına göre 1-3 embryo rahim içine yerleştirilir. 

Çoğul gebelik olursa neler yapılabilir?

-Öncelikle ikizden fazla çoğulları engellemek gerekir.  Bu da gebelik sansı yüksek olan kadınlarda (genç, daha önce gebe kalmış, üçten fazla transfer edilebilcek kaliteli embryosu olanlar) transfer edilecek embryoların sayısının azaltılması ile sağlanır.  İkiz gebeliklerde genelde herhangi bir girişim yapılmaz.  Üçüz gebeliklerde ise embryo redüksiyonu önerilir.    

Embriyo azaltma işleminin riski var mı, gebelik gidişatını etkiler mi?

-Diğer bebeklerin de kaybı %5 oranında görülür.  Üçüzden ikize indirilen ikizlerde normal ikizlere oranla erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin oranı daha fazladır. 

Transfer sonrası istirahat edilmeli mi?

-İstirahatın faydası gösterilmiş değil.  Normal yaşama devam edilmesini öneriyoruz. 

Transferden sonra kişi normal aktivitelerine ne zaman döner?

-Cinsel yaşam ve spor dışında normal aktivitelere transfer sonrasında hemen dönebilir. 

Kişinin cinsel yaşamını etkiler mi?

-Gebelik testi gününe kadar ilişki önermiyoruz ancak bıu da etkinliği kanıtlanmış bir uygulama değil. 

Tüp bebek tedavisinde kullanılan hormon ilaçları kanser riskini artırır mı? Bu ilaçların yan etkileri var mı?

-Kanser riskinde artış söz konusu değil.  Yumurtalıkların aşırı uyarılması (hiperstimulasyon) en önemli risktir. 

Bu tedaviler sonucu dış gebelik olur mu?

-Dış gebelik olasılığı %1-3 civarındadır.  Hem rahim içinde hem de dışında olma olasılığı ise %0.5 tir.  Buna heterotopik gebelik denir. 

Dondurulmuş embriyodan elde edilen gebelik sonuçları nasıldır?

-Bu oranlar merkezden merkeze çok değişir. Amerikan Hastanesinde biz %30-40 civarında bir gebelik oranı elde ediyoruz. 

Dondurulmuş embriyo ile normal tüp bebek yöntemiyle doğmuş bebekler arasında sakatlık riski farkı var mı?

-Hiçbir fark yok. 

Çiftlerin her ikisinde de tıbbi bir sorun olmadığı halde gebelik elde edilemiyorsa nasıl bir yol izlenir?

-Tüp bebek ile gebelik olmaması durumunda detaylı bir araştırma yapılmalıdır.  Eğer gebeliği engelleyecek bir neden bulunursa tedavi edilmelidir.  Ancak çoğu zaman belirgin bir neden bulunmamaktadır. 

Tüp bebek tedavisi ne kadar sürer?

-Tedavinin başından gebelik testi gününe kadar yaklaşık 30 gün sürer.

Tüp bebek gebeliklerinde düşük riski daha mı yüksektir?

-Düşük riski daha yüksek değildir. 

Tüp bebek kaç kez denenebilir?

- Üç denemeden sonra gebelik şansı düşer.  Daha sonraki denemelerde de gebelik edilebilir ancak şans daha azdır. 

Kullanılan sperm ve yumurtalar eşlerin kendisine mi aittir?

-Evet

Tüp bebek tedavisinde cinsiyet belirleyebilir miyiz?

-Belirlenebilir ancak etik ve kanuni nedenlerde dolayı Türkiye de dahil pek çok ülkede bu mümkün değil. 

Gebelik oluşmadan önce genetik problemler konusunda alınabilecek önlemler var mı?

-Eğer aile içinde rastlanan genetik hastalıklar varsa ve bu hastalıkların preimplantasyon tanısı mevcut ise embryolar üzerinde inceleme yapılabilir. 

Embriyolarda genetik inceleme kimlere önerilmektedir?

-Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi, ve bunlara benzer tek gen üzerinden geçiş gösteren çok sayıda hastalıkta embryolarda genetik tanı mümkündür. 

Gebelik oluştuktan sonra da genetik problemler tanımlanabilir mi?

-Gebelik oluştuktan sonra koryon villus örneklemesi veay amniosentez ile genetik hastalıklardan bazılarının tanısı konabilir.

Tüp bebek işleminde başarılı olma şansı nedir?

-Başarı kadının yaşına ve embryo kalitesine bağlıdır. 30 yaşın altında gebelik oranları %50 yi geçer ancak 40 yaşında sonra %10-15’lere düşer. 

Tüp bebek işleminde başarıyı etkileyen faktörler nelerdir?

-Kadın yaşı, embryo kalitesi, rahmin bütünlüğü başarıyı etkiler. 

Tüp bebek tedavisinde başarıyı olumsuz yönde etkileyen faktörler nelerdir?

-Spermlerin testis içinden alınması, rahim içinde embryoların tutunmasını engelleyecek yapışıklık, myom veya polip gibi problemlerin olması, tüplerin tıkalı ve içlerinin su dolu olması tüp bebekte başarıyı olumsuz olarak etkiler. 

Tüp bebek işlemi sırasında oluşabilecek riskler nelerdir?

-En önemli riskler çoğul gebelik ve hiperstimülasyon sendromudur. 

Tüp bebek tedavisi süresince hastanede yatmak gerekli midir?

-İşlemin hiçbir aşamasında yatış gerekmez. 

Tüp bebek uygulamalarıyla elde edilen gebeliklerden doğan bebeklerle, normal doğan bebekler arasında fark var mı?

-Herhangi bir fark yok.  Sadece testis içinde alınan spermlerin döllenme amaçlı kullanıldığı durumlarda az da olsa bazı anomalilerde artış olabiliyor.

Tüp bebek pahalı bir yöntem midir? Uygulamaların maliyeti nedir? Kullanılan ilaçlar bu ücrete dahil midir?

-İlaçları ile beraber 4000-5000 YTL civarında maliyeti vardır.

Türkiye’deki tüp bebek merkezlerinin sayısı talebi karşılayacak düzeyde mi?

-Şu andaki merkez sayısı talebi karşılamaya yeterli.

Devlet ve üniversite hastanelerinde de uygulanıyor mu?

-Hepsinde olmasa da büyük şehirlerdeki bazı devlet ve üniversite hastanelerinde uygulanabiliyor.

Her yerde tüp bebek yaptırılabilir mi? Doğru tüp bebek merkezinin seçimi için neler önemli?  Hastanın bu seçimi yaparken nelere dikkat etmesi gerekir?

-Başarının ölçütlerini nasıl araştırabilirsiniz?  Sormanız gerekenler:

35 yaşın altında ve üstünde kaç embryo transfer ediyorsunuz?

Transfer ettiğiniz embryo başına gebelik oranınız nedir?

Embryo dondurma programınız varmı?

Hastalarınızın yüzde kaçında embryo dondurabiliyorsunuz?

Dondurulmuş ve çözülmüş embryolar ile başarınız nedir?

Canlı doğum ve düşük oranlarınız nedir?

Merkezinizin veya laboratuarınızın ISO veya yurt dışından akreditasyon belgesi varmı?

Tüp Bebek merkezi ile beraber çalışan bir genetik laboratuvarı varmı?

Tüp bebek hakkıyla yapıldığında maliyeti oldukça yüksek olan bir uygulamadır.  Bu nedenle çok ucuza uygulama vaad eden merkezlerden kaçının!  Başarısız bir tedaviyi tekrarlamak size daha pahalıya mal olacaktır.  Başarılı bir dondurma programı olan merkezlerde bir uygulama sonrasında birden fazla embryo transfer hakkınız doğabilir.  Bu da bir ödeme sonrasında size birden fazla şans verilebileceği anlamına gelir.

Tüp bebek merkezlerini denetleyen bir üst kurul var mı? Denetim mekanizması nasıl işliyor?

-Bakanlık nezdinde Tüp Bebek Kurulu var. Bu kurul merkezlerin açılmasını ve daha sonraki faaliyetlerini denetliyor.  Merkezler sonuçlarını bu kurula her yıl yazılı olarak gödermek durumunda. 

Türkiye’de tüp bebek uygulamasının yasal prosedürü ne?

-Evli çiftlere ve kendi yumurta ve spermleri ile tüp bebek yapılmasına izin veriliyor. Donasyon, taşıyıcı annelik ve seks seçimi ise yasak. 

Haziran 2007 tarihinde SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı çalışanlarına da tüp bebek yolu açıldı. İşçiler ve memurlar tüp bebek uygulamasından nasıl yararlanabilecek?

- Tüp bebek için devlet katkısı alabilmek için öncelikle tüp bebek servisi olan bir devlet veya Üniversite Hastanesinden rapor almaları lazım.  Daha sonra bu rapor ile diledikleri bir tüp bebek merkezine başvuru yapabilirler. Devlet yaklaşık 1000 YTL bir katkı sağlıyor.  Bu katkının üzerini kendileri karşılamak durumundalar. Bu 2 uygulama için geçerli. Ayrıca ilaçların da %80’nini devlet ödüyor. 

 

 

İnfertilite (kısırlık) nedir ?

İnfertilite , erkekte ya da kadında olsun , “bir yıl veya daha fazla bir süreden beri , korunmasız olarak ve düzenli cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebe kalınamaması” olarak tarif edilebilir.

Dünyada hangi sıklıkta görülmektedir ?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çiftlerin % 8 – 10 unun infertilite ile ilgili bir sorunla karşılaştıklarını tahmin etmektedir. Bunun anlamı dünya çapında 50 – 80 milyon civarında insanın bu sorunla karşı karşıya olduğudur. Bununla birlikte görülme sıklığı bölgesel olarak değişiklikler gösterebilir. Örneğin Fransa’da doğurganlık yaşlarındaki çiftlerin % 18 i çocuk sahibi olmakta zorluk çektiklerini söylemektedir.

İnfertilite yalnızca kadına has bir sorun mudur ?

Hayır. Kadında ya da erkekte infertilitenin görülme sıklığı hemen hemen aynıdır. İnfertilite % 30 – 40 oranında yalnızca kadından kaynaklanan sorunlardan , % 10 – 30 oranında yalnızca erkekten kaynaklanan sorunlardan dolayı ortaya çıkar. Vakaların % 15 – 30 unda problem her iki cinsi birden etkileyen sorunlar nedeniyle ortaya çıkar. Yapılan tüm araştırmalara rağmen çiftlerin % 5-10 unda ise probleme yol açan neden bulunamaz ve bu duruma nedeni açıklanamayan infertilite denilir.

İnfertiliteye en sık yol açan nedenler nedir ?

Kadında infertiliteye yol açan en önemli nedenler yumurtlama bozuklukları ve fallop tüplerinin hasara uğraması gibi anatomik nedenlerdir. Daha nadiren örneğin endometriozis veya hiperprolaktinemi gibi nedenler söz konusu olabilir. Erkekte infertilite nedenleri ise 3 başlıkta incelenebilir. · Sperm sayısını ve kalitesini etkileyen sperm yapım bozuklukları ve anatomik tıkanıklıklar · Bağışıklık sistemi ile ilgili (immünolojik) sorunlar · Erkek infertilitesi vakalarının yaklaşık üçte birinde sorun testislerin hormonal uyarıya sperm üretimi ile cevap verememesi nedeniyle ortaya çıkar. Ancak sperm üretimindeki bozukluklar ya da spermin yapısındaki bozuklukların nedeni bir çok vakada sorunun kökeni açık olarak belirlenemez.

Dış gebelik nedir ?

Gebeliğin rahim dışında bir yerde gelişmesine dış gebelik denilir. Dış gebelik en çok fallop tüplerinde görülür ancak başka bölgelerde de olabilir. Örneğin serviks denilen rahim ağzında ya karın boşluğunda. Dış gebelik nadir bir olgudur ve tüm gebeliklerin yaklaşık % 1 inde gözlenir. IVF tedavisi ile bu risk artabilir. Dış gebelik için risk faktörleri arasında Tüplerin enfeksiyonu (salpenjit), chlamidia enfeksiyonları, Alt karın bölgesinin enfeksiyonları (PİD – Pelvik İnflamatuar Hastalık) , tüplerde ya da alt karın bölgesinde yapılan operasyonlar, endometriozis ve apandisit sayılabilir. Dış gebelik belirtileri düşük belirtileri ile benzerdir ve vajinal kanama ile birlikte ya da kanama olmaksızın pozitif gebelik testi söz konusu olabilir. Tanı hastanın risk faktörleri konusunda sorgulanması , fizik muayene, vajinal ultrasonografik inceleme ve laboratuar incelemeleri sonucunda konulur. Dış gebeliğin yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak değişik tedaviler uygulanabilir. Dış gebelik genellikle cerrahi olarak çıkartılır ancak bazen de gebelik çok küçük ve hastanın kontrolü mümkün ise daha konservatif tedaviler uygulanabilir.

Polikistik Over Sendromu (PCOS) nedir ?

Polikistik over sendromu ya da kısaca PKOS (veya PCOS) tüm kadınların % 6 sını etkileyen bir yumurtlama bozukluğudur.Hastalığı etkileyen çeşitli faktörler vardır. Araştırmacılar bu hastalığın kalıtsal özellikleri olduğunu düşünmektedir. Bu hastalığın en önemli belirtileri düzensiz adet kanamaları gözlenmesi ya da adet kanamalarının olmaması , vücutta aşırı kıllanma, erkek hormonlarının yüksek olması nedeniyle akne (sivilce) gelişmesi, aşırı şişmanlık (% 40 – 50) , diabet gelişmesine yol açabilecek kadar yüksek insülin seviyeleri ve ultrasonografide yumurtalıkların çok büyük boyutlara ulaşmış olmasının görüntülenmesidir. PKOS lu kadınlar genellikle infertilite kliniklerine danışmak amacıyla giderler. Doğurganlığı sağlamak amacıyla yapılan tedaviler öncelikle adetlerin düzene sokulmasını hedefler.Bu amaçla çeşitli ilaçlar kullanılır (klomifen sitrat, bromokriptin, gonadotropinler) ve kilo verilmesi şiddetle önerilir. Çoğu vakalarda sikluslar düzelerek yumurtlama başlar ve bu tedaviler ile düzene girer.

Fallop tüplerinin hasar görmesinin nedeni nedir ?

IVF ilk başlangıcında fallop tüpleri kapalı olan kadınların tedavisini hedeflemişti. Daha sonraları IVF uygulanan vakalar genişledi ve nedeni açıklanamayan infertilite ve erkek infertilitesi gibi sorunların tedavisinde de kullanılmaya başlandı.Şu anda tubal hasar yine IVF uygulaması için en önemli neden. Bunun en önemli nedeni geçirilmiş olan karın içerisi enfeksiyonlarıdır. Tüpler genellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar (örneğin klamidia enfeksiyonu veya gonore-belsoğukluğu) sonucu hasarlanmakla birlikte apandisit veya PİD – karın içi enfeksiyonları- da önemli harabiyet nedenidir. Diğer nedenler arasında karın içerisine yapılan geçirilmiş cerrahi operasyonlar (jinekolojik ameliyatlar, sezaryen, vs) , Crohn hastalığı gibi dahili hastalıklar sayılabilir. Bu sorunlardan etkilenen hastalar genellikle infertilite ve/veya dış gebelik riski ile karşılaşırlar.

Kistik fibroz ve erkek infertilitesi

Kistik fibrozis denilen ve erkek üreme sistemini etkileyebilen bir doğumsal hastalık infertiliteye neden olabilir. Vaz deferens denilen testisleri epididim ve boşalma kanalları ile birleştiren kanal doğumsal olarak yoktur. Bu nedenle spermler penise geçemez. Bu vakalarda testiküler sperm aspirasyonu (TESA) yöntemi kullanılarak hekimler IVF veya ICSI işleminde kullanmak üzere yeterli miktarda sperm elde edebilirler. Elde edilebilen sperm sayısı aşılama (sun’i dölleme) tedavisinde kulanmak için çok az miktardadır. Kistik fibrozis , çekinik olarak geçen genetik bir bozukluktur ve hastalığın ortaya çıkabilmesi için hem anne hem de babanın bu geni taşıması gerekir. Eğer anne ve baba bu geni kısmen taşıyorsa çocuklarında bu hastalığın ortaya çıkması ihtimali % 50 dir.

Endometriozis nedir ?

Endometriozis , rahimin içerisini kaplayan endometrium tabakası denilen dokunun vücutta rahim dışında başka bir yerde bulunması durumudur. Genellikle alt karın bölgesi içerisine yerleşiktir ancak nadiren başka bölgelerde de görülebilir. Endometriozis jinekologların en sık karşılaştıkları sorunlardan biridir. Bir çok teoriye rağmen bu hastalık alanımızın en karmaşık ve en az bilinen hastalığıdır. Hastalık yalnızca insanlarda görülebilen ve hayvanlarda görülmeyen bir hastalık olmadığı için bilgi elde edebilmemiz ve bu hastalığın infertilite ile ilişkisini ortaya koyabilmemiz çok zor olmaktadır. Endometriozis patolojik bir durum veya bir hastalık olarak görülmekle birlikte , bir hastalık olmayabilir de. Bu olay altta yatan başka bir patolojik olayın dışa vurumu da olabilir. Örneğin bu olay adet kanamasının tüplerden karın içerisine gitmesine yol açabilecek tüp hareketlerini etkileyebilen kimyasal ya da immünolojik bir olayın endometriozise yol açması olabilir.Aynı şekilde , endometriozis infertilitenin nedeni değil sonucu olarak ortaya çıkabilir. Bu sorunun daha net olarak ortaya çıkarılabilmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Laparoskopide ne yapılır ?

Laparoskop , göbek deliğinin altından açılan küçük bir delikten içeri sokularak karın içerisini görmeye yarayan bir cihazdır. BU yöntemle karın içerisinde infertiliteye yol açan bir olay var mı ? araştırması yapılabilir. Bunun dışında eğer karın içerisinde infertilite nedeni olabilecek her hangi bir yapışıklık , kist vs gibi bir olay gözlenir ise ilave olarak açılan minik deliklerden karın içerisine sokulacak elektrokoter, lazer gibi aletler ile bu olaylar tedavi edilebilir. İnfertiliteye yol açabilecek bir çok sorun bu yöntem ile çok kolaylıkla muayenehane şartlarında bile düzeltilerek tedavi edilebilir.

Reprodüktif Endokrinoloji-üreme endokrinolojisi- ne demektir ?

Reprodüktif endokrinoloji -üreme endokrinolojisi – tıbbın infertilite, kadın üreme hormonları, kadın üreme cerrahisi gibi olayları ile ilgilenen bir üst ihtisas alanıdır. Reprodüktif endokrinologlar bu uzmanlığı almadan önce Kadın hastalıkları ve doğum alanında uzmanlaşırlar.

Tekrarlayan düşüklere yol açan nedenler nedir ?

Tekrarlayan düşükler kadınların % 1 ini etkileyen bir durumdur. Bu kadınlarda % 15 oranında gebelik kayıplarına yol açabilir. Eğer bir kadının ilk gebeliği düşük ile sonlanmış ise bunun ikinci gebelikte tekrarlanması ihtimali hafifçe artarak % 18 e çıkar. Ancak iki kez düşükle karşılaşan bir kadında bu risk sonraki gebelikleri için % 25 -30 a kadar çıkar. Bu nedenle hekimler eğer bir kadın iki kez düşük yapmış ise bir infertilite uzmanına başvurulmasını önermektedirler. Gebeliğin ilk 3 ayında oluşan düşüklerin % 50 sinde majör bir kromozomal anomali söz konusudur. Bu oran ikinci üç aylık dönemde % 30 a , son 3 aylık dönemde % 5 e düşer. Tekrarlayan düşüklere yol açması olası diğer nedenler arasında bağışıklık sistemi ile ilgili sorunlar, hormonal dengesizlik, rahimin anatomik yapısındaki bozukluklar ve pelvik enfeksiyonlar sayılabilir. Çalışmalar ayrıca alkol, sigara ve aşırı kafein tüketiminin de tekrarlayan düşüklere yol açabileceğini göstermiştir. Bir kadın tekrarlayan düşükler nedeniyle hekime başvurduğunda, hekim öncelikle nedeni ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Tedavi bu bulguya göre düzenlenilecektir. Örneğin, eğer bir kadının rahiminde myom denilen selim tabiatta bir ur var ise bunların cerrahi olarak çıkartılması gerekir. Benzer şekilde rahimin içerisinde bir anormallik var ise bu da cerrahi olarak düzeltilebilir. Eğer kan testleri “Luteal faz yetmezliği” denilen bir duruma işaret ediyor ise (vücudun erken dönemlerinde gebeliği sürdürebilmesi için gereken progesteron hormonunu yeterince üretilememesi) vajinal yolla uygulanılan progesteron tedavisi yapılabilir. Eğer üreaplazma isimli bir mikrop var ise buna karşı antibiotik tedavisi yapılabilir. İmmünolojik bir neden söz konusu ise gebeliğin erken döneminde aspirin tedavisi yararlı olabilir. Yan etkileri nedeniyle pek tercih edilmese de bazı hekimler “heparin” tedavisi yaparak vücudun fetusa karşı bir reaksiyon vermesini zayıflatabilir.

40 yaşından sonra infertilite

Genellikle fertilitenin yaşla birlikte azalacağı kabul edilmektedir. 20 li 30 lu yaşlardaki kadınların doğal şartlarda % 25 – 30 oranında gebe kalma şansları varken bu oran 40 lı yaşların başlarında % 5 e düşer. IVF tedavisinde başarı şansını en yüksek oranda etkileyen faktör yaştır. Araştırmalar ilerleyen yaşla birlikte kadınlardaki yumurtaların kalitelerinin bozulduğunu göstermiştir. 40 lı (ve daha yukarı) yaşlardaki kadınların yumurtalarının kalitesini düzeltebilme olanağı olmasa da IVF sonucunu etkileyebilecek bazı teknikler kullanarak bu kadınlar da gebe kalabilirler. Örneğin yumurtlamayı uyarmak için kullanılan ilaçların dozunu arttırarak daha fazla yumurta elde edilebilir ve bir çok yumurta arasından en iyisi seçilerek gebelik şansı arttırılabilir. İleri yaşlardaki kadınlarda bu tür işlemlerle başarı sağlanamaz ise yüksek başarılı bir yöntem de bir yakınından ya da başka bir kadından bağışlanan yumurtanın kullanılmasıdır. Kadının doğurganlık düzeyini kontrol edebilmek için adetinin 3. Günü bir kan testi yapılarak FSH (yumurtlamayı uyarıcı hormon) ve E2 (östradiol) hormonlarının miktarlarına bakılabilir. Bu testin sonucunda kadının yumurtalıklarının kapasitesi hakkında bilgi sahibi olunur. Kadında FSH hormonunun miktarı arttıkça yumurtalıklarında gebelik sağlayabilecek bir yumurta bulunması olasılığı azalır. Kadın yaşlandıkça FSH seviyeleri yükselir. Ancak genç yaşta olup FSH seviyeleri yüksek olan kadınlarda da yumurta kalitesinin düşük olduğu bilinmektedir.

İnfertilite tedavisi sırasında neler yapılır ?

İnfertilitenin nedeninin ortaya konulması için çifte bir çok testler uygulanır. Bunlar basit kan testlerinden karmaşık analizlere kadar değişebilir. Her şart altında izlenecek tedavi yolunun belirlenebilmesi için nedenin kesin olarak ortaya konulması gerekir. Söz konusu soruna ilave olarak kadının yaşı, her iki partneri de etkileyen sorunlar gibi faktörlerde izlenecek tedavi yöntemininin seçiminde etkili olabilecek faktörlerdir.

İnfertil çiftlerin tedavi seçenekleri nelerdir ?

İnfertil çifte konulan tanıya bağlı olarak değişebilecek bir çok tedavi yöntemi vardır. Bir çok kadın klomifen sitrat, bromokriptin ve gonadotropin gibi ilaçlarla başarıyla tedavi edilebilir. Endometriozis veya enfeksiyonlar sonucu üreme organlarında ortaya çıkan bir çok sorun cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilir. Erkek infertilitesinin tedavisinde de ilaçlar, cerrahi , İCSİ gibi yardımla üreme teknolojileri kullanılabilir. Ancak. Erkek infertilitesi vakalarının büyük çoğunluğunda kesin neden ortaya konulamadığı için tedavi nedene değil sonuca yönelik olarak ampirik olarak düzenlenilir. Ancak bazı hastalar daha karmaşık yöntemler ile tedavi edilmeye gerek duyarlar. Yardımla üreme teknolojileri (ART – assiste reprodüktif teknoloji) örneğin anatomik sorunlar gibi , bir çok değişik sorunun çözümü için değişik yöntemlerle tedavide kullanılabilir. Bu tekniklerden biri olan IVF yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir tüm dünyada ve ülkemizde başarıyla uygulanmaktadır. Kaba bir hesap ile infertil çiftlerin yaklaşık % 20 si bu yöntemle tedaviye ihtiyaç duymaktadır.

İnfertilite tedavisi ne kadar başarılıdır ?

Tedavi şansından bahsederken normal, doğurgan bir çiftin bir siklusta gebe kalma ihtimalinin % 25 civarında olduğu gerçeği akıldan çıkartılmamalıdır. Normal doğurgan çiftlerin % 10 u 1 yıllık , % 5 i de 2 yıllık süre içerisinde gebe kalamazlar. Bu normal doğurganlık oranlarıyla karşılaştırıldıklarında , etkili bir tedavi dönemi sonunda bu tedaviler % 25 e kadar ulaşabilen başarı şanslarına ulaşabilirler ve tekrarlanan tedavi dönemleri sonucunda bu başarı şansı önemli ölçüde arttırılabilir. Hormonal dengesizliği düzeltmek amacıyla yapılan basit bir ymurtlamayı uyarıçı tedavi ile bu rahatsızlıktan şikayetçi kadınların % 80 kadarı bir kaç tedavi dönemi sonucunda gebe kalabilirler.

İnfertilite tedavisinin başarısını etkileyebilecek özel faktörler var mıdır ?

Her tür infertilite tedavisinde başarı şanslarını konuşurken göz önüne alınması gereken bazı önemli faktörler vardır. Kadının yaşı, infertilitenin süresi gibi faktörler başarı şansını etkileyebilir. Kadında yaş ilerledikçe, özellikle 40 yaşından sonra doğurganlık azalır. Kadının yanında erkekte de bir sorun var ise (örneğin kötü sperm kalitesi) bu başarıyı olumsuz yönde etkileyebilir.

İnfertilite tedavisinin kadında yol açabileceği her hangi bir zarar söz konusu mudur ?

Hedeflenen yararlarının yanında, infertilite tedavilerinin nadir de olsa gözlenebilen yan etkileri vardır. Yumurtlamanın uyarılması tedavisi sırasında hasta başarılı bir tedavi için çok yakından takip edilmelidir. Tedaviyi takip etmek için kullanılan yöntemler olan ultrasonografi ve hormonal takip, hekimin, tedavi sırasında ortaya çıkabilecek yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromunu (Ovaryen hiperstimülasyon sendromu-OHSS) önleyebilmesi ve çoğul gebeliklerin önlenilmesi için önemli yararlar sağlar. Günümüzde tedavi protokollarının hedefi yalnızca gebe kalmayı sağlamak değil çoğul gebelikleri ve OHSS yi önlemek olarak planlanmıştır.

Ovaryen Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS) nedir ?

Yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu (Ovaryen hiperstimülasyon sendromu-OHSS), yumurtlamayı uyarıcı ilaçlarla yapılan tedaviler sırasında ortaya çıkabilecek bir yan etkidir. Bu sendromun belirtileri arasında yumurtalıkların aşırı büyümesi, karın içerisinde sıvı birikmesi ve sindirim sistemi ile ilgili sorunların ortaya çıkması (bulantı, kusma, ishal) sayılabilir. Ancak ciddi OHSS çok nadirdir ve % 1-2 oranında görülür.

Çoğul gebelikler

İnfertilite tedavisi altındaki çiftlerde çoğul gebelikler normal topluma göre daha yüksek oranda gözlenmektedir. Çoğu ikiz olmak üzere vakaların yaklaşık % 20 sinde çoğul gebelik gelişir. Hastanın verdiği cevaba göre tedaviyi düzenleyen yeni tedavi rejimleri bu sorunu ortadan kaldırmayı da hedeflemektedir. IVF ile elde edilen her 4 gebelikten 1 I çoğul gebeliktir (%20 ikiz, % 3-4 üçüz). Günümüzde bir çok merkez bu sorunu en aza indirgeyebilmek için en çok 3 embryoyu rahime yerleştirmeyi tercih etmektedir. Çünkü bu tedavi ile hedeflenen yanlızca hastanın gebe kalması değil canlı bir bebek sahibi olabilmesidir. Çoğul gebelikler sağlıklı bebekler olarak doğmasına kadar ve hatta doğduktan sonra dahi bir çok risk ile karşı karşıyadır. Bu tür tedaviler ile çoğul gebelikler elde edilmesi esasen tedavide başarıyı değil bir anlamda başarısızlığı da gösterir.

Bölgesel yan etkiler

Kalçadan enjeksiyon yoluyla uygulanan bazı gonadotropin preparatlarıyla enjeksiyon yerinde kızarma, şişlik, morarma, ağrı ve hassasiyet ortaya çıkabilir. Rekombinant DNA teknolojisi ile üretilen gonadotropinlerle veya ileri derecede saflaştırılmış gonadotropin preparatlarıyla bu sorun büyük ölçüde önlenir, çünkü bu ilaçlar aşı yapar gibi cilt altına , hatta hasta tarafından kendine kendine veya eşinin yardımıyla evde yapılabilir.

Yumurtlamanın uyarılması tedavileri yumurtalık kanseri riskini arttırır mı ?

Over kanseri nadir bir hastalıktır ve genç bir kadının yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski % 1.5 in altındadır. Genetik eğilim ve diet alışkanlıklarının over kanseri üzerinde etkisinin olduğu bilinmektedir. Son yıllarda yapılmış olan bilimsel çalışmalar infertilitenin kendisinin over kanseri için bir risk faktörü olduğunu ortaya koymuştur. Her gebeliğin kadında over kanseri ihtimalini azalttığı bulunmuştur (Birinci gebelik sonrasında örneğin bu risk % 25 oranında azalmaktadır). Yapılan hiç bir epidemiolojik çalışmada yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile yumurtalık kanseri arasında bir ilişki gösterilmemiştir.Bu konuda yapılan çok geniş bir çalışmada bu tür ilaçlar ile 1964 – 1974 yılları arasında tedavi edilen 2600 kadın ortalama 12 yıl takip edilmişler ve yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile over kanseri arasında bir ilişki gösterilmemiştir.

İnfertilite tedavisi sonrası doğan bebeklerin sağlığı ile ilgili riskler var mıdır ?

Yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar ile tedavi sonucu elde edilen gebelikler sonrası doğan çocuklarda doğumsal anomali açısından normal gebelikler sonucu doğan çocuklardan bir farklılık saptanmamıştır.

İnfertilite tedavisi altındaki çiftlere psikolojik destek tedavisi önemli midir ?

Hekimler infertil çiftin doğurganlık sorununa en uygun çözümü sağlayacak tedaviyi bulmaya çabalarlar ancak tedavinin başlamasından önce hastaların tedavinin tüm yönlerini, sıkıntılarını bilmeleri gerekir. Tıbbi yardımın yanında hastaların bilgi ve psikolojik desteğe de ihtiyaçları vardır. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, infertilite başa çıkılması zor bir sorundur. Tedavi sırasında ve gebelik elde edilmeden önceki dönemde infertil çiftlerde abartılmış bir şekilde umutsuzluk, heyecan ve kontrol kaybı gözlenebilir. İnfertilitenin tedavisi çiftin hem fiziksel hem de ruhsal olarak tedavisini gerektirir. Bu nedenle infertil çiftin tedavisi sırasında tedavi merkezinin hemşireleri ve tüm personeline onlara yardımcı olmak açısından önemli görevler düşmektedir. Bir psikoloğun yardımı, tedavi altındaki diğer çiftlerle konuşma, hasta destek gurupları gibi medikal ortamın dışındaki ortamlar çifte çok yardımcı olabilir.

Zamanlanmış cinsel ilişki ne demektir ?

Gebe kalabilme şansını spontan olarak arttırabilmek için cinsel ilişkinin zamanlanarak yapılması önerilir. Bunun anlamı , yumurtlamanın olduğu günlerde cinsel ilişkiye girilmesidir ki bu dönem kadının gebe kalabilmesi için en uygun dönemdir. Yumurtlamanın yaklaşık zamanının belirlenebilmesi için bir kaç adet döneminde sürdürülen bazı takipler yapılabilir.

Kadın adetinin ilk gününden itibaren, sabah yataktan kalkmadan önce vücut ısısını ölçerek kaydeder. Bu bir sonraki adet döneminin ilk gününe kadar sürdürülür. Vücut ısısı yumurtlamadan sonra 0.5 derece C kadar artar. Bu genellikle adet döneminin günleri civarına rastlar ve eğer gebelik olmaz ise ısı tekrar aşağıya düşer, gebelik olursa da yüksek kalır. Yumurtlamanın tesbiti için bazı basit idrar veya tükrük testleri de yapılabilir. Düzenli olarak adet gören kadınlarda bile yumurtlama gününde ufak oynamalar olabilir. Eğer şartlar uygunsa, sperm kadın vücudu içerisinde bir kaç gün yaşayabilir. Aşırı cinsel aktivite sperm kalitesinde azalmaya yol açabilir. Bu nedenle en ideali, beklenilen yumurtlama gününden 3-4 gün önceden başlayıp, yumurtlamadan sonraki 2-3 güne kadar gün aşırı cinsel ilişkide bulunmak ile gebelik şansı önemli ölçüde arttırılabilir , daha sık ilişkide bulunmaya gerek yoktur. Eğer yumurtlamayı testler ile takip ediyorsanız , testin pozitif sonuç verdiği gün cinsel ilişkide bulunmak en uygunudur.

Embryo redüksiyonu ne demektir ?

Yardımla üreme teknolojilerinde (ART) çoğul gebelikler çok sık görülür. Özellikle yumurtlamanın uyarılması ve aşılama tedavilerinde bu sık rastlanan bir durumdur. Ciddi sorunlara yol açabilecek erken doğumları, çoğuil gebeliğin anne ve bebeklerde yaratabilmesi olası ciddi sorunları engelleyebilmek için embryo redüksiyonu işlemi yapılabilir. Bu işlem ile rahim içerisindeki embryoların sayısı azaltılır ve kalan bebeklerin yaşama şansı arttırılmaya çalışılır. Tabii ki bu hasta ve hekim açısından kolayca verilebilecek bir karar değildir. Hastaya çoğul gebeliklerin (özellikle üçüz veya daha fazla) canlı bir bebek sahibi olabilmesi açısından nasıl riskler taşıdığı çok iyi anlatılmalıdır.

Reprodüktif Cerrahi ne demektir ?

Reprodüktif (üreme) cerrahi, normal üreme forksiyonunu engelleyen anatomik sorunları düzeltmeye yönelik olarak yapılan cerrahi işlemlerdir. İleri üreme cerrahisi teknikleri, müdahalenin çok kısa sürede, hastanede yatmaya gerek kalmaksızın yapılabilmesini sağlayacak kadar gelişmiştir. Reprodüktif cerrahlar kadında tubal tıkanıklık, endometriozis, rahimdeki myomlar, karın içerisindeki yapışıklıkların giderilmesi , erkekte varikosel, kanal tıkanıklığı ve diğer bir çok sorunu cerrahi olarak düzeltebilirler.

Sun’i dölleme (AŞILAMA) her infertil çift için uygun bir tedavi midir ?

Hayır. Sun’i dölleme (aşılama , intrauterin inseminasyon – IUI) işleminde spermler doğrudan rahimin içerisine yerleştirilir. Bu yöntem ancak bazı infertilite tiplerinin tedavisi için kullanılabilir. Bunlar:

İzah edilemeyen infertilite: Gebe kalamamaya yol açan hiç bir neden bulunamaması durumu

Erkek faktörü : Sperm kalitesi düşüktür.

IVF ‘in başarı şansı nedir ?

Son 10 yıl içerisinde IVF in başarı şansı önemli ölçüde artmıştır. Doğum oranları merkezlerin bu konudaki deneyimine bağlı olarak değişebilir ancak Arvupa ve ülkemizdeki bir çok merkezde tek bir tedavi dönemi sonucunda % 25 veya daha üstü gebelik oranlarına ulaşıldığı bildirilmektedir. Bir çok veri bir arada değerlendirildiğinde, 40 yaşın altında, erkekte bir sorun bulunmayan kadınların 4 tedavi dönemi sonunda hemen hemen tümüne yakınının gebe kalması beklenebilir. Ancak burada merkezler arası farklılıklar söz konusu olabilir. Bu farklılık yalnızca merkezin deneyiminden değil merkezde tedavi edilen hastaların özelliklerinden de kaynaklanabilir. Örneğin ileri yaştaki kadın hasta oranı yüksek, ilave erkek faktörü bulunan vakaların çoğunlukla tedavi edildiği bir merkezin sonuçlarıyla erkek faktörü olmayan 35 yaş altındaki kadınların çoğunlukla tedavi edildiği bir merkezin sonuçlarının aynı olması beklenemez. Başarı şansından bahsederken genel bir orana bakmak pek doğru değildir. Böyle bir soru sorulacaksa soru : Bizim durumuza benzer vakaların tedavisinde başarı şansı kaçtır? olmalıdır.

Bir IVF / ICSI tedavisi ne kadar sürer ?

Bir IVF/İCSİ tedavisi dönemi 6 – 8 hafta kadar sürebilir. Öncelikle kadının normal adet siklusu enjeksiyon ya da nazal sprey tipinde bazı özel hormonlar ile baskı altına alınır. Bu dönem bir kaç günden bir kaç haftaya kadar sürebilir.Ultrasonografik muayene ve kan testleri ile yumurtalıkların aktiitesinin baskılandığı görüldüğünde yumurtalıklar kalçadan ya da cilt altına yapılan hormon enjeksiyonlarıyla uyarılmaya başlanır. Yumurtalıkların vereceği cevaba göre değişmekle birlikte bu dönem yaklaşık 12 gün sürer. Uyarının tamamlanılmasından 2 gün sonra yumurtaların toplanması işlemine geçilir. Artık laboratuarda gerçek IVF ya da İCSİ işleminin yapılmasına sıra gelmiştir. Döllenme olduğunda yani iki ila 5 gün sonra embryolar rahim içerisine transfer edilirler.Bundan sonra rahimi destekleyici bazı ilaçlar verilebilir. Yaklaşık 15 gün sonra tedavinin başarılı olup olmadığını gözleyebilmek için de kanda bir gebelik testi yapılır.

Yumurta bağışı nedir?

ı Kadının yumurtalıklarının olmadığı, çalışmadığı ya da yumurtalarının doğacak çocukta mutlak olarak kalıtsal bir hastalığa yol açacağı bilinen bir genetik sorun taşıdığı bazı durumlarda yumurta bağışı yoluyla gebelik denenebilir. Başka bir kadına ait (bir akraba, arkadaş, bilinmeyen bir verici, tedavisi sırasında gebe kalmış ve fazla yumurtası bulunan başka bir infertil kadın) yumurtalar uyarma tedavisi ile alınarak döllenir ve alıcı kadına transfer edilir. Bu uygulama ülkemizde yasal değildir ve uygulanmamaktadır.

Kriyoprezervasyon (dondurarak saklama ) nedir ?

Kriyoprezervasyon, dondurarak saklamak demektir. En çok bilinen spermin dondurularak saklanmasıdır. Özellikle yumurtalık kanseri olan erkeklerde kanser tedavisinden önce spermler alınarak dondurulur ve saklanır. Ayrıca ülkemizde yasal olmadığı için uygulanmaz ancak donör spermi de erekeğin sperminin olmadığı ya da çok kötü olduğu durumlarda gebelik elde edebilmek için bazı ülkelerde tedavilerde kullanılmaktadır. Bu işlem IVF ve ICSI sonrasında transfer edilmeyen ve fazla olan embryolara da uygulanabilir. Eğer embryo transferi sonrasında elimizde fazla miktarda embryo kalmış ise bunlar dondurulur ve eğer gebe kalınamaz ise daha sonraki adet dönemlerinde kadına uyarma tedavisine gerek kalmadan transfer edilebilir. Bu yöntem hem tedavinin başarı şansını arttırır hem de tedavi maliyetinde önemli bir avantaj sağlar. Şu anda yumurtaların dondurularak saklanması başarılı bir işlem değildir, ancak embryolar dondurularak saklanabilir. Ancak yakın zaman önce A.B.D. de bir Türk doktoru olan Kutluk Oktay ve arkadaşları yaptıkları çalışmalarda yumurtalık dokusunu dondurarak saklayıp başarılı bir şekilde daha sonra tekrar bunu bir kadına nakletmeyi gerçekleştirmiştir. Bu yönde geleceğe yönelik bir çok çalışma sürdürülmektedir.

TESE veya MESA nedir ?

TESE : Testiküler sperm ekstraksiyonu (eldesi) – Testisten operasyon ile sperm elde etme MESA: Mikrocerrahi yöntemle testisin epididim bölgesinden sperm aspirasyonu TESE ve MESA semenlerinde hiç sperm bulunmayan veya kanal tıkanıklığı nedeniyle spermlerini dışarıya veremeyen erkelerden sperm elde etmek için geliştirilmiş tekniklerdir. Bu tıkanıklığın nedeni doğumsal yada geçirilmiş bir enfeksiyon olabilir. Tabiiki eğer testislerde hiç sperm üretimi yoksa TESE veya MESA uygulaması sonuç vermez. Eğer sperm hücreleri bu teknikler ile elde edilebilir ise bunu İCSİ işlemi takip eder. İCSİ aynı İVF gibidir burada sadece bir tek sperm hücresi yumurtayı dölleyerek bir embryo elde edebilmek için yumurtanın içerisine bir mikroiğne ile enjekte edilir.

Sperm hazırlanması nedir ?

Spermler cinsel ilişki ya da masturbasyon sırasında semen denilen bir sıvı içerisinde dışarıya atılır. Yardımla üreme teknolojilerinde kullanılmak üzere spermler semen içerisinden bazı özel teknikler kullanılarak ayrıştırılırlar. Bu yöntemler ile en iyi kalitedeki spermlerin elde edilmesi de hedeflenmektedir.

Embryolar niçin ve nasıl dondurulur ?

İnsan embryoları sıvı nitrojen içerisinde başarıyla dondurularak uzun süre saklanabilir. Günümüzde bu yöntemle saklanılarak daha sonra kullanılan embryolar ile 20.000 den fazla bebek dünyaya gelmiştir. Yumurtalıkların ilaç ile uyarılması sonucunda çok sayıda yumurta gelişir ve bu yumurtaların döllenmesi sonucunde elimizde çok sayıda embryo olabilir ancak bunların hepsini bir tedavi döneminde rahim içerisine transfer edebilmek mümkün değildir çünkü bu durumda önemli çoğul gebelik riskleri karşımıza çıkabilir. Örneğin İngiltere’de bir uygulamada en çok 3 tane embryo transfer edilmesine izin verilir oysa ortalama 10 -12 tane embryo elde edilir. Artan embryoları çöpe atmak yerine bunların iyi kalitelileri seçilerek dondurulurak saklanır. Bu yöntem ile kadının bir çok kez ilaçlar ile tekrar tekrar uyarma tedavi yapılmasına, yumurta toplanmasına gerek kalmadan yalnızca embryo transferi ile gebe kalma şansını deneyebilir. Ancak bu embryolar sonsuza dek saklanılamaz. Bu konu ile ilgili olarak değişik ülkelerde değişik düzenlemeler ve yasalar vardır. Ülkemizde de embryoların dondurularak saklanması yasal bir işlemdir. (Bkz. ÜYTM yönetmeliği)

Niçin tüm embryolar gebeliği sağlayamaz ?

IVF sonrasında da , doğal olarak oluşan embryolarda olduğu gibi kromozomal anomaliler var olabilir. Embryonun bölünmesi sırasında bazı sorunlar ve parçalanmalar da yaşanabilir. Tüm bu sorunlar sonucunda embryo çok fazla sayıda hücre kaybedebilir ve gebelik gerçekleşemez. Bu olay anomalili bebeklerin dünyaya gelmesini önlemeyi amaçlayan bir doğal seleksiyon yöntemidir.

IVF ‘de embryoların implantasyon oranı nasıl arttırılabilir ?

Bu konuda çok fazla bir şey yapılamaz. Yapabileceğimiz en iyi iş, en iyi embryoları seçerek bunları trasfer etmektir. Bazı merkezler embryolarda transfer öncesi bazı genetik araştırmalar yaparak en uygun embryoyu tranfer etmeyi hedefleyerek, bazı klinikler embryoyu laboratuar ortamında blastosist aşamasına kadar getirerek ondan sonra transfer ederek implantasyon oranını arttırmaya çalışırlar. Bu stratejiler ancak elde yeterli sayıda embryo var ise uygulanabilir. Burada esas sorun az sayıda embryo elde edilebilen vakalardır çünkü bunlarda yeterince seçim yapabilme şansımız yoktur.

Çoğul gebelik riskini önlemek için tek bir embryo transfer edilemez mi ?

Bazı seçilmiş vakalarda bu uygun bir yaklaşım olabilir. Bu vakalar 35 yaşın altında, daha önce gebe kalmış ve ilk IVF denemesinde iyi kaliteli embryolar elde edilebilmiş vakalardır. Bunlarda tek bir embryo transferiyle kabul edilebilir sonuçlara ulaşılabilmiştir. Ancak vakaların büyük bir çoğunluğu bu kriterlere uymamaktadır.

GEBELİK ÖNCESİNDE YAPILAN TESTLER VE TARAMALAR

En sağlıklı olan yöntem ilk doktor ziyaretini gebe kalmayı planladığınızda yani korunmayı bırakmadan önce yapmanızdır. İlk doktor ziyaretini hamile kaldıktan sonra yapmak her zaman yeterli olmayabilir.

Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.

Bizler, sizin ve dünyaya gelecek olan bebeğinizin zarar görmemesi için daha gebe kalmadan bazı önerilerde bulunuruz ve sürecin sağlıklı gelişmesi için planlamalara yaparız.

Gebelik öncesi muayene

Gebelik öncesi muayenede amaç sizde var olan ve belki de sizin bilmediğiniz bir sorun varsa onu araştırmak ve sizin bedenen ve ruhen gebeliğe hazır olup olmadığınıza bakmaktır. Bu ilk muayenede önce dikkatli bir öykünüz alınır. Şimdiye kadar başınızdan geçen önemli medikal problemler sorgulanır.

Daha sonra kalp hastalığı, diyabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığınız sorgulanır. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir.

Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Myom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Obstetrik öykü olarak adlandırılan ve daha önceden yaşamış olduğunuz hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.

Bizler bu ilk görüşmede akraba evliliği olup olmadığını ve ailelerinizde sakat doğum öyküsünü sorgularız. Amacımız genetik geçişli bir hastalık eğiliminizi araştırmaktır. Eğer şüphe var ise genetik danışmanlık ve genetik testler istenebilir.

Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır. Sigara, alkol veya başka zararlı maddeler kullanılıyorsa tamamen kesilmeli ve bunlar bırakılmadan gebe kalınmamaya özen gösterilmelidir.

Varsa alerjileriniz, kullandığınız ilaçlar da gözden geçirilir. Eğer gebeliği planlıyorsanız en az 2 ay öncesinden FOLİK ASİT başlamak gerekir.

Muayene

Öncelikle gerelkliyse ve şüphe varsa sistemik muayene yapılır. Jinekolojik muayenede vajinal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır.

Transvajinal ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Myom, kist, endometrioma, doğuştan veya sonradan olan rahim ve yumurtalık problemleri araştırılır.

Eğer daha önceden yapılmadıysa ya da yapılmış olsa bile üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş ise mutlaka smear testi yapılmalıdır.

Muayenenin son aşaması boy, kilo ve tansiyon tespitinin yapılmasıdır.

Laboratuar incelemeleri

Antenatal- yani gebelik öncesi şu testler istenir.

1. Kan grupları (anne ve baba adayının)
2. Tam kan sayımı
3. Tam idrar tahlili
4. Mikrobik-serolojik testler
a. HBsAg
b. Anti-HbsAg
c. Anti-HCV
d. Anti-HIV I/II
e. Toxoplasma IgM/IgG
f. Rubella IgM/IgG
g. CMV IgM/IgG
5. Açlık kan şekeri
6. Karaciğer ve Böbrek Enzimleri
a. AST, ALT, LDH
b. BUN, Kreatinin
7. TSH ve bazen fT3 ve fT4

Bazen hekimin şüphesi üzerine Prolaktin ve diğer hormonal tetkikleri istenebilir. Ayrıca Bayanın kan grubu Negatif , erkeğinki Pozitif ise, Anneden İndirekt Coombs (uyuşmazlık testi) istemek gerekebilir.

GEBELİK TAKİP PROTOKOLU

İlk Kontrol

Bebeğin plasentası (eş) arkasında kanama olup olmadığı kontrol edilir

Gebe kalınmadan hemen önce bakılmadıysa Kan biyokimyası ve enfeksiyon ile ilgili testler bu haftada yapılır. (Tam kan, TİT, Kreatinin, AKŞ, SGOT, SGPT, TORCH tetkikleri)

Fetal kalp atımları değerlendirilir. İlk ultrasonda kalp atımı görülmedi ise, 10 gün sonra tekrar USG yapılır ve boş gebelik ekarte edilir.

Çoğul gebelik varlığı araştırılır.

Tüp bebek hastalarında glukophage, utragestan, calciparin 12. haftasında kesilir.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

Başlanılmadıysa Folik Asit 400-800 mg/gün başlanılır.

11-14 hafta Kontrolü

Nuchal Translucency (Nukal Saydamlık) değerlendirilip gerekirse annenin kanından bakılan biokimyasal marker’larla kombine edilir. (İKİLİ test)

Üçüz ve üzeri sayıdaki çoğul gebeliklerde gerekli görülürse Redüksiyon (indirgeme) işlemi bu haftada yapılır.

Ense şeffaflığı testi yapılırken bebeğin o haftalar için oluşması gereken organlarına ve extremitelerine bakılır.

Burun kemiği gelişip gelişmediği araştırılır.

Mesanesinin gelişip gelişmediği araştırılır.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

CVS (Koryon villus biopsisi-plasenta iğne biopsisi) eğer gerekiyorsa bu haftalarda yapılabilir.

16-18 hafta Kontrolü

İkili test yapılmadı ise ÜÇLÜ Test yapılır.

NTD (Merkezi Sinir Sistemi Defektleri-Spina Bfida) için kontrol yapılır.

İdrar kültürü yapılır.

Çoğul gebeliklerde rahim ağzından kültür alınır ve rahim ağzı uzunluğu değerlendirilir.

Multivitamin ve demir tedavisine başlanır.

Karında çatlak oluşumunu önlemek için krem başlanabilir.

Fetal biyometri (ölçümler) yapılır.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

Eğer gerekli ise Amniosentez (su kesesinden su alınması) 16. hafta ile bu haftalar arasında yapılır.

20-23 hafta Kontrolü

Genel anomali taraması yapılır ve gerekirse kalp anomalilerinin tespiti için hastanemizin prenatal kardioloğu tarafından fetal ekokardiografi yapılır.

Fetal biometri yapılır.

Tekil olanlar dahil bütün gebeliklerde rahim ağzı uzunluk ölçümü yapılır.

Uterin arterin vaginal ve abdominal Doppler ile değerlendirilmesi yapılır.

Tekil gebeliklerde 20 mm’den , çoğul gebeliklerde 25 mm’den küçük ölçümlerde serklaj (Rahim ağzına dikiş) uygulaması yapılır.

Fetal biyometri ve cerebellumun değerlendirilmesi yapılır.

Genel anomali taraması yapılır.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

Kordosentez (kordondan kan alınması) gerekli ise bu haftalardan itibaren yapılabilir.

27-28 hafta Kontrolü

Fetal biometri uygulaması ve cerebellumun değerlendirilmesi yapılır.

Uterin arter Doppleri yapılır.

50gr ile oral Glucose Challenge Test yapılır. (Şeker Tarama Testi)

Rh uyuşmazlığı olanlarda anneye 120 veya 300 iu Anti-D (28hafta tamamında) yapılır. Tekrarı gerekmez.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

31-32 hafta Kontrolü

Fetal biometri ve cerebellumun değerlendirilmesi yapılır.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

34-35 hafta Kontrolü

Fetal biometri yapılır.

NST (Bebeğin kalp grafisi ile birlikte sancı olup olmadığını ve bebeğin hareketlerini kaydeden cihaz) yapılarak değerlendirilir.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

36-37 hafta Kontrolü

Fetal biometri yapılır.

NST yapılarak değerlendirilir.

Annenin kilo, tansiyon takibi yapılır.

37. haftadan sonra Doğum öncesi 7-10 günde bir durum değerlendirilmesi yapılır…

GEBE VE ZARARLI ALIŞKANLIKLAR

Alkol:

Alkolün gebelikte yaptığı zararlı etkiler yüzyıllardır bilinmektedir . Alkolün hem kendisi (ethanol) hem de vücutta dönüştüğü madde (Asetaldehid) plasenta (eş) dan bebeğe hiç bir engel tanımadan serbestçe geçer, böylece alkol alan annenin bebeği de en az aynı yoğunlukta alkolu almış olur. Etanol ve Asetaldehid kuvvetli sinir toksinleridir ve direk olarak beyin sinir dokularını etkileyerek zihinsel özüre yol açtıkları araştırmalarla gösterilmiştir.

Fetal Alkol Sendromu bebekte gelişme geriliği, Merkezi Sinir Sistemi anormallikleri, baş ve yüz anormallikleri ile tanımlanır. Bu sendrom genellikle hergün 5 birim (1 kadeh şarap=1 birim ) alkol alanlarda tanımlansa da, günde sadece yarım birim alanlarda da bildirilmiştir . Bütün araştırmaların ışığında bugün alkol alımı için emniyetli sınır kabul edilmemektedir. Kısacası alkol gebelikte hiç bir miktarda alınmaması gereken bir toksindir…

Sigara:

Sigara bebeğin plasentadan oksijen ve gıda alımına olumsuz etkide bulunur. Sigara içen anne adaylarını bekleyen ilk tehlike çok erken (ileri prematür) doğumdur. Sigara içenlerde rahim ağzında enfeksiyonların daha sık oluştuğu ve bunun da prematür doğuma yol açtığı araştırmalarla gösterilmiştir.

Bundan başka normal gününe yaklaşan gebeliklerde dahi sigaranın bebeğin olması gerekenden daha düşük ağırlıkta olmasına yol açtığı bilinmektedir. Bu ise doğuma ve doğum sonrası problemlere daha dayanıksız bir bebek anlamına gelir…

İlaçlar:

Bu konuda bir Kadın Doğum Uzmanına muhakkak danışılması gerekir. İlaçların prospektüsleri ise bu konuda yol gösterici olmaktan uzaktır…

GEBELİKTE BESLENME VE KİLO ALIMI

Alınan besinler vitamin ve proteinden zengin olmalı, yeterli posayı sağlamalıdır (gebelikte kabızlık sık görülür) . Aşırı baharat, özellikle acı yenmemelidir. Bilinmeyen gıdalar, çiğ et ve süt içeren ürünler alınmamalı, sütün de fazlasından uzak durulmalıdır. Günde bir bardaktan fazla süt aşırı kalori verebilir ve barsak problemlerine zemin hazırlar. Folik asit vitaminini hamile kalmadan en az bir ay öncesinden alınmaya başlanması gerekir. Bunu bir uzman reçetesi ile almanız doğru olur…

Gebelikte ay başına ortalama 1 kilo alınarak toplam 12-13 kg alınması yeterlidir fakat belli ağırlıktan bahsetmenin anlamı olamaz, zira herkesin boyu değişiktir !

En başından başlarsak, BMI (Body Mass Index- Vücut kütle indeksi) 25’ in üzerinde olanlarda düşük yapma riski artmaktadır. Örnek boy 1.53 olsun, kilonuz ise 70kg olsun. 1.53X1.53= 2.34, 70/2.34 = 29 bu kişinin BMI ‘ıdır ve normalden yüksek olup hasta düşük riski taşımaktadır.

BMI ideal olarak 18 ila 25 değerleri arasında olmalıdır.

BMI 30’un üzerine çıktığında ise gebelikte şeker hastalığı riski artar. Bu oldukça önemli bir durumdur ve bebeğin daha rahim içinde ani ölümünden, bebeğin aşırı büyümesi ve doğumda zarar görmesi , yenidoğanda solunum güçlüğü ve uzun süre yoğun bakım gerektirmesi gibi bir seri tatsız’dan trajik’ olaylara kadar değişen durumlara yol açabilir…

GEBELİK VE SPOR

Hamilelikte spor bildiğimizden daha farklı prensiplerle yapılmalıdır. Öncelikle müsabaka amaçlı sporu hamilelikte sakıncalı bulunur.

Düzenli egzersizler tabi ki faydalıdır ve yapılması gerekir.

Hamilelikte egzersizi ikiye ayırmak gerekir.
1) Doğum mekanizmasına, artan vücut ağırlığnın karşılanmasına yönelik egzersiz ve tavsiyeler ki bunların bu konuda tecrübeli bir kadın doğum uzmanı veya spor hekimi, veya tercihen bir hamile eğitim uzmanı tarafından verilmesi gerekir.
2) Yapılmakta olan, alıştığınız sporlar: Bunlardan en faydalısı Yüzme ve yürüyüştür.

Hamilelikte yeni bir spor öğrenmeye çalışılmamalıdır.

ÇOĞUL GEBELİKLER

İki veya daha fazla bebek içeren gebeliklere çoğul (multifetal) gebelik diyoruz. Bunların çoğunluğu ayrı yumurta bebekleridir ve herbirinin plasentası (eşi) ayrıdır, daha azı ise aynı yumurtanın bölünmesiden oluşan bebeklerdir ve çoğunlukla aynı plasentayı paylaşırlar.

Normalde 100 gebelikten biri ikiz, 6000 gebelikten biri üçüz, ve 500 000 gebelikten biri dördüz olur . Ancak son 20 yılda yardımcı üreme tekniklerinin yaygınlaşması sonucu üçüz ve daha yüksek multifetal gebeliklerin sayısında önemli artış olmuştur. Bu tekniklerin kullanıldığı gebeliklerin %10’unda iki veya daha fazla bebek bulunur.

Çoğul Gebeliğin riskleri nelerdir?
1) Multifetal gebeliklerde düşük ( gebeliğin 24 hafta tamamlanmadan önce sonlanması ) ve ciddî prematürite (24 ile 32nci haftalar arasında doğum) riskleri tekil gebeliklere göre fazladır. Günümüzde iyi imkanları olan hastanelerde doğan prematür bebeklerin büyük çoğunluğu yaşar ve normal gelişim gösterir. Buna rağmen çok küçük doğan veya imkânları kısıtlı yerlerde bakılan bazıları ise ya ölür ya da özürlü kalır.
2) Sonucun nasıl olacağı doğumun haftası ile yakından ilgilidir. 24. haftada %10 olan yaşama şansı , 32. hafta tamamlandığında %95’e çıkar. Özürlü olma ihtimali ise 24. haftada %50 iken , 32nci haftanın sonunda %5’ in altına düşer.
3) Multifetal gebelikte ayrıca gebelik komplikasyonları (annenin hastalıkları gibi) oranı da bebek sayısı ile orantılı olarak artar.  

FETAL REDUKSİYON (Çoğul gebeliklerin indirgenmesi)

Dört veya daha fazla fetus içeren gebelikleri ikize indirgemek (redüksiyon) gebeliğin kaybı (düşük) ve ciddi prematür doğum risklerini azaltmaktadır ve tereddütsüz tavsiye edilir.

Üçüz gebeliklerde ise redüksiyonun faydaları her anne-baba adayının durumuna göre özel olarak değerlendirilmelidir.

İşlem karın cildinize yapılan lokal anesteziden sonra ince bir iğne ile fetüslerden bir ya da gerekli ise birkaçına kimyasal bir maddenin verilmesi (KCL) ile gerçekleştirilir.

Ölen fetus ve plasentası rahimden dışarı atılmaz.

Redüksiyon sonrası vajenden az miktarda bir sıvı gelebilir.

Zamanla redüksiyon sonrası dejenere olan fetüs, yaşayan diğer plasentaların bir eki haline gelir.

Redüksiyon için en uygun zaman?
Redüksiyon için en uygun zaman 11-13 haftalar arasıdır. Bu dönem, ultrasonla bebeklerden herhangi birinin gelişiminin ya da yapısının anormal olduğunun saptanabileceği en uygun dönemdir. Daha erken dönemde gelişim bozukluğu gösteren embryolar genellikle bu haftadan önce kendiliğinden ölürler. Daha sonraki haftalarda yapılacak olan redüksiyon ise geride daha fazla miktarda ölü doku bırakacağından bir sorun çıkarma ihtimalini artırır.

İşlem sonrası düşük ihtimali?
Düşük ihtimali redüksiyonu izleyen iki hafta içinde en fazladır (%2). Ancak daha sonra da bu risk azalarak da olsa devam eder.

GEBELİKTE SIK SORULAN SORULAR

- Hamilelik süresi son adet tarihinin ilk gününden itibaren tekil gebelikler için 40 haftadır.

- Hamilelik sırasında bulantı, bazen kusma, bel ve kasıklarda adet görecek gibi ağrılar, bacaklarda kramplar, halsizlik , uyku hali, çarpıntı, aşırı gaz oluşumu, kabızlık, sık idrara çıkma, bazen burun ve diş eti kanaması rastlanılan şikayetlerdendir.

- Gebelik sırasında vagina salgısının artması normaldir. (Normalden farklı ve kokulu olduğunda doktorunuza müracat ediniz.)

- Gebelik sırasında diş tedavisi (dolgu,çekim vs.) yapılabilir, ancak mümkünse 16 hafta tamamlandıktan sonrasına bırakılmalıdır.

- Saç boyalarının içindeki maddelerin tam açık formülleri bilinmediği için, mümkünse gebelikte saç boyatılmamalıdır.

- Hamileliğin ilk üç ayı hariç, doktorunuz gerekli görürse akciğer filmi veya benzeri dozda tek bir röntgen çekilmesinin bebek üzerine zararlı etkisi yoktur. Diş için çekilen birkaç röntgen de zararsızdır.

- Hamilelik sırasında ağrı kesici olarak içeriği sadece Parasetamol olan ilaçlar kullanılabilir.

- Gebelikte en emin yolculuk uçak yolculuğudur.

-          Gebelikte düşük tehdidi olmadığı sürece cinsel ilişkinin bir mahzuru olduğu bilinmemektedir. Ancak bu konuda dikkatli olmalı ve doktorunuzun tavsiyelerine göre hareket etmelisiniz.

Ergenlik Dönemi 

Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda -10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devam eder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik öneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl daha önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.

Dış görünüşünüzde meydana gelen değişiklikler;

Ergenlik döneminin başlaması ile beraber önce kalçalar yuvarlaklaşmaya başlar, bunu cinsel organların etrafında ve koltuk altında tüylerin belirmesi takip eder. Göğüslerin büyüklüğü ve şekli değişir. Bu değişiklikler kişilere göre hızlı veya yavaş olabilir. Özellikle koltuk altından daha fazla terleme başlar. Bu dönemde hormonların etkisi ile ciltte yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet siklusları başlar. Hormonların etkisi ile duygular ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.

İç ve Dış Genital Organlar 

Dış genital organlar vulva adı verilen iç ve dış dudaklar, klitoris, hiymen (kızlık zarı) ve çeşitli bezlerden oluşur.
Vajinanın açıklığını çevreleyen iç ve dış dudaklar, yağ dokusu, ter bezleri ve kıl köklerini içeren deri kıvrımlarıdır.
Vulva iç kısımda bulunan vajinanın girişini ve üretrayı (idrar deliğini) dış etkilerden korur.
Klitoris erkekte penisi oluşturan yapının kadınlardaki kalıntısıdır.
Hiymen (kızlık zarı) vajinanın girişini kaplayan ince bir zardır. Bu zarın kenarları arasındaki delikten adet kanı dışarıya akar.

İç Genital Organlar

İç genital organlar vajina, serviks(rahim ağzı), rahim, fallop tüpleri ve yumurtalıklardan oluşur.
Vajina vulvadan rahme doğru uzanan ve kaslardan oluşan bir yapıdır.
Serviks (rahim ağzı) rahmin daralan uç kısmıdır. Vajina ile rahim arasındaki bağlantıyı sağlar. Rahim ağzındaki açıklık adet kanının geçmesine izin verirken mikropların rahme ulaşmasını engeller.
Uterus (rahim) armut şeklinde bir organdır. Rahim endometrium adı verilen ve her adet döneminde kalınlaşıp adet kanaması ile dökülen bir doku ile kaplıdır. Bu doku gebelik sırasında bebeğin yerleşmesine ve gelişmesine olanak sağlar. Rahim, vajinadan rahim ağzı ile ayrılır.
Fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) rahim ile yumurtalıklar arasında uzanan kanallardır. Yumurtalıklardan salınan yumurtanın döllenmesi bu tüplerde gerçekleşir. Döllenen yumurta tüplerden geçerek rahme ulaşır.
Yumurtalıklar rahmin iki yanında bulunan ceviz büyüklüğünde yapılardır. Kadınlık hormonlarını salgılayan yumurtalıklardan, ergenlik döneminden menopoz dönemine kadar her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır.

Adet Siklusu

Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet siklusu bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen sürede yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

1–14.Gün; Bu günler siklusun östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.                                    1. Gün; Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün siklusun 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği taktirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir. İç genital organlar vajina, serviks(rahim ağzı), rahim, fallop tüpleri ve yumurtalıklardan oluşur.

2– 5. Gün; Kanama giderek azalır.

6. Gün; Kanama durur, bu arada yumurtalıktaki. folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

7–12. Gün; Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır. 13–14.Gün; Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinsel ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Yumurtlamanın gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bu günlerde vücut ısısı artar. 13–14.Gün; Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinsel ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Yumurtlamanın gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bu günlerde vücut ısısı artar.                                                                                          15–28. Gün; Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklarından progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

15–18.Gün; Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

19–20.Gün; Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara neden olur. 21–28.Gün; Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta şişliğe, belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yendiğinde şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi azalır ve adet kanaması başlar.

Adet Siklusu İle İlgili Merak Ettikleriniz                                                                            

Adet kanamaları hala başlamadıysa?

Adet kanamaları 9–16 yaşları arasında başlar. Spor yapan kızların yanında çok zayıf olan ve gelişmenin başladığı dönemlerde kilo veren kızlarda da menarş gecikebilir.

On beş yaşına gelinmesine rağmen hala adet kanaması başlamadıysa bir hekime başvurup kontrolden geçilmesi gerekir. Hekim genital organları kontrol eder. Bazı kızlarda vajinanın girişinde bulunan zarda normalde bulunması gereken ve adet kanının dışarı akmasına olanak veren açıklık bulunmaz. Çok nadir vakalarda ise vajina veya rahim gelişmemiş olabilir.

Adet Kanamaları Hangi Sıklıkla Olur?

Adet kanaması ayda bir olur. 25–30 gün arasında süren adet siklusları normaldir. Adet kanaması 3–7 gün sürer. İlk günlerde daha fazla olan kanama giderek azalır. Adet kanamalarının başladığı dönemlerde bu kanamalar her ay aynı şiddette olmayabilir. Bir ay daha fazla diğer ay çok daha az olabilir.

Adet Kanamaları Düzensizse?

Adet kanamaları vücut ağırlığına, diyet yapılmasına, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet sikluslarının uzunluğu değişir. İlk 1–2 yıl düzensiz adet görülmesi normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.

Adet Siklusları Çok Uzunsa?

Adet kanamaları vücut ağırlığına, diyet yapılmasına, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet sikluslarının uzunluğu değişir. İlk 1–2 yıl düzensiz adet görülmesi normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.

Adet Siklusları Çok Kısaysa?

Stres, bazı tip egsersizler ve yaşam tarzınızdaki değişiklikler nedeni ile adet siklusları 21 günden daha kısa sürebilir. Bu durumda hekime başvurarak kontrolden geçmek gerekir. Fazla kanama kansızlığa neden olur. Kansız olan kişiler demir içeren besinlerden daha fazla yemeli veya demir hapları kullanmalıdır. Adet kanamalarının kaç günde bir olduğu, kanamanın kaç gün sürdüğünü, kanama miktarını ve kramp gibi şikayetleri not etmeniz hekime başvurulduğunda size yardımcı olur.

Bir Ay Adet Görmemek Önemli Midir?

Stres, hastalık, kilo kaybı gibi nedenlere bağlı olarak birkaç ay adet görmeyebilirsiniz. Birkaç ay adet kanaması olmadığında hekime başvurulması gerekir

Adet Kanaması Sırasında Ne Gibi Ürünler Kullanılmalıdır?

Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler pedlerdir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Tampon ülkemizde çok yaygın kullanılmayan bir üründür. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki zara zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır. Tampon kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Tampon kullanılması Toksik Şok Sendromu olarak adlandırılan önemli bir sağlık sorununa neden olabilir. Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4–6 saatte bir değiştirmeleri gerekir.

Adet Kanaması Sırasında Denize Girilebilir mi?

Eskiden bu dönemde denize girilmemesi, spor yapılmaması ve normalde yapılan birçok aktiviteden uzak durulması gerektiğine inanılırdı. Gerekli korunma sağlandığında yüzme ve diğer sporlar yapılabilir. Ağrı ve krampları olan genç kızlar bu aktivitelerden kaçınmalıdır.

Premenstrual Sendrom (PMS) Nedir?

Premenstrual sendrom (PMS) birçok genç kızın karşılaştığı bir durumdur. Premenstrual Sendroma bağlı yakınmalar adet kanamasından 1–2 hafta önce başlar. Duygusal değişiklikler, göğüslerde ağrı ve hassasiyet, vücutta şişlik, sivilcelerin çıkması ve yorgunluk en sık görülen akınmalardır. Bu yakınmalar adet kanamasının başlaması ile geçer. PMS yumurtlama döneminden sonra görülür. Östrojen ve progesteron hormonları beraberce bu bulgulara neden olabilir. Şeker, kafein, tuz gibi belli başlı yiyeceklerin tüketimini azaltmak ve yeteri kadar dinlenmek önemlidir.

Adet Kanaması Sırasında Kramplara Ne Yol Açar?

Genç kızların bir kısmı adet kanaması başlamadan önce ve kanama sırasında karın ve kasık bölgesinde şiddetli ağrılardan yakınır. Bu kramplar genellikle hafif olmasına rağmen bazen genç kızların günlük yaşantısını devam ettirmesini engelleyebilecek kadar şiddetli olabilir. Genç kızların yarısından çoğu kramplardan yakınırken, her 7 genç kızdan birinde ağrılar çok şiddetlidir.
Adet kanaması ile rahmin iç tabakası dökülmeye başlar ve prostoglandin adı verilen maddeler salınır. Bunlar rahimdeki düz kasların kasılmasına neden olur. Rahimdeki düz kasların kasılması sırasında şiddetli kramplar hissedilebilir. Prostoglandin düzeyleri bazen çok yükselir bu durum ağrının çok fazla olmasına neden olur. Rahim ile rahim ağzı arasındaki kanalın dar olduğu genç kızlarda bu kramplar daha şiddetli olur. Ayrıca stres de bu krampların şiddetini arttırabilir.

Adet Kanaması Sırasındaki Kramplara Başka Yakınmalar da Eşlik Eder mi?

Bu kramplara baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkmak ve barsak hareketlerindeki değişikliklere bağlı ishal veya kabızlık eşlik edebilir.

Kramplar Nasıl Tedavi Edilir?

Yeteri kadar dinlenme, uyku ve düzenli egzersiz yapılması krampların şiddetini azaltır. Karın bölgesine sıcak pedlerin yerleştirilmesi de ağrıyı azaltabilir. Karın bölgesine sıcak su torbası uygulanabilir, fakat su çok sıcak olmamalıdır. Prostoglandin üretimini azaltan ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrı kesicileri kullanmaya kramplar şiddetlenmeden başlamak gerekir. Ağrı kesicileri kullanmaya tahmini adet kanamasından bir gün önce başlanması ve ilaca kanama başladıktan sonra 1-2 gün daha devam edilmesi önerilir.

Ağrı kesiciler adet kanamasının artmasına neden olur mu?

Aspirin dışındaki ağrı kesiciler kanamanın artmasına neden olmaz. Ağrı kesicileri kullanmadan önce hekime danışılması ve ilacın yan etkilerinin öğrenilmesi gerekir. Başkalarında herhangi bir probleme neden olmayan bir ilaç size zararlı olabilir.

Adet döneminde sigara içmek zararlı mıdır?

Sigara içmek sağlığınızı olumsuz etkiler. Yapılan bilimsel çalışmalarda sigaranın üreme sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Sigaranın içerdiği nikotin kan damarlarının büzüşmesine ve organların oksijen ihtiyacının karşılanamamasına yol açar. Sigara adet düzenini bozar ve ileride çocuk sahibi olmayı zorlaştırabilir.

Adet kanaması sırasında pıhtıların gelmesi normal midir?

Kanamanın fazla ve krampların olduğu ilk günlerde pıhtıların gelmesi normaldir. Vücudunuzda pıhtılaşmayı önleyen faktörler üretilir. Kanamanın çok yoğun olduğu günlerde üretilen bu faktörler yetersiz kalabilir ve pıhtılaşma olur. Fakat her zamankinden büyük pıhtılar geliyorsa hekime başvurulması gerekir.

Adet kanamaları arasındaki dönemde de kanama olur mu?

Adet kanmaları arasındaki dönemdelekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Bunun en sık görülen nedeni yumurtlama döneminde (yumurta çatladığında) görülen kanamadır. Bu durum endişelenmeyi gerektirmez. Üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve tümörlerde kanamalara ve lekelenmelere yol açar.

Jinekolojik Muayene

İlk Jinekolojik Muayeneden Korkmayın

Jinekoloji ,cinsel sağlığı ve üreme sağlığını korumaya yönelik kadınlara özel tıbbi bir bakımdır. Bu bakım; hastalıklardan korur, kanserlerin erken tanısını, üreme organlarını etkileyen enfeksiyonların erken tanı ve tedavisini ve daha sonra görülebilecek kısırlık gibi komplikasyonların önlenmesini sağlar.

Genital Hijyen ve Enfeksiyonlar

Genital hijyenin sağlanması, kadın sağlığı ve üreme sağlığının korunmasında ki en önemli basamaktır. Sağlıklı bir genç kızda genital organlar flora olarak adlandırılan bir çok mikroorganizmayı içerir. Bu mikroorganizmalar arasındaki dengenin bozulması enfeksiyonlara yol açarak üreme sağlığına zarar verebilir.

Genital temizlik nasıl yapılmalı?

- Tuvalet sonrası temizlik mutlaka önden arkaya doğru yapılmalı.
- Temizlik yapıldıktan sonra genital bölge mutlaka kurulanmalı.
- Banyo yaptıktan ve havuza girdikten sonra da genital bölge mutlaka kurulanmalı.
- Pamuklu iç çamaşırları kullanılmalı.
- İç çamaşırları sık değiştirilmeli ve yıkandıktan sonra ütülenmeli.
- Dar, sıkı ve bedene uygun olmayan iç çamaşırları ve pantolon giyilmemeli.
- Kokusuz ve renksiz tuvalet kağıdı kullanılmalı.
- Vajinal duş, sabun, pudra ve sprey kullanımından kaçınılmalı

Adet kanaması sırasında genital temizlik nasıl yapılmalı?

- Kullanılan pedlerin kokusuz ve renksiz olmasına dikkat edilmeli.
- Pedler sık değiştirilmeli. Kullanılmamış pedler poşetlerinde veya temiz bir yerde kapalı tutulmalıdır. Açıkta duran ve kirli ellerinizle ellenen pedler mikrop taşıyarak enfeksiyonlara neden olabilir.
- Belli bir cins ped kullanımından sonra kaşıntı, kızarıklık ve yanma gibi problemler olduğunda farklı bir ped denenerek sizde yakınmalara yol açmayan bir ürünü tercih edilmelidir.
- Bu dönemde yıkanmanızda hiçbir sakınca yoktur. Küvete sıcak su doldurarak yıkanmaktan kaçınmalısınız. En uygun olanı ayakta duş alınmasıdır.
- Adet döneminde kötü kokulardan kaçınmak için fazla miktarda parfüm, kolonya vs kullanmanın yararı yoktur. Özellikle genital bölgenize kolonya veya parfüm sürmekten ve kokulu pedler kullanmaktan kaçınmalısınız.
- Dar, sıkı ve bedene uygun olmayan iç çamaşırları ve pantolon giyilmemeli.
- Kokusuz ve renksiz tuvalet kağıdı kullanılmalı.
- Vajinal duş, sabun, pudra ve sprey kullanımından kaçınılmalı.

Genç Kız ve Spor

Fazla spor yapmak zararlı mıdır?

Düzenli egzersiz ve spor yapmak sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Fazla ve ağır spor yapan genç kızlarda bu duruma beslenme bozukluğu eklendiğinde östrojen (kadınlık hormonu) azalır. Adet sikluslarının düzeni bozulur ve amenore (adet kanamasının hiç olmaması). Östrojen eksikliğine bağlı kemik erimesi başlar. Ağır spor yapan kızların % 60’ında amenore görülür.

Ergenlik Dönemi Niye Gecikir?

En sık görülen neden yapısal gecikmedir. Araştırdığınızda ailenin diğer bireylerden bazılarının da ergenlik dönemine geç girdiği öğrenelir.
- Şeker, astım, böbrek hastalıkları gibi kronik hastalıklar,
- Beslenme bozuklukları,
- Hipofiz ve tiroid bezlerindeki bozukluklar,
- Genetik hastalıklar,
ergenlik döneminin gecikmesine neden olur.
Aşırı Tüylenme

Adet kanamalarının başlaması ile genç bir kızın vücudunda hormonlara bağlı ve kadına özgü değişiklikler olur. Sağlıklı bir hormonal yapı için beyindeki merkezler, yumurtalıklar, tiroid ve böbrek üstü bezlerinin uyum içinde çalışması gerekir.

Aşırı tüylenme yüz, göğüs, karın, sırt, kol ve bacakların üst kısmında uzun kalın ve sert tüylerin çıkmasıdır. Bu durum kozmetik bir problemin yanında hormonal bir düzensizliği de gösterir.
Normal Kıl Büyümesi

Her kıl derinin altında folikül adı verilen kökten büyür ve kılın derinin üzerinde kalan kısmı alınsa da kökü durduğu sürece kıl büyümeye devam eder. İnsan vücudunda doğduğunda yaklaşık 50 milyon kıl kökü bulunur. Erişkinlerde iki tip kıl vardır, bunlardan birincisi birçok kadının yüzünde, göğüslerinde ve sırtında bulunan ince, renksiz ve kısa olan kıllardır. İkinci tür ise hem kadın hem de erkeklerin başında, koltuk altında ve genital bölgelerinde bulunan sert uzun ve koyu renkli kıllardır. Ön kol (dirseklerin altı) ve bacakların dizden aşağısındaki kılların sayısı kişilerin hormonal durumundan bağımsızdır ve bu bölgelerdeki aşırı kıllanma hastalık değildir.

Yüzde ve vücutta aşırı tüylenmenin nedenleri;

Genellikle aşırı tüylenme kandaki androjenlerin (erkeklik hormonları) artmasına bağlıdır. Androjen erkeklerde daha yüksek düzeylerde olmak üzere, hem erkek hem de kadında bulunan hormonlardır. Androjenler ince, zayıf ve kısa olan tüylerin sert ve uzun kıllara dönüşmesine neden olur.

Androjen düzeylerinin yükselmesine ve bunun sonucu olarak da tüylenmeye neden olan durumlar

- Menonopoz;
Bu dönemde yumurtalıklardan östrojen (kadınlık hormonu) sentezi azaldığı halde androjen sentezi devam eder buna bağlı olarak tüylenme görülebilir.

- Genetik;
Annesinde veya büyükannesinde aşırı tüylenme olan kişilerde aynı hastalığın görülme olasılığı fazladır.

- İlaç yan etkileri;
Erkeklik hormonları veya androjenik özellikler gösteren ilaçlar alan kişilerde aşırı tüylenme görülebilir.

- Polikistik over hastalığı;
Bu hastalıkta yumurtalıklarda birçok kist oluşur ve erkeklik hormonları fazla olarak üretilir. Hastalarda aşı tüylenme, düzensiz yumurtlama, adet düzensizlikleri, kısırlık ve şişmanlık görülür.

- Yumurtalık Tümörleri;
Nadir olarak görülen androjen salgılayan yumurtalık tümörleri de aşırı tüylenmeye neden olur.

- Adrenal (Böbreküstü Bezi) Bozuklukları;
Androjenler böbreküstü bezinde de üretilir. Böbreküstü bezlerin büyümesi fazla androjen üretilmesine ve aşırı tüylenmeye neden olur.

Aşırı tüylenmenin nedeninin belirlenmesi;

Yapılan hormon testleri ile kandaki androjen ve diğer hormonların seviyesi belirlenir. Ayrıca yapılan ultrasonografik inceleme ve özel radyolojik incelemeler ile yumurtalık veya böbrek üstü bezlerindeki tümörler tespit edilebilir.

Aşırı tüylenmenin tedavisi;

Kozmetik Tedavi;
Tüy dökücü kimyasalların kullanımı, ağda, traş v.b. gibi yöntemler ile geçici olarak bu tüylerden kurtulmak mümkündür. Epilasyon kalıcı sonuç veren yöntemlerden birisidir. Hormon tedavisi görecek kişilerin epilasyonu bu tedaviye eklemesi uygun olur.

Üreme Organları

Kadın üreme organları, iç ve dış genital organlardan oluşur.

Dış genital organlar; vulva adı verilen iç ve dış dudaklar, klitoris, hiymen (kızlık zarı) ve çeşitli bezlerden oluşur.

- Vulva; Vajina açıklığını çevreleyen iç ve dış dudaklar yağ dokusu, ter bezleri, kan damarları ve kıl kökleri içeren deri kıvrımlarıdır.
- Klitoris; Erkeklerde penisi oluşturan yapının kadınlardaki kalıntısı olan klitoris cinsel aktivite sırasında kanla dolarak sertleşen dokulardan oluşur.
- Hiymen; Kızlık zarı vajina açıklığının dış kısmını kaplayan ince bir zardır.

İç genital organlar; vajina, rahim, fallop tüpleri, (üreme kanalları) veyumurtalıklar dan oluşur.

- Vajina; Vulvadan rahme doğru uzanan yaklaşık 7-9 cm uzunluğunda olan ve kaslardan oluşan bir yapıdır. Elastik olduğu için cinsel ilişki ve doğum sırasında gerilebilir.
- Rahim; Uterus armut şeklinde bir yapıdır, gövde ve rahim ağzından (serviks) oluşur. Rahmin içi endometrium adı verilen ve her ay menstrual kanama (adet kanaması) ile dökülen bir tabaka ile kaplıdır.
- Fallop tüpleri; Rahim ve yumurtalık arasında uzanan yapılardır. Yumurtalıklardan atılan yumurtanın döllenmesi bu tüplerde gerçekleşir. Döllenen yumurta tüplerden geçerek rahme ulaşır.
- Yumurtalıklar;Kanalların her iki yanında yer alan ve çok sayıda yumurta içeren ceviz büyüklüğünde yapılardır. Östrojen ve progesteron gibi hormonları üreten yumurtalıklardan menopoz dönemine kadar her ay bir yumurta gelişerek atılır.

Jinekolojik Muayene

Jinekoloji cinsel sağlığı ve üreme sağlığını korumaya yönelik kadınlara özel tıbbi bir bakımdır. Bu bakım; hastalıklardan korur, kanserlerin erken tanısını, üreme organlarını etkileyen enfeksiyonların erken tanı ve tedavisini ve daha sonra görülebilecek kısırlık gibi komplikasyonların önlenmesini sağlar. Hangi yaşta grubunda olduğunuza, evli veya bekar olmanıza, cinsel hayatınız aktif olup olmamasına bakılmaksızın iyi bir jinekolojik bakım kadın sağlığının anahtarıdır. 18 yaş ve üzerindeki tüm kadınlar mutlaka her yıl jinekolojik kontrolden geçmelidir.

                                                                                                                                                        Jinekoloğa başvurduğunuzda yapılacak işlemler;
Birçok kadın jinekolojik muayene oldukça tedirgin edici gözükse de önemi düşünüldüğünde bu randevunun kesinlikle ertelenmemesi gerekir. Kadının bu randevuda nelerle karşılaşacağını bilmesi endişelerini yenmesine yardımcı olur.

Öncelikle kişisel, ailesel, cinsel ve tıbbi öyküler alınır.
- Jinekolojik muayene yapılır.
- Laboratuvar testleri istenir.

Muayenenin adet kanamasının olmadığı bir dönemde yapılması gerekir. Adet kanaması hem laboratuvar testlerinin sonuçlarını hem de muayeneyi etkiler. Muayene öncesindeki birkaç gün vajinal duş ve krem kullanımından kaçınılmalıdır.          Sormak istediklerinizi not edin;
Jinekologla randevudan önce sorulmak istenen konuların belirlenerek not alınması randevunun daha verimli geçmesini sağlar. Jinekoloğa verilen bilgilerin ve aktarılan şikayetlerin eksiksiz olması gerekir. Jinekoloğa verilen tüm özel bilgiler gizli kalır. Yanlış ya da eksik bilgi verilmesi tedaviyi ve sorunların belirlenmesini olumsuz etkiler.

İlk jinekolojik muayenede doktora verilmesi gereken bilgiler nelerdir?

Tıbbi öyküde neler aktarılmalı?

Son adet tarihi
- Adet sikluslarının uzunluğu
- Adet kanamasının ne kadar sürdüğü
- Ara kanamaların olup olmadığı
- Genital ağrı, kaşıntı ve akıntı varlığı
- Cinsel yaşamınız , kullanılan doğum kontrol yöntemi
- Başka bir tıbbi problemin olup olmadığı
- Aile fertlerinde görülen hastalıklara ait bilgiler
- Önceden geçirilmiş hastalıklar, cerrahi işlemler ve kullanan ilaçlara ait bilgiler
- Sigara, alkol ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi

Birçok kadın jinekolojik muayene öncesinde son derece tedirgin olur. Oysa jinekolojik muayene ağrıya yol açmayan kolay ve beş dakikadan fazla sürmeyen bir işlemdir. İlk muayene öncesinde kişinin kendini rahatsız hissetmesini son derece doğaldır ve muayenede neler yapılacağı konusunda önceden bilgi sahibi olmak endişeleri azaltır.

Muayene nasıl yapılır? Jinekolojik muayene ile genital organların durumu ve jinekolojik problemler değerlendirilir.

Dış Genital Muayene

Jinekolojik muayene için iç çamaşırının çıkarılıp, jinekolojik muayene masasına yatılması istenir. Bu sırada karın ve bacakların örtülebileceği bir örtü verilir ve muayene başlamadan önce masanın uç kısmına kayarak ayakların muayene masasının iki yanında bulunan özel ataçmanlara geçirilmesi isteniyor. Doktorun muayene yapabilmesi için acakları ayırarak yatmak gerekir. Bu pozisyonda kişinin kendini rahat bırakması muayene işlemini çok kolaylaştırıyor. Doktor eldiven giyerek dış genital organları muayene eder. Kızarıklık, tahriş, kist, siğil olup olmadığını kontrol eder. Çok kısa süren bu işlem herhangi bir acı vermez.

Spekulum Muayenesi

Steril metal veya plastik spekulum ile vajinal muayene yapılır. Spekulum adı verilen muayene aparatı ile vajinal duvarlar birbirinden ayrılır ve rahim ağzı incelenir. Bu muayene esnasında kadınlar hafif bir basınç ve rahatsızlık hissedebilir. Metal spekulum kullanıldığında bunun önceden ısıtılması rahatsızlığı azaltır. Bu muayene sırasında Pap smear incelemesi için rahim ağzından örnek alınır. Enfeksiyona ait yakınması ve bulguları olan kadınlardan da mikrobiyolojik inceleme için örnek alınır.

Bimanuel Muayene

Bimanuel muayenede hekim eldiven giydiği eli ile vajinayı muayene ederken diğer eli ile karnın alt kısmına bastırır. Bimanuel muayene ile rahmin şekli, büyüklüğü ve pozisyonu hakkında bilgi edinilir. Bu muayene sırasında hissedilen ağrı enfeksiyonun göstergesi olabilir.

Ultrasonografik inceleme

Ultrasonografik inceleme ile ses dalgaları kullanılarak iç organlar detaylı olarak izlenir. Radyasyona maruz kalınmadığı için güvenilir bir inceleme yöntemidir. Abdominal (karından) veya vajinal ultrasonografi yapılabilir. Karından yapılacak incelemelerde kadının mesanesinin dolu olması gerekir. Dolu mesane barsakları iterek üreme organlarının görülmesini kolaylaştırır. Vajinal ultrasonografik incelemeler için mesanenin dolu olması gerekmez. Üreme organları vajinal ultrasonografi ile daha iyi incelenebilir.

Jinekolojik açıdan ilk muayene için “18 yaş”tan bahsedilse de yaşa bakılmadan mutlaka jinekolojik kontrolden geçilmesini gereken durumlar vardır:

Karnın alt bölgesinde ve kasıklarda ağrı
- Adet düzensizlikleri, adet kanamasının olmaması veya aksaması
- Adet kanaması sırasında veya öncesi dönemde şiddetli ağrı
- Anormal kanamalar
- Dış genital organlarda ağrı, şişlik, kaşıntı, kitle ve yaralar bulunması                                     Vajinal akıntı, kaşıntı ve ağrı olması
- Onbeş, onaltı yaşına gelinmesine rağmen adet kanamasının olmaması
- Cinsel temas yoluyla geçen hastalıklara maruz kalınması

Yılda birden daha fazla jinekolojik kontrolün gerektiği durumlar

- Gebelik planlandığında
- Cinsel temas yolu ile geçen hastalık varlığında
- Cinsel sağlıkla ilgili problemlerin varlığında
- Pap smear sonucu normal olmadığında

Hormon bozukluklarının nedenleri

Hormon bozuklukları, vücutta hormon salgılayan bir takım organların salgılarının yetersiz ya da ağırı olmasından kaynaklanan hastalıklardır. Kadınlara spesifik olarak görülen hormon bozuklukları yumurtalıktaki problemlerden kaynaklanmaktandır. Yumurtalıktaki problemlerden kaynaklanan hormon bozukluklarının en sık görülünü ise “Polikistik over sendromu”dur. Hormon, bir salgı bezinden salgılanan ve vücutta pek çok fonksiyonları olan maddedir. Hormonların yetersiz salgılanması ya da normalden fazla salgılanması çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Örnek vermek gerekirse tiroit hormonu, tiroit bezinden salgılanan bir hormondur. Bu hormonun ağırı salgılanmasına hipertiroidi, az salgılanmasına ise hipotiroidi adı verilir. Hormonun ağırı salgılanması durumunda terleme, çarpıntı, sinirlilik, gözlerin dışarıya doğru fırlaması, birtakım cilt değişiklikleri, adale krampları ve adalelerde yorgunluk gibi belirtiler görülür. Az salgılanması ise soğuğa karşı tahammülsüzlük, üşüme, uyuklama hali, cildin kuruması, saçların dökülmesi ve ciltte kabalaşma gibi birtakım sorunları beraberinde getirir.  Hipertiroidi dediğimiz troid bezinin aşırı çalışması ve aşırı hormon salgılamasının bir takım nedenleri vardır.  Bunlardan bir tanesi fazla hormon yapan troid nodülleridir. Diğer bir neden ise troidin iltihaplanmasıdır. Ayrıca troid bezinin bütünü ile fazla büyümesi ve hormon salgılaması da söz konusudur.

Guatr ile hormon bozukluğunu birbirine karıştırmamak gerekir
Özellikle ülkemizde Karadeniz Bölgesi’nde daha sık görülen endemik olarak tabir edilen guatr, tiroid bezinin büyümesi ve boyunda bir kitle oluşturmasıdır. Diyette ve tuzda iyotun yerine konulmasıyla tıroid bezi büyümelerinin önüne geçilebilir. Ancak kitle oluştuktan sonra, genellikle cerrahi olarak çıkarılması gereklidir.

Kadınlara tiroid hormon bozuklukları erkeklere oranla daha sık görülmektedir
Endokrin salgı bozukluklarının bir kısmı da otoimmün dediğimiz, vücudumuzun defans mekanizmalarını kendi hücrelerine yönelterek ortaya çıkarttığı hastalıklardır. Özellikle troid fonksiyon bozuklukları ve böbrek üstü bezinin anormal çalışması gibi durumlar otoimmünite sonucunda ortaya çıkarlar. Otoimmünite kadınlarda erkeklere oranla 8 kat daha fazla görülmekte ve nedeni tam olarak bilinmemektedir.

Hormon bozukluklarının tedavisi
Hormon bozukluklarında fazla salgılanan hormonun baskılanması ya da eksik olan hormonun yerine konulması tarzında bir tedavi söz konusudur. Bu tüm endokrin hastalıkları için geçerlidir. Eğer tiroid çok çalışıyorsa bunu baskılamalı, az çalışıyorsa yetersiz olan hormon yerine koyulmalıdır. Endokrin hastalıkları matematiksel yaklaşımı ve tedavisi olan hastalıklardır.

İdeal bir korunma yöntemi nasıl olmalıdır?

İdeal bir doğum kontrol yöntemi:

Eşlerin ikisinde benimsediği bir yöntem olmalı
- Gebeliği kesin olarak önlemeli
- Sağlığa zarar vermemeli
- Uygulaması kolay olmalı
- Maliyeti düşük olmalı
- Çiftler bu yöntemi kullanırken kendilerini rahat hissetmeli

Doğum kontrol yöntemini seçilirken hekime başvurmak gerekir mi?

Hangi doğum kontrol yönteminin size uygun olduğunu belirlerken mutlaka hekime başvurmanız gerekir. Yaşam tarzınız, alışkanlıklarınız, sağlık durumunuz, üreme organlarınızın durumu, aileniz ve sizin tıbbi öykünüz beraberce değerlendirilerek sizin için uygun olabilecek doğum kontrol yöntemleri önerilir.

Doğum Kontrol Hapları

Doğum kontrol hapı nedir?

Kombine doğum kontrol hapları günde bir kez alındığında gebeliği önleyen, östrojen ve progesteron hormonlarını içeren preparatlardır.

Kombine doğum kontrol haplarının etki mekanizması nedir?

Doğum kontrol hapları;

Ovulasyonu (yumurtlamayı) engelleyerek gebeliği önler. Hapların içerdiği östrojen (kadınlık hormonu) FSH ve LH hormonlarının beyinden salınmasını engelleyerek yumurtlamayı önlerken, progesteron hormonu yumurtanın çatlamasını tetikleyen LH hormonunun beyinden salınımını baskılar.
- Endometrium olarak adlandırılan rahmin iç tabakasının yapısını değiştirerek embryonun (döllenmiş yumurtanın) rahme tutunması engeller.
- Hapların içerdiği progesteron rahim ağzındaki salgının koyulaşmasına neden olarak spermlerin yukarı doğru yüzmelerini engeller.

Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne kadardır?

Düzenli kullanıldığında doğum kontrol haplarının koruyuculuğu %99.9 dur. Cerrahi kısırlaştırma yöntemlerinden sonra en güvenilir doğum kontrol yöntemidir.

Doğum kontrol hapları nasıl kullanılır?

Doğum kontrol hapları çoğunlukla 21 tanedir. Adet kanamasının başlaması ile ilaca başlanır. İlacın paketi üzerinde gösterilen sıra ile her gün bir hap alınır. İlacın her gün aynı saatte alınmasına dikkat edilmelidir. Haplar bittikten birkaç gün sonra adet kanaması başlar. Hapların kullanımına 7 gün ara verildikten sonra tekrar başlanılmalıdır.

Doğum kontrol haplarını kullanırken nelere dikkat edilmeli?

İlaca adet kanamasının başlamasından sonra ilk yedi gün içinde başlanmalı.
- İlaç her gün yaklaşık aynı saatte alınmalı.
- Her sabah bir gün öncesinin ilacının alınıp alınmadığı kontrol edilmeli.
- Doğum kontrol hapı kullanırken alınan diğer ilaçlar doktora danışılmalı.
- Doğum kontrol hapı kullanırken sigara içilmemeli.
- Her yıl jinekolojik muayene, smear incelemesi (rahim ağzından alınan sürüntü örneğinin patolojik incelemesi) ve meme muayenesi yapılmalı.
- İlk ay ara kanama olursa normal karşılanmalı. Fakat ara kanama 2. ayda tekrarlarsa ilaç kesilerek doktora başvurmalıdır.

Doğum kontrol hapları hangi durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır?

Tromboflebit gibi pıhtılaşma problemleri ve damar hastalıkları
- Kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon
- Karaciğer tümörleri ve aktif karaciğer hastalığı
- Meme kanseri
- Anormal vajinal kanama
- Gebelik veya gebelik şüphesi
- 35 yaşın üzerinde ve sigara içen kadınlar

Doğum kontrol haplarının kullanılmasının sakıncalı olabileceği diğer durumlar nelerdir?

Orak hücreli anemi
- Böbrek yetmezliği
- Doğum sonrası ilk altı hafta
- Diabet (şeker hastalığı)
- Planlı cerrahi işlemler önce
- Epilepsi
- Safra kesesi hastalıkları ve tıkanıklığa bağlı sarılık
- Aşırı sigara tüketimi (günde 20 ve daha fazla sigara)
- Migren baş ağrıları

Doğum kontrol haplarının ne gibi yan etkileri vardır?

Doğum kontrol hapları bulantı, baş ağrısı, ara kanama, adet kanamasında azalma, deride lekelenme, göğüslerde ağrı ve dolgunluk, kilo artışı, mizaç değişikliği ve depresyon gibi yakınmalara yol açabilir. Bu yakınmaların bir kısmı birkaç ay içinde azalır. Yakınmalar ortaya çıktığında hekime bildirilmelidir.

Doğum kontrol hapları hakkındaki yanlış inanışlar nelerdir?

Doğum kontrol haplarının doğumsal anomalilere, kısırlığa, cinsel yetersizliğe, vücutta irileşmeye neden olduğu ve kullanımdan sonra bir süre ara verilmesi gerektiği inanışı doğru değildir.

Doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim, yumurtalık ve meme kanseri ile ilişkisi var mıdır?

Yapılan çalışmalar doğum kontrol hapı kullanılmasının rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma ihtimalini azalttığını göstermiştir. Yapılan bazı çalışmalar 5 yıl ve daha uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ağzı ve meme kanseri görülme sıklığının arttığını göstermiştir. Bu bulgular kanıtlanamadığı için bu konuda yapılan çalışmalar devam etmektedir.

Doğum kontrol hapı kullanırken gebe kalınması bebeğin gelişimini olumsuz etkiler mi?

Doğum kontrol hapı ile korunan kadınların hapları kullanmaya devam ederken veya kestikten hemen sonra gebe kalmaları, bebeğin sağlığını olumsuz etkilemez. İlacı bıraktıktan sonra ilk ay içinde gerçekleşen gebeliklerde ikiz görülme ihtimali fazladır.

Doğum kontrol hapı kullanılması ileride elde edilecek gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimalini arttırır mı?

Doğum kontrol hapı kullanmış kadınlarda düşük ve ölü doğum yapma riski daha azdır. Doğum kontrol hapı ile korunan kadınlarda ileride elde edilecek gebeliklerde anomalili bebek (anormal bebek) doğurma riski de artmaz.

Emziren kadınların doğum kontrol hapı kullanmasında sakınca var mıdır?

Doğum kontrol haplarının sütün miktarını ve besin değerini azalttığı gösterilmiştir. Doğum sonrası doğum kontrol hapı kullanan annelerde emzirme süresinin de kısaldığı düşünülmektedir. Emzirirken doğum kontrol haplarının kullanılmasıyla ilgili diğer bir kaygı da içerdikleri hormonların bebeğe geçerek zarar verme ihtimalidir, fakat bu doğrulanamamıştır. Bu dönemde minipill olarak adlandırılan sadece progestin içeren hapların kullanılması önerilir.

Doğum kontrol hapları enfeksiyonlara karşı korur mu?

Doğum kontrol haplarını 12 aydan fazla kullanan kadınlarda pelvik inflamatuvar enfeksiyonların (karın içine yayılan genital enfeksiyonların ) görülme sıklığının azaldığı saptanmıştır. İlacın etkisi ile koyulaşan rahim ağzı salgısı mikropların vajinadan rahme ve daha yukarı doğru ilerlemesini önler. Doğum kontrol haplarının cinsel temas yolu ile bulaşabilen enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi yoktur.
Doğum kontrol haplarının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Hapın kullanımına adetin ilk günü başlanırsa hapın koruyuculuğu o ay (adet siklusu) başlar. Doğum kontrol hapı kullanımına daha geç başlanıldığında o adet siklusu boyuncu prezervatif gibi ek korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanırken hap içilmesi unutulduğunda ne yapılmalıdır?

Eğer tek bir hapın alınması unutulmuşsa en kısa zamanda unutulan hap içilmeli ve takip eden haplara normal sırası ile devam edilmelidir. Bu durumda ek bir doğum kontrol yöntemi uygulanmasına gerek yoktur.

Eğer ilaç kullanımının ilk iki haftası içinde arka arkaya 2 gün hap alınması unutulursa takip eden iki gün ikişer tane hap alınır ve 7 gün prezervatif gibi ek bir doğum kontrol yönteminin kullanılması önerilir.

Eğer ilacın üçüncü haftasında iki hap veya herhangi bir zamanda ikiden fazla hap kullanılmazsa yeni paket ilaca başlanmalı ve bir hafta boyunca ek bir doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır.

Doğum kontrol hapı kullanılmasının faydaları nelerdir?

Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda kürtaj ve cerrahi sterilizasyona gerek kalmaz. Rahim ve yumurtalık kanseri daha az görülür ve dış gebelik riski azalır. Adet kanamaları düzenli ve daha az ağrılıdır. Adet kanamaları azalır ve anemi (kansızlık) daha az görülür. Yumurtalık kanallarının iltihabı, endometriozis (karın içine kanamalar yapan bir kadın hastalığı), yumurtalık kistleri, iyi huylu meme hastalıkları, damar sertliği ve eklem romatizmasına daha az görülür ve kemik yoğunluğu artar.

Doğum kontrol haplarının tedavide kullanıldığı durumlar var mıdır?

Adet dışı düzensiz kanamalar ve adet düzensizlikleri, adet ve yumurtlama ağrısı, sivilce ve aşırı tüylenme, hormon eksikliğine bağlı adet görememe, adet öncesi gerginlik sendromu, yumurtalık kistlerinin tedavisi ve endometriozisden korunma amacı ile doğum kontrol hapları kullanılabilir.

İlişki Sonrası Doğum Kontrolü

Acil doğum kontrolü ne demektir?

Doğum kontrolü olmadan gerçekleşen cinsel ilişkiyi takiben uygulanan doğum kontrol yöntemidir. Cinsel ilişki sonrası ilk 72 saat içinde yüksek doz kombine doğum kontrol hapları veya yüksek doz progestin içeren hapların alınması ile gebeliğin gerçekleşmesi önlenir. İlacın ikinci dozu ilişki sonrası alınan ilk dozdan 12 saat sonra alınmalıdır.

İlişki sonrası kullanılan doğum kontrol haplarının avantajları nelerdir?

İlişki sonrası kullanılan doğum kontrol hapları güvenilir, etkili ve kullanımı kolay olan ilaçlardır. Adet siklusunun herhangi bir döneminde kullanılabilen bu haplar kolaylıkla elde edilebilir. Acil doğum kontrolü düşüğe neden olmaz ve mevcut gebeliğe zarar vermez.

Acil doğum kontrolü için kullanılan hapların yan etkileri nelerdir?

Bu hapları kullanan kadınlarda bulantı, kusma, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk ve göğüslerde gerginlik görülebilir.

Hormon İmplantları ve Enjeksiyonları

Hormon implantları (norplant) nelerdir?

Hormon implantları derinin altına yerleştirilen yumuşak kapsüllerdir. İmplantlar progesteron hormonu salarak yumurtlamayı önler ve beş yıl boyunca koruma sağlar. Doğum kontrol hapları kullanması sakıncalı olan kadınlarda implantları da kullanmaması gerekir. İmplantları kullanırken yıllık jinekolojik muayene, Pap smear testi ve meme muayenesi yapılmalıdır.

Norplant’ın avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Norplant güvenilir, etkin, devamlı ve çok fazla uğraş gerektirmeyen bir doğum kontrol yöntemidir. İstenildiği anda vazgeçilebilir ve doğumdan hemen sonra yerleştirilebilir. Bütün bu avantajların yanında Norplant, vakaların %80’inde ilk yıl içinde adetlerin kesilmesine neden olur. Norplant’ın yerleştirilmesi ve çıkartılması için cerrahi bir işlem gerekir. Bu, yöntemin maliyetini artırmanın yanında enfeksiyon, kanama ve allerjik reaksiyon gibi cerrahi riskler taşır. Bazı bayanlar Norplant’ın cilt altından belli olmasından rahatsız olabilir.

Hormon enjeksiyonları nelerdir?

Ayda bir veya üç ayda bir uygulanan ve progesteron hormonu içeren hormon enjeksiyonları uzun etkili korunma sağlayan doğum kontrol yöntemidir. Bir yıldan daha uzun süre kullanıldığında adetlerin kesilmesine neden olabilen hormon enjeksiyonları ileride çocuk sahibi olmayı düşünen kadınlara önerilmez. Doğum kontrol haplarını kullanması sakıncalı olan kadınların bu enjeksiyonları da kullanmamaları gerekir.

Hormon enjeksiyonlarının avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Hormon enjeksiyonları kullanımı kolay, güvenilir, etkin ve östrojen hormonuna bağlı yan etkilerin görülmediği doğum kontrol yöntemidir. Bu enjeksiyonlar, adet düzensizliklerine, kilo alınmasına ve psikolojik gerginliğe yol açabilir. İstenildiğinde bırakılamaması da bu yöntemin bir diğer dezavantajıdır.

Rahim İçi Araç

Rahim içi araç (spiral) gebeliği nasıl önlerler?

Değişik şekillerde ve boyutlardaki rahim içi araçlar saf plastik veya bakırlı olabilir. Spiralin son yıllarda hormon salan tipleri de üretilmiştir. Spiral rahim içinde yabancı bir cisim gibi reaksiyon oluşturur. Bu reaksiyon sonucunda rahim içinde spermleri öldüren bir ortam oluşur. Böyle bir ortam aynı zamanda tüplerin içini de etkileyerek yumurtanın döllenmesini engeller. Döllenme gerçekleşse bile rahim içindeki ortam döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engelleyerek gebeliği önler. Koruyuculuk oranı %97-99 dur.

Hormonlu rahim içi araç kullanılmasının ek avantajları nelerdir?

Hormonlu rahim içi araçlar rahim ağzı salgısını yoğunlaştırarak, tüplerin hareketliliğini azaltarak ve sperm yumurta ilişkisini bozarak ek bir koruma sağlar. Son yıllarda üretilen gestagen hormonu içeren tipleri progesteron hormonu içeren tiplerine (1 yıl) göre daha uzun süre (5 yıl) kullanılabilir. Bu tip rahim içi araçlarda kilo alma, baş ağrısı, uzun süren ve ağrılı kanama gibi yakınmalar en aza indirilmiştir.

Rahim içi araç nasıl uygulanır, nelere dikkat edilmelidir?

Rahim içi araç adetin 3.- 4. günü rahme yerleştirilir. Birkaç dakika süren bu işlem sırasında nadiren ağrı hissedilir. Jinekolojik muayeneyi takiben rahim ağzı bir solüsyon ile temizlenerek dezenfekte edilir. Rahim ağzı bir aletle sabitleştirilerek spiral rahim kanalından içeri yerleştirilir. Enfeksiyon gelişmesini engellemek için antibiyotik kullanılabilir. Eğer genital organlarda enfeksiyon varsa spiral enfeksiyon tedavi edildikten sonra takılmalıdır.

Rahim içi aracın avantajları nelerdir?

Rahim içi araç takıldığı andan itibaren gebeliği önler ve sekiz yıla kadar koruma sağlar. İstendiğinde hemen çıkartılabilen rahim içi araçlar yenisi ile değiştirilebilir, çıkartıldıktan hemen sonra gebe kalınabilir. Rahim içi araçlar cinsel ilişkiyi ve emzirmeyi etkilemez, ekonomiktir ve yan etkisi azdır.

Rahim içi aracın dezavantajları nelerdir?

Rahim içi araç kullananlarda kasık ağrısı, vajinal akıntı, ara kanamalar görülebilir. Adet kanamalarının miktarı artar ve kanama uzun sürebilir. Uygulaması ve çıkartılması ağrılı olabilir. Cinsel temas yoluyla bulaşan enfeksiyonları önlemez. Üreme organlarında enfeksiyon görülme sıklığı artar.

Rahim içi araç ne zaman çıkartılmalıdır?

Yakınmalar artarsa, üreme organlarında tekrarlayan enfeksiyonlar görülürse, rahim içi araç yer değiştirirse veya rahim ağzında kanser şüphesi varsa rahim içi araç çıkartılmalıdır.

Rahim içi aracın iplerini hissedebilir miyim?

Rahim içi aracın ipleri rahim ağzından dışarı doğru uzanır, bu ipleri dokunarak kontrol edebilirsiniz.

Bariyer Metotları

Bariyer metotları nedir?Bariyer metotları spermin rahim içine girmesini engelleyen yöntemlerdir. Bazı çiftler diyafram, prezervatif gibi bariyer yöntemlerini kullanmayı tercih eder. Doğru uygulandığında bariyer metotları %96-97 oranında koruma sağlar.Diyafram nasıl kullanılır?Lateksten oluşan diyafram, ilişkiden 1 saat önce rahim ağzını kapatacak şekilde yerleştirilmelidir. Spermisid olarak adlandırılan sperm öldürücü kimyasallar ile muamele edilen diyafram tiplerinin koruyuculuğu daha fazladır. En büyük problem diyaframın bir uzman yerine kadının kendisi tarafından yerleştirilmesidir, istenmeyen gebelikler çoğunlukla yanlış yerleştirmeye bağlı olarak gerçekleşir.Prezervatif ile korunma nasıl sağlanır?Prezervatif erkeklerin kullandığı, ilişki sırasında penise geçirilen ince lastik bir kılıftır. Meninin vajinayla temasını önler. Bazı prezervatifler sperm öldürücü kimyasallar ile muamele edilmiştir. Koruyuculuğu %97’e ulaşan prezervatif ilişki sonrasında kontrol edilmelidir. Yırtılma veya çıkma söz konusu olduğunda ek bir doğum kontrol yöntemi için hekime baş vurulmalıdır.Prezervatifin avantajları ve dezavantajları nelerdir?Kullanımı kolay, ucuz ve güvenilir olan prezervatif en önemli avantajı cinsel temas yolu ile bulaşan enfeksiyonlara karşı korunma sağlamasıdır. Prezervatif kullanımının bilinen tek yan etkisi bazı kadınlarda oluşan hafif alerjik reaksiyonlardır. Kauçuk, pudra veya kayganlaştırıcı maddelere karşı alerjik reaksiyon görülebilir. Hiç çocuğu olmayan çiftlerin uygulayabileceği güvenilir bir yöntemdir.Spermisidler (sperm öldürücüler) nelerdir?Her ilişkiden önce vajinaya uygulanan spermisidlerin jel, krem, granül, köpük, ovül ve tablet formları vardır. Çok güvenilir olmayan bu ürünler diğer yöntemlerin etkisini arttırmak için kullanılır.

Takvim Yöntemi

Takvim yöntemi nasıl uygulanır?

Güvenilir olmamasına ve önerilmemesine rağmen en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Gebe kalma olasılığının bulunduğu günlerde cinsel ilişkiye girmekten kaçınarak uygulanan bir yöntemdir. Adet siklusları çok düzenli olan kadınlarda bir adet siklusunda ovulasyondan (yumurtlamadan) önceki ve sonraki yedi gün risklidir. Yumurtlama iki adet kanamasının tam ortasında 13-15. günlerde gerçekleşir. Düzenli adet siklusları olan bir kadın adet kanamasının başlangıcından itibaren 6-22 günler arasında toplam 16 günü riskli kabul edebilir.

Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği nasıl anlaşılır?

Vücut sıcaklığını ölçmek, rahim ağzı salgısındaki değişiklikler, vücuttaki hormonal dalgalanmayı gösteren testler ve ovulasyon ağrısı ile ovulasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılabilir. Fakat ovulasyon gününü belirleyerek o günlerde cinsel ilişki de bulunulmaması güvenilir bir yöntem değildir.

Sterilizasyon Yöntemleri

Sterilizasyon (kısırlaştırma) yöntemleri nelerdir?

Kadında üreme kanallarının (fallop tüpleri), erkekte ise sperm kanalının bağlanmasıdır. Gelişmiş toplumlarda çiftlerin yaklaşık %24’ü doğum kontrol yöntemi olarak cerrahi sterilizasyonu seçmektedir. Düşünülenin aksine çoğunlukla geri dönüşü mümkün olan bir yöntemdir. Geri dönüş ameliyatları başarılı olmayan vakalar çocuk sahibi olmak istediklerinde, tüp bebek veya mikroenjeksiyon tedavisi ile bebek sahibi olabilir.

Kadınlarda tüplerin bağlanması nasıl gerçekleştirilir?

Günümüzde bu işlem çoğunlukla laparoskopik (kansız-bıçaksız ameliyat) olarak gerçekleştirilir. İşlem yaklaşık 20 dakika sürer ve hasta aynı gün evine dönebilir. Laparoskopi karın içi organların direk görüntülenmesine imkan verdiğinden mevcut bazı hastalıkların da aynı zamanda teşhis ve tedavisine olanak sağlar. Tüplerin bağlanmasının cinsel yaşam ve adet siklusları üzerinde hiçbir yan etkisi yoktur. Koruma etkisi hemen başlar ve güvenilirliği %99.8 dir. Genellikle 35 yaşın üzerinde ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmuş kadınlara önerilen cerrahi sterilizasyon çiftin birlikte onayı alındıktan sonra yapılır.

Erkeklerde kısırlaştırma nasıl yapılır?

Vazektomi olarak adlandırılan ve sperm kanalının bağlandığı sterilizasyon (kısırlaştırma) işlemi kadında tüplerin bağlanmasına göre daha güvenilir (%99.9), daha kolay ve daha ekonomik bir yöntemdir. Lokal anestezi altında ürolog tarafından yapılan bu işlem 10-15 dakika sürer ve komplikasyon oranı çok düşüktür. Vazektominin erkek cinsel sağlığı üzerine herhangi bir olumsuzluk etkisi yoktur.

Doğum Sonrası Korunma Yöntemleri

Emziren kadınların gebe kalmadığı düşüncesi doğru mudur?

Emziren kadınlarda süt hormonu olarak bilinen prolaktin düzeyi yükselir. Bu hormon ovulasyonu (yumurtlamayı) baskılayarak doğum kontrolünü sağlar ve yeni doğum yapmış anneyi gebelikten korur. Emzirme süreklilik kazanmadığında veya emzirmeye rağmen kan prolaktin düzeyi düştüğünde yumurtlama ve gebelik gerçekleşir. Emzirmenin koruyuculuğuna güvenilmez ve doğum kontrol yöntemi olarak önerilmez.

Doğum sonrası hangi doğum kontrol yöntemi kullanılmalıdır?

Bebeğini emzirmeyen anneler doğum kontrol hapı kullanabilir.
- Bebeğini emziren anneler düşük doz progestin içeren doğum kontrol hapları kullanabilir.
- Rahim içi araç doğumdan 3 ay sonra takılabilir.
- Prezervatif lohusalık döneminden sonra ilk cinsel ilişkiden itibaren kullanılabilir.
- Daha fazla çocuk istemeyen çiftler cerrahi sterilizasyon yöntemlerini tercih edebilir.

Enfeksiyonlar

Cinsel temas yoluyla veya bozuk hijyenik koşullardan dolayı bulaşan birçok enfeksiyon düşük ve infertilite (kısırlık) nedeni olabilir. Jinekolog tarafından vajina ve rahim ağzından alınan örneklerden yapılan mikrobiyolojik inceleme ve kanda yapılacak serolojik testler ile tanı konarak uygun antibiyotik tedavisi önerilir. Düşüğe neden olabileceği düşünülen belli başlı enfeksiyonlar;

Sifiliz; Halk arasında frengi olarak bilinen bu enfeksiyon günümüzde eskisi kadar sık görülmemektedir. Bu enfeksiyon gebelik sırasında geçirildiğinde düşük ve anomalili doğumlara neden olur.

Mikoplazma ve Üreoplazma Enfeksiyonları;
Bu mikroorganizmalar genellikle asemptomatik yani herhangi bir bulgu vermeden seyreder, rahmin iç tabakasına yerleşerek kronik enfeksiyona ve düşüklere neden olur. Mikoplazma ve Üreoplazma enfeksiyonları aynı zamanda infertiliteye de yol açar. Rahim ağzından alınan örneklerin mikrobiyolojik incelemesi sonucu enfeksiyonun tanısı konur ve tedavi edilir.

Klamidya Enfeksiyonları; Cinsel temas yolu ile geçen hastalıkların en sık görülen ve en önemli olanlarından birisidir. Klamidya enfeksiyonları kokusuz ve sarı renkli akıntı, adet sikluslarının ortasında kanama, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabileceği gibi hiçbir bulgu vermeden ilerleyerek tüplerde tıkanıklık ve yapışıklıklar oluşturarak infertiliteye ve düşüklere de yol açabilir. Tekrarlayan düşük yapmış olan kadınlar ve çocuğu olmayan çiftler klamidya enfeksiyonu yönünden incelenmelidir.

Listeria Enfeksiyonu; Bu mikroorganizma pastörize edilmemiş süt, süt ürünleri ve iyi pişmemiş etten bulaşarak soğuk algınlığı benzeri yakınmalara yol açar. Gebelik sırasında geçirilen listeria enfeksiyonu düşük, erken doğum ve doğumsal anomalilere yol açar.

Malarya; Halk arasında sıtma olarak bilinen paraziter hastalık yüksek ateşe ve dolaşım bozuklarına neden olarak düşüklere yol açar.

Toksoplazmozis; Toksoplazma gondii adı verilen parazitin yol açtığı enfeksiyon gebelik sırasında alınırsa düşüklere, anomalili veya ölü doğumlara neden olur. Bu enfeksiyon vakaların %80-90′ında herhangi bir bulgu vermeden seyreder. Nadiren ateş, yorgunluk, lenf bezlerinde şişme, döküntü ve gözün retina tabakasında iltihaplanmaya yol açan parazit çiğ et ve kedi dışkısı ile bulaşır. Gebelik sırasında yapılan testler ile enfeksiyonun varlığı tespit edilir. Gebe kadınların kedi dışkısı ile temas etmemeleri, çiğ et yemekten ve ellemekten kaçınmaları gerekir.

Herpes Simpleks Virüs Enfeksiyonları; Uçuk virüsü olarak bilinen bu virus genital organlarda ağrılı ülserler oluşturur. Ateş, kas ağrıları ve yorgunluk da tabloya eşlik edebilir. Cinsel ilişki ile bulaşan enfeksiyon sık sık tekrarlama eğilimindedir. Tekrarlayan enfeksiyonlar daha hafif seyreder. Adet kanamasından 5-10 gün önce enfeksiyon başlar. Kronik bir enfeksiyon olan herpesin kesin tedavisi yoktur, tedavi semptomatik yani virüsün yol açtığı rahatsızlıkların giderilmesini ve oluşan ülserlerin çabuk iyileşmesini amaçlar.

Gebelikte sırasında geçirilen herpes enfeksiyonları çok önemlidir. Gebeliğin erken döneminde ilk kez herpes enfeksiyonu geçirilirse düşüğe neden olur. Herpes enfeksiyonları yeni doğan bebeklerde yaygın herpes enfeksiyonuna ve ensefalite (beyin iltihabına) neden olur. Aktif herpes enfeksiyonu olan gebeler sezaryen ile doğum yapmalıdır.

Rubella (Kızamıkçık) enfeksiyonu; Gebeliğin ilk döneminde alınan bu virüs plasentaya (bebeğin eşine) geçerek hem bebek hem de plasentada enfeksiyona neden olarak düşüklere yol açar.

Sitomegalo Virüs (CMV) enfeksiyonu; Gebeliğin ilk 3 ayında geçirilen CMV enfeksiyonlarının düşüklere yol açtığına dair bazı çalışmalar vardır.

Parvo Virüs B19 enfeksiyonu; Gebeliğin ilk 20 haftasında geçirilen Parvo virüs enfeksiyonu düşüklere yol açabilir.

Varisella Zoster (Suçiçeği) Enfeksiyonu; İlk 8 haftada geçirilen varisella enfeksiyonu gebeliğin düşükle sonlanmasına yol açar. Gebeliğin daha sonraki dönemlerinde geçirilen enfeksiyonlar bebekte anomalilere yol açabilir.

Bakteriyal Vajinoz; Bakterilerin yol açtığı vajinal enfeksiyonlar üreme çağındaki kadınlarda sık görülür. Bu enfeksiyonlar tedavi edilmediğinde düşük ve erken doğuma neden olur. Vajinal enfeksiyonlar sırasında açığa çıkan tümör nekroz faktörü gibi kimyasal maddeler damarların büzüşmesine ve döllenen embryonun beslenmesinin bozulmasına neden olarak gebeliğin düşükle sonlanmasına yol açar.

İkinci trimesterde görülen düşükler ve enfeksiyon; Gebeliğin ikinci üç aylık döneminde meydana gelen düşüklerin bir kısmından enfeksiyonlar sorumludur. Birçok bakteri ve virüs vajinal yoldan yukarı doğru ilerleyerek rahim içinde ve zarlarda enfeksiyona yol açar. Koriyoamniyonit olarak adlandırılan bu durum gebeliğin kaybına neden olur. Bazı mikroorganizmalar kan yolu ile rahme ve plasentaya ulaşarak enfeksiyonlara yol açar. Genital organlarda yerleşerek enfeksiyonlara yol açan mikroorganizmalar prostoglandin ve interlökin olarak adlandırılan maddelerin fazla miktarda salınmasına yol açar. Bu maddeler düşük ve erken doğum eylemini başlatır.

Myom nedir?

 

Myomlar rahim ve rahim ağzında görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Myomlar rahimde, myometrium adı verilen kas tabakasında bulunan düz kas hücrelerinin anormal büyümesi ile oluşur. Çoğu zaman birden fazla sayıda myom gelişir.

Myom ne sıklıkta ve kimlerde görülür?

 

Myomlar her dört kadından birinde görülür. Genellikle 30-40 yaşlarında görülen myomlar, menapoz sonrasında küçülür. Kırk yaşın üzerindeki kadınların %40’ında myom vardır ve myomu olan kadınların yaklaşık %75’i myomunun olduğunu farkında değildir.

Myom neden oluşur?

 

Artmış Östrojen Düzeyi; myomların kesin nedeni bilinmemekle beraber östrojenin (kadınlık hormonu) myomların büyümesine yol açtığı düşünülmektedir. Gebelik sırasında salınanöstrojen miktarı arttığından bu dömemde büyür.Menopoz döneminde ise östrojen düzeyi azalır ve myomlar küçülür.
- Kalıtım; ailesinde özellikle annesi, kız kardeşi veya anneannesinde myom olan kişilerde myom gelişme olasılığı fazladır.

Myomlar ne hızda büyür?

Genellikle çok yavaş büyüyen myomlar gebelik dömeminde ve östrojen içeren hormon tedavisi gören kadınlarda hızlı büyür.

Doğum kontrol hapları myomlara neden olur mu?

Eskiden doğum kontrol haplarının, östrojen ve progesteron içerdiği için myomlara neden oldukları düşünülmekteydi. Fakat yapılan çalışmalarda myom oluşma riski açısından doğum kontrol hapları kullanan ve kullanmayan kadınlar arasında hiçbir fark bulunamadı.

Myomların değişik tipleri var mıdır?

 

Myomlar genellikle rahimde, nadiren de rahim ağzında görülür. Myomlar rahimde yerleşmiş oldukları tabakaya göre tiplere ayrılır;

Subseröz myomlar: rahmin dış tabakasında yerleşmiş

İntramural myomlar: rahmin orta tabakasında yerleşmiş

Submüköz myomlar: rahmin iç tabakasında yerleşmiş

Saplı myomlar: rahim dışına doğru büyüyen

Parazitik myomlar: karın içinde rahim dışında yerleşmiş myomlardır.

Myomların bulguları nelerdir?

Birçok myom hiçbir bulgu vermez. Myomların yol açtığı yakınmalar, myomların büyüklüğü, yerleşim yeri ve sayısına göre değişir. Myomların en sık yol açtığı yakınmalar;

Kasık ve karın ağrısı
- Kasıkta ve karında dolgunluk ve basınç hissi
Cinsel ilişki sırasında ağrı
Fazla ve uzun süren menstruasyon (adet kanaması); büyük myomlar rahim içinde menstruasyon ile dökülen yüzeyi arttırarak bu yakınmaya yol açar.
Ara kanamalar, myomların endometriuma (rahmin iç tabakasına) bası yapmasından dolayı menstrual kanamalar arasında anormal kanamalar görülür.
Baskıya bağlı yakınmalar, büyük myomlar mesane (idrar torbası), üreter (idrar kanalı) ve rektum (kalın barsağın son kısmı) gibi organlara bası yaparak çeşitli yakınmalara neden olur. Azalan mesane kapasitesine bağlı olarak sık sık idrara gitme ihtiyacı hissedilir. Eğer myoma bağlı bası düzeltilmezse böbrekler zarar görebilir. Rahmin alt bölgesindeki myomlar kalın barsaklar ve rektuma bası yapar. Buna bağlı barsak hareketleri güçleşir, kabızlık ve hemoroidler (basur) oluşabilir.

Myomların bulguları nelerdir?

Birçok myom hiçbir bulgu vermez. Myomların yol açtığı yakınmalar, myomların büyüklüğü, yerleşim yeri ve sayısına göre değişir. Myomların en sık yol açtığı yakınmalar;

Myomlar ani ağrıya neden olabilir mi?

Myomlar büyüyebilmek için kanlanmaya ve oksijene ihtiyaç duyar. Ani büyüyen myomlar iyi kanlanamadığı ve oksijen ihtiyacı karşılanamadığında hücre ölümü gerçekleşir ve myomlar dejenere olur. Bu sırada ortaya çıkan kimyasallar ağrıya neden olur.

Myomlar infertiliteye neden olur mu?

Rahim içinde bulunan myomlar infertiliteye (kısırlığa) neden olabilir. Çocuk sahibi olamayan vakaların % 2-3 ünde infertilite nedeni myomlardır. Myomlar endometriumda değişikliklere neden olarak döllenen yumurtanın rahme tutunmasını engelleyebilir. Bunun ötesinde Fallop tüplerine (yumurtalık kanallarına) bası yaparak spermin yumurtaya erişmesini ve döllenmeyi engeller. Myomlar çıkartıldıktan sonra elde edilen gebelik oranları, hasta yaşı ve gebeliğe engel olan diğer nedenlerin bulunmasına bağlı olmakla beraber genellikle yüksektir.

Myomlar düşüğe neden olur mu?

Myomu olan kadınlarda düşük görülme ihtimali %40 gibi yüksek oranlara ulaşabilir. Endometrial doku ve rahmin kanlanmasındaki bozukluklar erken dönemde düşüklere neden olabilir. Gebelik döneminde artan östrojenin etkisi ile myomlar büyür, rahimdeki yerleşim ve büyüklüklerine göre bebeğin ve plasentanın (bebeğin eşi) gelişmesini engelleyerek düşüklere yol açar. Myomlar gebeliğin ilerleyen dönemlerinde de erken doğuma yol açabilir. Myomların cerrahi ile çıkartılmasından sonra myoma bağlı düşük yapan hastaların %80′i sağlıklı çocuk sahibi olabilir.

Myom varlığında doğum şekli sezaryen mi olmalı?

Myom, nadiren gebelik sırasında rahim ağzına yakın bölgeye doğru büyüyerek bebeğin normal doğum sırasında geçişini engelleyebilir. Bu durum gebelikte bebeğin gelişimini olumsuz etkilemez ve ultrason ile doğumdan önce teşhis edilir. Bu gebelerde sezaryen ile doğum kaçınılmazdır. Sezaryen sırasında myomun çıkartılması aşırı kanama riskinden dolayı önerilmez.

Myom ameliyatlarından sonra doğum şekli nasıl olmalıdır?

Ameliyatla rahim duvarının tüm kalınlığını kaplayan bir myom çıkartıldıysa veya ameliyat sonrası rahimdeki yara iyileşmesi kesin değilse takip eden doğumun sezaryen ile yapılması önerilir.

Myomlar kanserleşebilir mi?

Myomu olan hastalarda kanser gelişme riski (1/10000) onbinde birdir. Özellikle menapozdan sonra myomlarda ani büyüme görülmesi kanser şüphesini doğurur. Böyle durumlarda rahim çıkartılmalıdır.

Hızlı büyüyen myomlar kanser anlamına gelir mi?

Myomlar genel olarak iyi huylu tümörlerdir. Leiomyosarkom olarak adlandırılan kötü huylu myomlar oldukça nadir görülür. Ameliyat edilen her bin myom vakasının sadece ikisi leiomyosarkom olarak teşhis edilir. Leiomyosarkomlar çoğun-lukla 50-60 yaşları arasındaki kadınlarda görülür.

Hızlı büyüyen myomlar üç-altı aylık aralıklarla kontrol edilmeli ve yakınmalara neden olduğunda ameliyat ile çıkartılmalıdır. Menapoz sonrası saptanan ve hızlı büyüyen myomlar mutlaka çıkartılmalıdır.

Myom ve kist arasındaki fark nedir?       

Myom düz kas hücrelerinin bir araya geldiği çoğunlukla rahmin içinde veya çevresinde bulunan katı tümörlerdir. Kist ise yumurtalık içinde içi su dolu keselerdir. Her ikisi de iyi huyludur.

Myomların tanısı nasıl konur?

 

Basit jinekolojik muayene ile myomların tanısı konulabilir. Myomlar erken dönemdeki gebelik, yumurtalık ve barsak tümörleri ile karışabildiğinden hastalara mutlaka detaylı inceleme yapılmalıdır. Myomların tanısında aşağıdaki yöntemler kullanılır;

Ultrason yüksek frekanstaki ses dalgalarını kullanarak üreme organlarının görüntülenmesini sağlar. Myomlar 1 cm’den küçük veya çok büyük ise ultrason ile inceleme sağlıklı sonuç vermeyebilir.

- Bilgisayarlı Tomografi ile rahmin üç boyutlu görüntüsü elde edilir, myomların tanısında bu yönteme genellikle gerek duyulmaz.

- Magnetik Rezonans myomların tanısında nadiren başvurulan bir yöntemdir.Bu işlem myomun büyüklüğü ve yeri hakkında fikir verir.

- Histerosalpingografi (HSG-rahim filmi) adı verilen inceleme ile rahim ve fallop tüplerine özel bir boya verilerek bu yapılar değerlendirilir. Rahim ve tüplerdeki anormalliklerin tanısına imkan veren bu yöntem ile myomlarında tanısı konur.

- Diagnostik Histeroskopi incelemesinde histeroskop olarak adlandırılan teleskopik bir cihaz ile rahim içi değerlendirilir. Lokal anestezi altında uygulanabilen bu yöntem ile aynı zamanda myomlar çıkartılabilir.

- Diagnostik Laparoskopi ile myomların tanısı konur ve tedavisi yapılabilir. Laparoskop olarak adlandırılan teleskopik bir cihaz ile karından girilerek üreme organları değerlendirilir. Genel anestezi altında yapılan işlem esnasında histeroskopi de uygulanabilir.

Myomlar nasıl tedavi edilir?

 

Düzenli Takip; tüm myomların cerrahi ile çıkarılmasına gerek yoktur. Ağrı, basınç hissi, düzensiz ve aşırı kanama yakınmaları olmayan hastaların düzenli kontrolleri yapılarak myom boyutları takip edilir. İleride gebelik düşünen hastalar veya menopoza girecek hastalar bu şekilde takip edilir.

Cerrahi; yakınmalara yol açan ve hızla büyüyen myomlar cerrahi olarak çıkartılmalıdır. Rahim bırakılarak sadece myomların çıkartıldığı ameliyatlara myomektomi denir. Myomun yeri ve büyüklüğü cerrahi işlemin tipini belirler.

Cerrahi Histeroskopi; rahimde yerleşen myomlar cerrahi histeroskopi ile çıkartılabilir. Rahme yerleştirilen histeroskop ile sadece rahim içinde bulunan myomlar çıkartılabilir. İşlem basittir ve komplikasyon nadir görülür.

Cerrahi Laparoskopi; cerrahi laparoskopi rahmin dış duvarında yerleşen myomların çıkartılması için uygulanabilir. İnce bir kesiden laporoskop ile karın içine girilir ve myomlar çıkartılır. Hastalar genellikle bir, iki gün içinde iyileşir.

Laparatomi; myomlar çok büyük veya çok sayıda ise diğer yöntemlere göre daha büyük bir girişim olan laparatomi uygulanabilir. Hastanın cerrahiden sonra iyileşmesi dört ila altı haftayı bulur. Laparotomi geçiren hastalar ileride doğum yaparlarsa sezaryen yapılması gerekebilir.
Myomektomi sırasında dikkat edilmesi gerekenler;
kanamanın minimal düzeyde olması ve ileride infertiliteye yol açabilecek yapışıklıkların oluşmamasıdır. Myomektomi sonrasında bazı hastalarda tekrar myom oluşabilir ve ilerki yıllarda histerektomi yapılması gerekebilir.

Myom nedeni ile rahmin alınması gerekir mi?

Hızla büyüyen ve yakınmalara yol açan myomları olan ve ileride gebelik düşünmeyen hastalara histerektomi yapılabilir.

Myomların ilaçla tedavisi mümkün müdür?

GnRH analogları (GnRH-a) olarak adlandırılan hormonlar östrojen ve progesteron üretimini tamamen durdurarak hastayı menapoz tablosuna sokar. Bu durum myomların küçülmesine neden olur. Üç aylık bir tedaviden sonra bir çok myomun boyutları küçülür. GnRH analogları altı aydan daha uzun süre kullanıldığında menopozda görülen sıcak basması, vajinal kuruluk gibi yakınmalara ve osteoporoza (kemik erimesi) neden olur. İlaç bırakıldığında ise küçülen myomlar tekrar eski boyutlarına ulaşır. Bu nedenle bu ilaçlar çoğunlukla ameliyata hazırlık amacı ile kullanılır, ilaçlarla myomların küçültülmesi ameliyatı kolaylaştırır ve kan kaybını azaltır.

Myom tedavisinde progesteron hormonu kullanılabilir mi?

Progesteron myom tedavisinde kullanılan ilk ilaçlardan biridir. Östrojenin vücuttaki etkilerini dengeleyen bir hormon olan progesteron, östrojen etkisi ile büyüdüğü bilinen myomların tedavisinde kullanılmıştır. Progesteronun kullanıldığı vakalarda düşünülenin aksine progesteronun da myomları büyüttüğü görülmüştür. Günümüzde myomların tedavisinde progesteronun yeri yoktur.

Myomlar dondurularak tedavi edilebilir mi?

Myom üzerine özel bir prob ile ulaşılarak -196 C soğukluktaki bir sıvı nitrojen kaynağı ile myomlar dondurulabiliyor ve canlılıklarına son verilerek küçülmeleri sağlanıyor. Bu konuda yapılan çalışmalar halen devam etmektedir.

Uterin arter embolizasyonu nedir, riskleri nelerdir?

Bu tedavi myom ameliyatlarına alternatif bir tedavidir. Rahmi besleyen damarlardaki kan akımı engellenerek myomların küçülmesi sağlanır. Bu metodun üreme sağlığına olan etkisi tartışmalıdır.

Myomlar için cerrahi müdahale ne zaman kaçınılmazdır?

Cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğu üç temel durum vardır. Bunlar myomun kontrol edilemeyen kanamalara ve idrar yollarına bası nedeni ile böbrek hasarına neden olması ile kanser şüphesinin olduğu vakalardır.

Myomlar vücudun başka kısımlarına doğru hareket eder mi?

Myomlar çoğunlukla direkt olarak rahmin içine veya dışına doğru büyürler. Vücudun başka bölümüne hareket etmezler. Paraziter myom olarak adlandırılan tipler ise rahme ince bir bağ ile bağlıdır, bazen bu bağ kopar ve myom karın içinde serbest olarak hareket edebilir.

Myomun rahim ağzından vajinaya doğru büyümesi mümkün müdür?

Çok nadir olmakla birlikte myomun rahimden orijin alarak rahim ağzından dışarı doğru büyümesi mümkündür. Bu durumda rahim korunarak cerrahi işlem ile myomun çıkartılır

Büyük myomlar cerrahi olarak nasıl çıkartılır?

Cerrahi yaklaşım myomun büyüklüğüne, yerleşimine ve cerrahın tercihine bağlıdır. Ameliyat sonrası iyileşme yine bu bahsedilen parametrelere bağlı olarak değişir. Günümüzde çoğunlukla myomlar laparoskopik ve histeroskopik ameliyatlar (kansız, bıçaksız ameliyatlar) ile çıkartılmaktadır. Böylelikle hastanın hem ameliyat, hem de ameliyat sonrası hastanede kalış ve günlük yaşantısına geri dönüş süresi kısalmakta, fiziksel stresi azalmaktadır.

 

Myomlar ve Kısırlık

 

- Myomlar rahim içini döşeyen tabakanın gelişmesini engeller. Endometrial dokunun gelişememesi implantasyonu yani embryonun rahme tutunmasını zorlaştırarak gebeliği önler ve düşüklere neden olur.

- Myom çok büyük boyutlara ulaştığında yumurtalık kanallarının içindeki hareketide zorlaştırarak dış gebeliğe neden olabilir.

- Serviksin (rahim ağzının) pozisyonunu bozarak spermin ilerlemesini ve döllenmeyi engelleyerek gebeliği önler.

- Rahimde şekil bozukluklarına yol açarak implantasyonu engeller.

- Gebelik sırasında artan östrojen düzeyleri küçük myomların büyümesine yol açarak düşüklere ve erken doğuma yol açabilir.

Myomların üreme sağlığına zarar vermemeleri için erken teşhis ve tedavileri çok önemlidir. Myomların boyutuna göre tedavi şekli belirlenir. Son zamanlarda geliştirilen embolizasyon gibi tedavi yöntemleri oluşturabilecekleri nedbe dokusu yüzünden çocuğu olmayan kadınlara önerilmez.

 

 

 

 

 

Menopoz

Menopoz nedir?

Menopoz menstrual kanamaların (adet kanamalarının) sonlanmasıdır. Adet kanaması ve siklusların bir yıl süresince olmaması menopoz olarak değerlendirilir. Menopoz kadının üreme döneminin sona ermesidir. Menopoz terimi 1812’de Fransız jinekolog Gardanne’nin hayatın değişmesini anlatan bir monografından gelmektedir, bu monografta Gardanne Latince ay ve son kelimelerini birleştirerek menopozu oluşturmuştur. Menopoz teknik olarak kadının eon adet kanaması anlamına gelir.

Menopoz ne zaman gerçekleşir?

Menopoz genellikle 45-55 yaşları arasında gerçekleşir. Menopozun gerçekleştiği bu on yıllık dönem klimakterium olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı 51 olmasına rağmen menopoz 35-58 yaşları arasında görülebilir. Menopoz sonrası yıllara yayılan dönem postmenopoz olarak adlandırılır.

Perimenopoz (premenopoz) nedir?

Perimenopoz veya premenopoz olarak adlandırılan dönem kırklı yaşlarda başlar ve 4-6 yıl devam eder. Bu dönemde adet kanamaları ve siklusları düzensizleşir. Adet siklusları uzar, kanama miktarı ve süresi değişir. Bu dönemde ateş basması, gece terlemesi, uykusuzluk, duygusal değişiklikler ve vajinal kuruluk görülebilir.

Erken menopoz nedir?

Adet kanamalarının kırk yaşından önce kesilmesi erken menopoz olarak adlandırılır. Nadir olarak görülen bu durumda yumurtalıklar fonksiyonunu sürdürmez. Erken menopozda tedavi çok önemlidir, erken menopoz vakalarında kemik erimesi problemi erken yaşlarda başlayarak geriye dönüşü olmayan ciddi kemik zayıflıklarına neden olur. Bu yaşlarda adet kanamalarının kesilmesi (amenore); ani kilo kaybı, aşırı egzersiz, stres, kürtaj veya diğer cerrahi girişimler sonrasında rahim içinde oluşan yapışıklıklara bağlı olarak da görülebilir. Amenore vakalarında östrojen hormonun azalmasına bağlı kemik kayıpları görülebileceğinden mutlaka hekime baş vurulması gerekir.

Erken Menopozun nedenleri nelerdir?

 

Otoimmün bozukluklar;
Son zamanlarda yapılan çalışmalar otoimmün bozuklukların erken menopoz vakalarının üçte ikisinden sorumlu olduğunu göstermiştir. Otoimmün hastalıklarda bağışıklık sistemi kendine ait olan bazı dokuları yabancı gibi algılayarak kendi dokularına karşı antikor üretir ve bu dokulara zarar verir. Erken menopoz vakalarında yumurtalıklara, endometriuma (rahmin içini döşeyen tabakaya) veya yumurtlamayı düzenleyen üreme hormonlarına karşı antikorlar üretilir. Bu antikorlar üreme organlarına zarar verir ve yumurtalık fonksiyonları bozulur. Otoimmün bozukluğa bağlı erken menopoz vakalarında tiroid bezinin bozuklukları, diabet (şeker hastalığı), romatizma gibi diğer otoimmün hastalıklar da görülür. Bunun yanında otoimmün hastalıkları olan kadınlarda da erken menopoz sık görülür.

- Cerrahi menopoz;
Cerrahi ile iki yumurtalığı birden çıkartılan kadınlarda erken menopoz görülür. Bu kadınlarda cerrahi sonrasında östrojen ve progesteron hormonlarının düzeyi düşer ve menopoza ait yakınmalar başlar.

- Diğer cerrahi işlemler sırasında yumurtalıkların zarar görmesi;
Rahmin alınması veya yumurtalık kistlerinin çıkartılması sırasında yumurtalıkları besleyen damarlar zarar görürse, yumurtalıklardaki foliküller dejenere olur, yumurtalık fonksiyonları bozulur ve erken menopoz başlar.

- Kanser tedavisi;
Kanser tedavisi için radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) görenlerde yumurtalıklar etkilenir ve erken menopoz görülür. Yumurtalıkların gördüğü zararın derecesini kanserin tipi, tedavinin süresi, kullanılan ilaçların tipi ve dozu, radyasyon tedavisinin uygulandığı bölge belirler. Yumurtalıklar veya üreme organlarının bulunduğu pelvik bölgeye uygulanan tedavi yumurtalıkları kalıcı olarak etkiler. Düşük dozda yapılan ve kısa süreli olan tedavilerde geçici menopoz görülebilir.

- Tamoksifen;
Meme kanseri tedavisinde kullanılan tamoksifen östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin etkisini engeller ve östrojen eksikliği erken menopoza yol açar.

- Aile öyküsü;
Ailede erken menopoza giren kadınların olması erken menopoz görülme riskini arttırır.

- Kromozomal Bozukluklar;

 

Frajil X Sendromu olarak adlandırılan sendromun görüldüğü kadınlara menopoza 6-8 yıl önce girer.
- Turner Sendromu olarak adlandırılan sendromda bir X kromozomu eksiktir. Bu kadınların birçoğu hiç adet görmez.

Viral enfeksiyonlar (Virüslerin yol açtığı enfeksiyonlar);
Bazı viral enfeksiyonların yumurtalıkları etkileyerek erken menopoza yol açtığı düşünülür.

- Yaşam tarzı;
Sigara içen kadınlarda menopoz daha erken başlar. Sigaranın östrojen düzeyinin düşmesine neden olarak erken menopoza yol açabilir. Alkol fazla alındığında östrojen düzeylerini düşürür ve adet sikluslarının düzeni bozulur. Menopoz daha erken yaşlarda başlayabilir.

- Stres;
Stres erken menopoza neden olan diğer faktörlere yardımcı olur ve erken menopozun yakınmalarını arttırabilir, fakat yalnız başına erken menopoza neden olmaz.

- Çevresel Faktörler;
Östrojene benzeyen maddeler içeren kimyasallar östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenin etkisini engeller. Bu durum adet sikluslarını engeller ve erken menopoza neden olabilir.

Geç menopoz nedir?

Bir kadın 54 yaşını geçmesine rağmen hale adet kanamaları devam ediyorsa geç menopozdan bahsedilir. Geç menopoz ailesel olabilir, bunun yanında şeker hastası olan kadınlarda da geç menopoz görülür. Menopoza geç giren kadınlarda rahim kanseri ve meme kanseri daha çok görülür.

Menopozun en sık görülen bulguları nelerdir?

Menopoz öncesi görülen en sık bulgu adet sikluslarının düzeninin bozulmasıdır. Adet sikluslarının süresi kısalabilir, uzayabilir veya adet kanamasının miktarı artabilir. Ateş basması (%75), gece terlemeleri (%68), hassasiyet, sinirlilik ve depresyon (%60) en sık görülen bulgulardır. Bunların yanı sıra sık idrara çıkma, ödem (vücutta şişkinlik) ve uykusuzluk gibi bulgular görülebilir. Vücutta östrojenin azalmasına bağlı olarak vajinada kuruluk ve cinsel istekte azalma görülür.

Ateş basmaları neden olur?

Ateş basmaları perimenopoz döneminden itibaren en sık görülen yakınmalardan biridir. Genellikle boyundan başlayan ve yüze yayılan sıcaklık hissine çarpıntı ve terleme eşlik eder. Bazı kadınlarda günde birkaç kez görülebilen bu durum diğerlerinde haftada birkaç kez görülebilir. Uykusuzluk ve stres bu yakınmanın sıklığını arttırır. Sıcak basması hipofiz bezinin azalan östrojene verdiği yanıttan kaynaklanır; ani LH salınımı ani ısı artışına neden olur.

Ateş basmaları nasıl tedavi edilir?

Ateş basmalarının hangi durumlarda daha sık olduğunu bir çizelge tutarak belirleyin. Kafein, stres, uykusuzluk ateş basması sıklığını arttırabilir. Ateş basmasını arttıran nedenlerden uzak durmaya çalışın. Sıcak basması durumunda üzerinizdekilerin bir kısmını çıkartabilecek şekilde kat kat giyinin. Yaşadığınız yeri serin tutun. Gece terlemelerini önlemek için yatak odanızı serin tutun. Stresten kaçının, diyetinize dikkat edin, acılı, yağlı yiyeceklerden ve alkollü içeceklerden kaçının. Sıcak basması sırasında bileklerinize ve yüzünüze soğuk su çarpın. Derin nefes alma egzersizleri uygulayın. Vitamin E içeren besinlerden zengin beslenin ve hormon replasman tedavisi için hekiminize danışın.

Vajinal kuruluk nasıl tedavi edilebilir?

Östrojen azalmasına bağlı vajina duvarını kaplayan dokulardaki incelme, elastikiyetin ve salgıların azalması vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki ve cinsel ilişki sonrası kanama ve yanma hissine neden olur. Vajinal kuruluğu önlemek için cinsel aktivitenizi azaltmayın, haftada en az bir kez cinsel ilişkide bulunan kadınlarda vajinal kaslar daha sağlıklı olur, vajinal kanlanma artar. Kegel egzersizleri vajinal kasları güçlendirdiğinden bu dönemdeki kadınlara önerilir. Su bazlı lubrikantların kullanılması da vajinal kuruluğu engeller.

Uykusuzluk nasıl önlenebilir?
Uyku düzeninizi koruyabilmek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Uyku ilaçlarını kullanmaktan kaçının, yattığınız ortamın serin, sessiz ve karanlık olmasına özen gösterin. Akşam kafein almayın, diyetinize dikkat edin akşam öğünlerinizde fazla miktarda ve ağır yemekler yemeyin. Yatağa girmeden önce ılık duş almak, kitap okumak ve televizyon seyretmek gevşemenize yardımcı olarak uyumanızı kolaylaştırabilir.

Menopoz döneminde ne gibi duygusal değişiklikler görülür?

Unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, anksiyete, rahatsızlık ve depresyon sık görülür. Bu yakınmalar östrojen eksikliğine bağlıdır. Duygusal değişimleri uykusuzluk arttırır. Östrojen miktarı azaldıkça beyinde endorfin olarak adlandırılan ve kişinin kendisini iyi hissetmesini sağlayan kimyasallar azalır.

Menopoz döneminde başka ne gibi fiziksel değişiklikler görülür?

Östrojen kadınların fiziksel ve duygusal durumlarını etkileyen bir hormondur. Üreme organları, memeler, kemikler, kalp, santral sinir sistemi, cilt ve saç üzerine direkt etkileri vardır.
Östrojen düzeyi azalınca;

Vajina, rahim ağzı ve rahim ve yumurtalıklar küçülür
- Vajina kısalır, kas tonusu azalır ve vajina duvarını döşeyen dokular incelir
- Pelvik bölgedeki bağlar zayıflar
- Vajinal ve servikal salgılar azalır
- Kemik kaybı olur
- Cilt tonusu azalır ve kırışıklıklar oluşur
- Metabolizma yavaşlar
- Saç, kol, bacak ve genital bölgede tüy azalması olur
- Yüzde yanak, çene ve bıyık hizasında tüylenme görülebilir.

Menopoz döneminde kalp hastalıkları niçin artar?

Menopoz öncesi dönemde östrojen kadınları kalp hastalıklarından korur. Kadınlarda menopoz döneminden sonra iskemik kalp hastalıkları görülmeye başlar. Östrojen kolesterolün azalmasını sağlayarak, HDL olarak adlandırılan lipoproteinleri arttırarak ve LDL olarak adlandırılan zararlı kolesterolü azaltarak kadınları kalp krizinden korur. Menopoz döneminden sonra kalp hastalıkları ailesinde kalp hastalıkları olan, menopoz öncesi dönemde kalp hastalığı olan, yüksek tansiyon problemi olan, fazla miktarda yağlı gıdalar tüketen ve şişman olan, sigara içen ve fazla strese maruz kalan kadınlarda daha sık görülür.

Menopoz döneminde kalp hastalıklarının görülme ihtimali nasıl azaltılabilir?

Dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, kan basıncını kontrol altında tutmak, diabet için düzenli kontroller yaptırmak, stresten uzak durmak, hormon replasman tedavisi uygulamak bu dönemdeki kadınlarda kalp hastalıkları görülme ihtimalini azaltır. Menopoz sonrası dönemde östrojen tedavisi kan yağlarını olumlu yönde etkileyip kalp krizi riskini %40 azaltır. Ayrıca yemekler ile her gün 50 mg beta-karoten ve selenyum alınması da faydalıdır.

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz, kemik erimesi olarak da adlandırılan bu durum kemiklerin incelmesi, zayıflaması ve kırılması ile karakterize bir hastalıktır. Kırk beş yaşından sonra kadınların bir çoğunda osteoporoz görülür. Kemik dokusu sürekli değişen bir dokudur ve kan ile sürekli kalsiyum alışverişi içindedir. Kemikler yapım ve yıkımın dengede olduğu doğal bir süreç yaşar. Menopoz sonrası yapımın çok azalması ile denge yıkım lehine bozulur. Sonuçta kemik kitlesi menopozu takip eden ilk beş yıl içinde her yıl %3 oranında azalır. Takip eden yıllarda ise her yıl kemik kitlesi %1 oranında azalır. Kemiklerin ve dişleri daha sağlam olmasını sağlayan kalsiyum kasların kasılmasında, kalbin fonksiyonlarında, sinirsel iletilerinin düzenlenmesinde ve kan pıhtılaşmasında görev alır. Menopoz sonrası dönemde östrojen eksikliğine bağlı olarak kemiklerden kalsiyum kaybı artar. Kemikler zayıflar ve küçük darbelerle kırılabilir, 60 yaşından sonra omurgada eğrilmeler ve sırt ağrısı yakınması artar, 70 yaşından sonra kalça kırığı görülme ihtimali artar.

Osteoporoz riskini arttıran faktörler nelerdir?

Vücut yapısı önemlidir, küçük kemikli kadınlarda osteoporoz daha sık görülür. Şişman kadınlarda fazla vücut ağırlığına cevap olarak kemikler gelişir ve fazla miktarda olan yağ dokusunda östrojen üretimi fazla olur bu durum osteoporozu önler. Açık tenli olan, ailesinde osteoporoz problemi olan, diyabet, karaciğer, böbrek hastalığı ve tiroid bezi bozuklukları olan kadınlarda osteoporoz daha sık görülür. Kortizon, epilepsi ilaçları, antiasitler, diyüretikler kalsiyum emilimini engelleyerek osteoporoza neden olabilir. Fazla miktarda protein almak, sigara içmek ve alkol almak kemik erimesini arttırır.

Osteoporozun bulguları nelerdir?

Osteoporoz kronik sırt ağrısına, boy kısalmasına, akşamları bacak kramplarına, eklem ağrılarına, diş kaybına ve dişeti problemlerine yol açar.

Osteoporozun önlenmesinde diyetin önemi nedir?

Diyetle alınan kalsiyum osteoporozun önlenmesinde önemli rol oynar. Birçok kadın besinler ile500mg kadar kalsiyum alabilir. Kalsiyum preparatları alarak ile günlük kalsiyum ihtiyacını (1000-1500mg) karşılamak gerekir. D vitamini kalsiyumun emilebilmesi için gereklidir.Yeterli miktarda güneş ışığı almayanlarda D vitamini eksikliği görülür, bir çok gıda D vitamini ile zenginleştirilmiştir. Kalsiyum emilimi için diyetinizin bir miktar yağ içermesi gerekir. Günlük kalori ihtiyacının %30’unu yağlardan karşılamanız önerilir.

Günlük kalsiyum ihtiyacı ne kadardır?

Yetişkin bir insan için günlük kalsiyum ihtiyacı 800 miligramdır. Menopoz öncesi bu ihtiyaç 1000 mg iken menopoz sonrası 1500 mg’a yükselir. Östrojen tedavisi alan kadınlarda günlük 1000 mg’da yeterli olabilir. Diyet ile alınamayan kalsiyum hazır tabletler veya bazı kalsiyum içeren tabletler ile takviye edilebilir. Kalsiyum tabletlerinin emilimi artacağından yemekle birlikte alınması tercih edilir.

Menopoz sonrası oluşan osteoporozun en iyi tedavisi nedir?

Hormon replasman tedavisinin yanında kalsiyumun emilimini sağlayan kalsitonin hormonu ve kalsiyum alınması ve uzun yürüyüşler menopoz sonrası osteoporozun en iyi tedavisidir.
Osteoporozun önlenmesinde hormon replasman tedavisinin yeri nedir?

Östrojen almasında sakınca olmayan kadınlarda östrojen ile yapılacak hormon replasman tedavisi osteoporoz riskini azaltır.

Menopozun hafıza üzerine etkisi var mıdır?

Menopozun kısa dönem hafıza üzerine olan etkisini gösteren az sayıda çalışma vardır. Hastalar bu etkiyi daha çok konsantre olamama ve gözlük, araba anahtarı gibi elindeki bir şeyi nereye koyduğunu hatırlayamama şeklinde ifade eder.

Hormon replasman tedavisi nedir?

Hormon replasman tedavisinde amaç kadında eksilen hormonları menopoz öncesi dönemdeki seviyeye getirmektir. 1960 yılından itibaren menopoz dönemindeki kadınlara östrojen preparatları verilmeğe başlandı. Östrojen kullanımının rahim kanseri görülme olasılığını arttırdığının belirlenmesi üzerine 1975 yılından itibaren tedaviye progestinler eklenmiştir. Hekim hormon replasman tedavisinde kullanacağı preparatları ve dozunu kadının özelliklerine göre ayarlar.

Hormon replasman tedavisinin yan etkileri var mı?

Östrojen tedavisi gören kadınlarda bulantı, su tutulumu, göğüslerde gerginlik, kilo alma ve vajinal akıntı gibi yan etkiler görülebilir. Önceden migreni olan kadınlarda baş ağrısı yakınması artabilir. Progestin ile dengelenmemiş östrojen tedavilerinde rahim kanseri riski artar.

Hormon replasman tedavisinin sakıncalı olduğu durumlar nelerdir?

Hormon replasman tedavisinin sakıncalı olduğu durumlar; rahim kanseri, meme kanseri, kan pıhtılaşma problemleri, aktif safra kesesi ve karaciğer hastalıklarıdır. Bunun yanı sıra önceden geçirilmiş karaciğer ve safra kesesi hastalıkları ile şeker hastası olan kadınlar hormon replasman tedavisi sırasında yakın takip gerektirir.

Hormon replasman tedavisine ne zaman başlanmalıdır?

Hormon replasman tedavisinin yararları kesin olmasına rağmen tedaviye ne zaman başlanması gerektiği kesin değildir. Bir grup hekim menopoz öncesi dönemde başlanmasını önerirken diğer bir grup 1 yıl adet kanamasız dönem geçtikten sonra tedaviye başlanmasını önerir. Osteoporozun engellenebilmesi için menopoz dönemi ile beraber hormon replasman tedavisine başlamak gerekir.

Rahimde myom veya göğüslerde iyi huylu tümör varlığında hormon replasman tedavisi sakıncalı mıdır?

Bu çok sık karşılaşılan bir sorudur. Progestin ile dengelenmiş düşük doz östrojen ve yakın klinik takip ile hormon replasman tedavisini öneren hekimler vardır. Fakat genelde bu durumların varlığında östrojen tedavisi önerilmez.

Hormon replasman tedavisi adetlerin başlamasına neden olur mu? Adetler ne kadar devam eder?

Menopozdan önce doğal olarak gerçekleşen östrojen ve progestin dengesi menopoz sonrasında tedavi ile sağlanırsa bir çok bayanda adetler başlar. Bu durum birkaç yıl sürer ve sonrasında tedaviye rağmen adetler görülmeyebilir.

Ailesinde meme kanseri olan kadınlara hormon replasman tedavisi önerilebilir mi?

Ailesinde meme kanseri olan bayanlarda meme kanseri görülme riski yüksektir. Bu durumda bir çok hekim düşük doz östrojen ve sık kontrol önerir. Böylelikle hem menopoza dair problemler yaşanmaz, hem de erken teşhis ile meme kanserine karşı önlem alınmış olur.

Bir kadının annesinin zor bir menopoz dönemi geçirmiş olması, kendisinin de aynı sorunu yaşayacağını gösterir mi?

Kalıtım menopozda büyük rol oynar. Bununla birlikte sigara, yaşam tarzı, vücut yapısı ve stres gibi faktörlerde menopoza girme yaşını ve zorluğunu etkiler.

Fazla sayıda çocuk doğurmak menopozu geciktirir mi?

Fazla sayıda çocuk doğurmak menopozun bulgularını hafifletse de geciktirmez. Bunun yanı sıra geciken menopoz geç gebeliklere neden olabilir.

Geç menopoz ile uzun yaşam arasında bir bağlantı var mıdır?

Geç menopoz uzun süreli yüksek östrojen seviyesi ve daha genç görünme anlamına gelir. Geç menopoza girmek uzun yaşam ve genç kalmanın yanı sıra geç yaşanan gebelik ve yumurtalık kanseri gibi riskleri de beraberinde taşır. Geç menopozun avantajlarını yaşamak ve risklerinden korunmak için doktorunuzun kontrolünde olmanız gerekir.

Doğum kontrol hapı kullanırken menopoza girildiği nasıl anlaşılır?

Bu çok zordur, çünkü menopoz bulguları hapın etkisi ile maskelenir. Kan FSH ve Östrojen seviyeleri de yanıltıcı olabilir. Bunu anlayabilmek için bir süre doğum kontrol hapı kullanmaya ara vermeniz ve takiben hormon düzeylerinin belirlenmesi gerekir.

Menopozun bulguları ne kadar sürer?

Menopoz öncesi dönem kişiden kişiye değiştiği gibi menopoz bulguları da birkaç yıl veya daha fazla sürebilir. Hormon replasman tedavisi gören bayanlarda ise menopoz bulguları hiç yaşanmaz.

Cerrahi menopoz ile doğal menopoz arasındaki fark nedir?

Doğal menopoz yumurtalıkların yumurta rezervlerini tüketmesi ile 45-55 yaşları arasında ve genellikle bir geçiş dönemi sonucu ortaya çıkar. Cerrahi menopoz yumurtalıkların ameliyat sonucu çıkartılması ile aniden oluşur. Eğer hormon replasman tedavisi uygulanmaz ise cerrahi menopozun bulguları ameliyattan birkaç gün sonra ortaya çıkar.

Ameliyat ile rahim alınıp yumurtalıklar bırakılırsa, ileride menopoza girildiği nasıl anlaşılır?

Menopoz başladığında çoğunlukla ateş basması, gece terlemeleri, uyku problemleri ve vajinal kuruluk gibi yakınmalar başlar. Menopoz dönemine girilip girilmediği yapılan hormon incelemeleri ile kesinleştirilir.

Vücudun su toplaması nasıl engellenebilir?

Yemeklerde alınan ekstra tuz vücutta su tutulmasına neden olur. Bu nedenle yemeklere tuz eklenmemeli ve tuz tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Menopoz sonrası dönemde cinsel isteksizlik için ne yapılabilir?

Bu problemin giderilmesinde hormon replasman tedavisi önemlidir. Bu tedavi ile bayanların %90’nı menopoz öncesi dönemdeki cinsel isteğini geri kazanır. Hormon tedavisi vajinadaki kuruluğu giderir, vajina duvarının güçlenmesini sağlayan egzersizler ve kayganlaştırıcı kremlerde cinsel ilişki sırasındaki yakınmaları azaltır. Kişisel bakımınıza ve cinsel yaşamınıza göstereceğiniz özen kendinize olan güveninizi arttırarak sizi daha mutlu ve sağlıklı kılacaktır.

Menopozun vücut ağırlığı üzerindeki etkisi nedir?

Geçen her on yıl ile birlikte kalori ihtiyacı %2-8 azalır. Yapılan düzenli egzersiz fazla kilo alınmasını önler. Yaş ilerledikçe vücuttaki yağ yüzdesi artar ve kas kitlesi azalır. Bu nedenle düşük yağlı diet ve düzenli egzersiz ideal kilonuzu korumanızı sağlar.

Cildimin genç görünmesini nasıl sağlayabilirim?

Cildinizin direk olarak güneş ışığına maruz kalmasından kaçının. Bu nedenle saat 10:00 ile 14:00 arasında gölgede veya içerde olun. Aksi halde cilt koruyucu faktörü en az 15 olan kremler kullanın. Sigarayı bırakın. Sigara ciltte yaşlanmayı ve özellikle ağız etrafındaki kırışıkları arttırır. Egzersiz, dolaşımı ve cilt beslenmesini olumlu yönde etkiler. Vitamin A ve E içeren ve sebzelerden zengin dengeli bir diyet ve bol su cildinizi besleyerek yumuşatır. Ayrıca cildiniz için uygun temizleyici ve nemlendiriciler ile düzenli bir bakım genç ve sağlıklı görünmenizi sağlayacaktır.