Normal bir gebelik son adet tarihinden itibaren 40 hafta ya da 280 gün veya diğer bir deyişle 9 ay 10 gün sürer. Ayrıca gebelik dönemi birbirinden kesin sınırlarla ayrılmayan ama değerlendirme açısından oldukça faydalı olan 3 ana bölümde de incelenir. Bunlara üçer aylar (trimester) denir. Birinci üç ay boyunca cenine embriyo adı verilir ve organ gelişimlerinin esas olarak gerçekleştiği ve dolayısıyla bebeğin dış etkilere en hassas olduğu dönemdir. Düşük riski de yine en büyük sıklıkla bu dönemde gözlenir.

Dikkat! Daha gebeliğin yeni anlaşıldığı hatta gebe kalmayı planladıkları tarihten 3 ay önceden başlamak üzere anne adaylarının folik asit adındaki vitamini almaya başlamaları bebeğin  beyin ve omuriliğinde oluşabilecek problemlerin azaltılmasında önemli olduğu bildirilmektedir.

En iyi doğal folik asit kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, pancar, brokoli, bamya ve kuru baklagillerdir. Ancak gebe kalındığı anlaşıldıktan sonra bu besinlere ek olarak mutlaka ilaç tarzında folik asit de alınmalıdır.

Kolay gebe kalmak için.ne yapabilirim?

Gebe kalınıp kalınamayacağı şüphesiz ki önceden bilinemez. Elbette yapılan incelemelerde rahmi, yumurtalıkları ya da testisleri olmayan çiftlerde doğal olarak gebelik olmayacağı bellidir. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile korunmasız geçen bir yılın sonunda çiftlerin %15’inde açıklanamayan bir şekilde infertilite (kısırlık) problemi tespit edilir,

1-Korunmayı bırak:

Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir. Örneğin uzun etkili korunma iğneleri kullananlarda 3-4 ay kadar bir süre gebelik oluşmayabilir. Spiralin çıkarılması, doğum kontrol hapının bırakılmasını takiben ise ertesi ay gebelik oluşabilir.

2-Düzenli bir cinsel yaşam:

Haftada en az 2-3 cinsel ilişki olmalıdır.Bu şekildeki çiftlerin %70′i 6 ay içinde gebelik elde eder. hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde %25 civarındadır.
3- Kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermlere zarar vererek hamileliği zorlaştırabilir.

4- Yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir.

5- Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları da uygun olur. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca bilgisayar ve televizyon ekranlarından yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı olabileceği düşünülmektedir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından en az 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir.

Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir. Çünkü bu dönemlerde sağlıklı bir kadının yumurtlaması olacaktır.
Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.

Yumurtladığımı anlayabilirmiyim?

Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı ve rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin işaretleridir. Ayrıca yumurtlama belirleme testi ve vücut ısısı takibiyle de yumurtlama olup olmadığı daha net nolarak anlaşılabilir.

Acaba Gebe miyim ?

Hamile kaldığınız ilk andan itibaren bedeninizde aslında önemli değişiklikler olmaya başlamıştır. Ama bu farklılığı çoğu zaman ilk günden itibaren anlamanız pek mümkün değildir.

Bazı kadınlarda hemen hemen hiçbir bulgu olmamasına karşın çoğunlukla bebeği büyütmeye çalışan vücudunuzda az ya da çok bazı belirtiler görülür. Genel olarak, başı dönen, midesi bulanan kadınların hamile olabileceği fikri yaygındır… Bu gebelik hormonuna verilen vücudun bir tepkisidir.

İlk farklılık adet düzenindeki değişikliktir. Adet kanamanız beklediğiniz tarihte gelmiyorsa, hamilelik olabileceği düşünülebilir. Bunu anlamanın tek yolu ise aşağıda belirtilen kanda gebelik Beta HCG (ß-hCG) testidir.

Gebeyseniz;

1 Bulantı, göğüslerinizde dolgunluk, hassasiyet, meme başında karıncalanma hissi olabilir, meme ucunda koyulaşma görebilirsiniz.
2 Karnınızın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet gibi farklılıklar oluşabilir.
3 Kendinizi yorgun hissedebilir, daha çok uyumak isteyebilirsiniz. Bunun yanında baş dönmesi görülebilir.
4 Sık sık idrara çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz.
4 Vajina salgılarınızda artma hissedebilirsiniz.

Vücudunuzda hissettiğiniz bu değişiklikler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Ancak elbette hamile miyim, sorusunun kesin cevabı değildir. Bu sorunun cevabını kesin olarak öğrenmeniz için bazı testler yaptırılabilir ya da jinekoloğunuza giderek muayene etmesini ve ultrasonografi ile bakmasını talep edebilirsiniz.

Gebelik Testleri Nelerdir ?

Döllenen yumurta rahimde yerleştiği andan itibaren hCG (Human Chorionic Gonadotropin) adı verilen bir hormonu salgılamaya başlar. Normalde kanda ve idrarda belirli miktarda bulunan bu hormonunu arttığının tespit edilmesi çok özel bazı istisnalar haricinde hamile olduğunuzun kesin kanıtıdır.

1-İdrar ve kan testleri:

Kanınızda bulunan gebelik hormonu hCG belli bir seviyeye ulaştığında idrarda çıkmaya başlar.. İdrarda yapılan bu testlerin amacı, hCG’ nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır.
İdrar testleri ile adet gecikmeniz eğer 1 hafta ve daha fazlaysa oldukça güvenilirdir. Ancak kanda bakılan gebelik hormonu kadar kesin bir cevap veremez.Kan testi sadece gebeliğin varlığını değil, hormonun düzeyini de göstermesi sebebiyle gebeliğin gidişatı hakkında da bize bilgi verir.

HCG hormonun gebeliğe özel olan alt biriminin adı Beta HCG (BHCG) dir ve kesin olarak gebelik olup olmadığını belirtir. Bunun tek istisnası yumurtalık tümörlerinin çok çok nadir görülen bir şeklinde(koryokarsinoma) aynı hormonun salınması durumudur. Dolayısıyla BetaHCG (B-HCG) hormonu gebeliğe özgüdür denilebilir.

Kan testiyle daha adet gecikmesi bile olmadan gebe olup olmadığınızı anlamanız mümkündür.

Ultrasonografi ile Gebelik Tanısı Nasıl,Nezaman mümkündür?

Ultrasonografi ile gebelik tanısı gebelik kesesinin görülmesine dayanır.
Adet gecikmesi bir haftayı bulduğunda vajinal ultrasonla,10 günü bulduğunda ise Karından yapılan ultrasonografi ile gebelik kesesini görmek mümkündür. Yaklaşık 15 günlük bir gecikme varlığında ise gebelik kesesi içersinde bebeği de görmek mümkündür.Kalp atışları ise 3 haftalık bir gecikmede gözlenebilir.

Gebe Kalmadan Önce Ne yapılmalıdır:

1-Hamilelik öncesi muayenedeki amaç nedir? 

İdeal olan gebeliği planladığınız zamandan 3 ay öncesinde hekim kontrolüne girmek ve mümkünse bilinçli ve planlayarak gebe kalmaktır. Çünkü gebe kaldığınızı bilmediğiniz ilk haftalar, bebeğinizin gelişiminin en kolay etkileneceği dönemdir.
Gebelikte yapılan takip kadar gebelik öncesi muayene ve danışma da önemlidir. Buradaki amaçlardan bir tanesi bilinen veya bilinmeyen bir hastalığın gebeliği ne oranda etkileyeceğinin ya da bu hastalığın gebelikten ne oranda etkileneceğinin ortaya konulmasıdır.

2• Hamile kalmadan önce doktor kontrolüne gitmenin anne adayı ve doğacak çocuk için ne gibi faydaları vardır?

Gebelik kadın vücudunun aslında alışık olmadığı ve bir anlamda yük getiren bir olaydır. Elbette sağlıklı bir gebelik dönemi ve sağlıklı bir çocuk için de annenin tam anlamıyla sağlıklı olması gerekmektedir. Bilinen bir hastalık (şeker, yüksek tansiyon gibi) durumlarında bu muayenenin önemi daha da aşikardır.

3• Muayenede jinekolojik öykünün önemi nedir?

Gebe kalmayı arzulayan ve bu amaçla da korunmayı bırakan kadınların geçmişte geçirmiş oldukları özellikle ciddi düzeydeki kadın hastalıkları gebe kalıp kalamayacakları açısından önem taşımaktadır. Örneğin daha önce rahim, yumurtalık ya da tüplerle ilişkili bir operasyon geçirmiş kişilerin bu bilgileri doktorlarına mutlaka iletmeleri gerekmektedir.

4• Bilinen herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde yapılması gereken testler ve tetkikler nelerdir? 

Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilir. Eğer gerekli görülürse smear testi uygulanır. Bazı temel laboratuvar testleri ile karaciğer, böbrek fonksiyonları ve kronik hastalık varlığı (Şeker, hepatit gibi) araştırılır. Herhangi bir sebepten dolayı sürekli kullanılan ilaçlar varsa gebelik döneminde kullanılmalarının uygun olup olmadığı değerlendirilir.

Anne ve baba adayının kendilerinde veya yakınlarında kalıtsal özellik gösterebilecek bir hastalığın var olup olmadığı araştırılır Anne adayının genel bir muayenesi yapılarak herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılır. Herhangi bir sorun saptandığında ise ilgili uzman doktorla görüşülerek bu problemin önemi ve gebeliği ne oranda etkileyebileceği araştırılır

5• Daha önce yaşanmış hamilelik ve bunların sonuçlarının incelenmesi nasıl bir önem taşır?

Daha önceden yaşanan gebelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler, planlanan veya gerçekleşmiş gebeliğin nasıl seyredeceği hakkında önemli ipuçları verebilir. Erken doğum ya da tansiyon yükselmesi gibi bazı problemlerin sonraki gebelikte de tekrarlama riski olduğundan bunlar mutlaka bilinmelidir. Ayrıca bebeklerin doğum haftaları, kiloları, doğum şekli, kaç saat sürdüğü, doğumda zorluk yaşanıp yaşanmadığı, detaylı olarak değerlendirilir. Özellikle daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat bebek, zeka özürlü bebek dünyaya getirme ya da ölü doğum gibi olaylar varsa doktorunuz yeniden hamile kalamadan önce sizi mutlaka detaylı olarak değerlendirecektir. 

• Baba adayının alışkanlıkları eşini ve doğacak çocuğu nasıl etkiler?
Öncelikle bilinmelidir ki gebe kalabilmek için erkeğin de spermlerinin sayı ve hareketinin yeterli düzeyde olması gerekir. Baba adayı eğer ağır bir sigara veya alkol tüketicisi ise bu mutlaka spermlerinin kalitesini ve hatta spermlerin genetik yapısını dahi etkileyebilecektir. Dolayısıyla ideal olan bu tür alışkanlıkların sadece kadın tarafından değil erkek tarafından da bırakılmasıdır.

7• Çocuk sahibi olmak isteyen kişiler nasıl beslenmelidir?
Folik asit alımına başlayınız. Daha gebeliğin yeni anlaşıldığı hatta gebe kalma olasılığının olduğuya da gebe kalınmak istendiği günlerden itibaren anne adaylarının yapmaları gereken şey; folik asit adındaki vitamini almaya başlamalarıdır. Folik asit desteğinin önerilme nedeni ise beyin ve omurilikde oluşabilecek problemlerin önlenmesidir. En iyi doğal folik asit kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, taze sıkılmış meyve suları, pancar, brokoli, bamya ve kuru baklagillerdir. Ancak hiç olmazsa gebe kalındığı anlaşıldıktan sonra bu besinlere ek olarak mutlaka ilaç tarzında folik asit de alınmalıdır. Ayrıca yapay tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı da minimal düzeye indirilmelidir. Eğer kilo fazlanız varsa bunlardan kurtulmak için en iyi dönem gebelik öncesidir.

8• Hamile kalmaya çalışan anne adaylarının hayatındaki stres bu süreci olumsuz etkiler mi?
Psiklojik her türlü sorun doğrudan kadının bu hassas hormonal dengesini etkileyerek yumurtlama fonksiyonunu bozabilir. Dolayısıyla da gebe kalma ihtimalini azaltır.

9• Kadınlar, hamile kalmaya karar vermeden önce alkol ve sigarayı bırakmalı mıdır? NE kadar önce bırakmalıdır? Alkol ve sigara sperm kalitesini bozar mı?

İlk yapılacak işlerden biri olarak sigarayı bırakınız. Çünkü sigara içen kadınlarda gebe kalmada güçlük, gebe kalındığında da düşük olasılığında artış, erken doğumlar, düşük kilolu bebekler dünyaya getirme ve hatta anne karnında bebek ölümlerinin fazlalaştığı bilinmektedir. Tüm bu istenmeyen olaylar fazlaca sigara ve alkol tüketiminde söz konusu olduğu için en az birkaç ay önce sigara ve alkolün bırakılmış olması önerilmektedir.

 Alkolün ve sigaranın sperm kalitesine kötü etkileri olduğu uzun süredir bilinmektedir.

10• Hamile kalabilmek için ne sıklıkta seks yapmak gerekir?

Spermlerin kadın vücudundaki yaşam süreleri ve yumurtayı yakalayabilmeleri göz önüne alındığında optimum sayı haftada 3 ya da gün aşırı ilişkidir. Ancak her gün ilişkide bulunan çiftlerde de gebe kalma sıklığı yüksek olmaktadır. En önemli konu ise yumurtlamanın olduğu günlere yakın dönemde yani iki adetin arasına rastlayan dönemde ilişki olmasıdır.

11• Uygun pozisyonlar nelerdir?

Her türlü pozisyon gebelik açısından mümkündür ancak spermlerin dışarı akmaması amacıyla genellikle erkeğin üstte olduğu pozisyonlar tercih edilmelidir. 

12• Seks sırasında ve sonrasında neler yapmak gerekir? (Pelvik kaslarının altına yastık koyma…)

Boşalma sonrasında bir miktar spermin dışarı kaçması aslında normaldir. Yine de bunu minimal oranda tutmak için kalçaların yükseltilmesi, en az 5 dakika yatılması, vaginal duş yapılmaması sayılabilir.

13-Gebelik Takibi Nasıl Oluyor ?

Gebe Kaldıktan sonra mutlaka düzenli olarak doktor kontrollerine gitmelisiniz. Bu hem sizin hem de bebeğinizin beklenmeyen bir problem yaşamamasında en önemli faktördür.

Elbette gebelik ve doğum kendi kendine işleyen doğal birer fizyolojik süreçtir, ancak ortaya çıkabilecek sıkıntıları başında farketmek ve düzelmesi için gerekli önlemleri zamanında almakla pekçok sorun daha doğmadan halledilir.

14-Doktor kontrolüne ne sıklıkla gidilmeli ?

Anne karnında tek fetusun bulunduğu ve annenin daha önceden bir hastalığının (kalp hastalığı, diabet, hipertansiyon, böbrek hastalığı gibi) bulunmadığı gebelikleri başlangıçta normalde ayda bir kez hekimin görerek değerlendirmesi yeterlidir. 36. Haftadan sonra ise 2 haftada 1gebenin görülmesi yeterlidir. Muayeneler son dönemde kısa bile olsa fetusun durumunun biofizik profil denilen bir sistem kullanarak değerlendirilmesinde büyük fayda vardır.

İkiz gebeliklerde ya da daha sıkı takip gerektirebilecek bahsi geçen hastalıkların veya benzerlerinin bulunması durumunda ise hekimin kararına göre 2-3 haftada veya gerekirse her hafta da gebe görülebilir.

Bu kontrollerde hekiminiz kilonuzu ve tansiyonunuzu kaydedecek, şikayetlerinizi dinleyecek, bebeğin gelişimini değerlendirecek ve o dönemde yapılması gerekli testleri yaptırmanızı sizden isteyecektir.

Gebelik sürecinde 20-22. haftalarda detaylı ultrasonografik değerlendirme yapmaktayız. Fetusun tüm organları bu inceleme ile tek tek detaylı olarak değerlendirilmektedir.Fetal ekokardiografi ile kalbin 4 odacığı,büyük arter çıkışları vb izlenmektedir. Doppler Ultrasonografi ile bebeğin kan akım hızlarını yani bebeğin beslenme ve oksijenlenme durumunu da ayrıca değerlendirilmektedir.
Ayrıca annede bir problem (gelişme geriliği, tansiyon yükselmesi gibi) saptanırsa Doppler USG önem kazanır. Bu gibi durumlarda seri Doppler Ultrason ölçümleri ile bebeğin beslenme durumu yakından takip edilir. 

Gebeliğe Başlarken

Gebelik süresi kadının son adetinin ilk gününden itibaren hesaplanır ve tüm takiplerde ve programlarda bu hesap kullanılır.

Adetin  yaklaşık olarak 14-15. günlerde yumurta çatladığı dönemde ilişki olur ve yumurta sperm ile döllenirse yani embriyo oluşursa ve anne rahminin iç tabakasına tutunursa buna implantasyon (“yerleşme”) adı verilir.

Bu dönemde artık gebelik gerçek anlamıyla başlamıştır. Döllenen yumurta hücre sayısını süratle arttırarak çoğalmaya devam ederken bir taraftan da ana rahmine doğru yol almaktadır. Yaklaşık döllenmeden sonraki 5.-6. günlerde uygun olan bir noktada rahim iç tabakasına tutunur ve gelişimini burada sürdürmeye devam eder.

Bu arada hücrelerin bir kısmı çocuğu besleyecek olan ve plasenta denilen (halk arasında çocuğun “eşi” diye tabir edilir) yapıyı oluşturmaya başlar ve gebelik boyunca bebek, kendine gerekli olan besin maddelerini ve oksijeni bu organ yoluyla annesinden alır. Plasenta ve rahim içinde onu sarmalayan amniyotik kese denilen yapı oluşmaya başlar.

İlk ayın sonunda embriyo yaklaşık olarak 2.5 -3 mm kadardır. Kalp ve damar sistemi bebeğin yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için ilk haftalarda gelişen sistemdir ve vaginadan bakılan ultrasonografi cihazı ile en erken 6-7 haftalık bir embriyoda kalp hareketleri görülebilir. Birkaç milimetre kadar küçük olan bebeğin kalbi atmaya başlamıştır!.

Bazı kadınlarda nadiren embriyonun ana rahmine düştüğü dönemde lekelenme tarzında bir kanama görülebilir. Bu ayın sonunda bulantılar da yavaş yavaş başlamıştır..

Embriyo rahim iç tabakasına yerleştikten sonra hCG (human koryonik gonadotropin) adı verilen gebelik hormonunu salgılamaya başlar. Gebelik oluştuktan sonra ilk salgılanan hormon budur.

Bulantılara da esas olarak bu hormonun sebep olduğu düşünülmektedir. Eğer gebelik beklentisi varsa ya da tedavi uygulanmışsa (aşılama ya da tüp bebek yöntemi gibi) 3. haftanın sonunda yani yerleşme olduktan sonra kanda bu hormonun (ß-hCG) ölçümüyle hamilelik tanısı henüz adet gecikmesi olmadan bile konabilir. Tedavi altındaki kadınlarda kanda yapılan ölçümlerde bazen bu hormonun önce yükseldiği ancak sonradan düştüğü görülebilir. Buna biyokimyasal gebelik yani klinik olmayan gebelik adı verilir.

Aslında araştırmalar doğal gebeliklerin önemli bir bölümünün oluştuktan sonra bu şekilde çok erken bir zamanda kendiliğinden sonlandığını göstermektedir. Kanda hormon takibi yapılmadığından bu gebeliklerin bir çoğunun farkına bile varılmaz. Bazen birkaç günlük bir gecikmeyi takiben adet gelir eğer tahlil yapılmazsa bu durum anlaşılmaz.

Klinik olarak anlaşılan düşükler tüm gebeliklerin % 15 kadarını oluşturmaktadır.

Yani bir başka deyişle gebe kaldığını anlayan ve bunu tespit eden kadınların % 15’i düşük yapmaktadır. Oysa henüz anlaşılmayan çok erken dönem gebelikleri de katarsak tüm gebeliklerin yaklaşık % 50’si düşükle sonuçlanır. Bu da doğanın dengeleyici bir eleme yöntemi olsa gerektir.

Gebelikte 2. Ay

 Bu gebelik ayına girildiğinde anne adayları artık gebe olduklarını bilirler (çok düzensiz adet gören bazı kadınların dışında..) Artık bebeğinizin gelişmesi hızlanmaya başlamıştır. Göbek kordonu, gözler, kulaklar, ağız, burun, parmaklar artık tomurcuklar halinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Kalp, gelişmekte olan organlara kan pompalamaya devam etmektedir. Embriyo yaklaşık olarak 1,5 -2 cm kadar olmuş yani kabaca bir fasülye büyüklüğüne ulaşmıştır.

Teni ve sinir sistemi oluşmaya başlamıştır. Kafası gövdesine oranla oldukça büyüktür, çünkü bu dönemde sinir sistemi hızla gelişmektedir. Tiroid bezi gelişimini sürdürür, lenfatik sistem oluşmaya başlar. Kalbi ortalama 150-160 vuru / dakika hızıyla atmaktadır. Bu dönemin sonlarına doğru bebeğin hareket ettiği de gözlenebilir. Etrafındaki sıvı tabakası onu her türlü dış etkiden korumaktadır.

Anne adaylarının bulantıları da had safhaya ulaşmıştır. Çoğu kadın bulantı ve bazen olan kusmalarla mücadele etmeyi başarır. Canının çektiği yiyecekleri yiyip, rahatsız edici kokulardan kaçarak,az ve sık yiyerek, kuru yiyecekleri tercih ederek ve da biraz sabırla bu dönemi kolaylıkla atlatabilir..

Sperm yumurtanın içine girdikten sonra spermin 23 kromozomluk ve X kromozomuna sahip genetik materyaliyle yumurtanın 23 kromozomluk genetik yapısı birleşir ve 46 kromozomluk dişi bir hücre oluşur. Eğer sperm Y kromozomuna sahip ise bu kez erkek bir bebeğe gebe kalınır. Dolayısıyla cinsiyeti belirleyen erkek yani babadır.

Anne adayları unutmamalıdırlar ki gebelik normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın, mümkün olduğunca huzurlu bir ortamda yaşamalı ve olabildiğince dengeli beslenmelidir. Ve belki de en önemlisi, içinde gelişmekte olan bir canlı olduğunu bilerek ona ne zarar vereceği tam bilinmeyen yapay, kimyasal maddelerden uzak durmalı ve mümkün olduğunca doğal beslenmeye, konserve yiyecekler ve boyalı ve katkı maddesi içeren besinler almamaya gayret etmelidir. Sigara ve alkolün alınmamasını söylemeye gerek yok her halde..

Çoğu kadında hamileliğinin ilk bulgusu geciken adet kanamasıdır. Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmadığından ve adet kanamaları hastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten oldukça etkilenebildiğinden diğer belirti ve bulguların da görülmesi gerekir. Adet gecikmesiyle birlikte ilk gebelik bulguları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır. Bulantı, göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet, uykuya eğilim, bel ağrısı, sık idrara çıkma ve psikolojik değişiklikler olabilir.

Gebelikte ultrason incelemesi ne zaman yapılmalı?

Herhangi bir anormallik saptandığında ya da normal olmayan bir durumdan şüphelenildiğinde ultrason incelemesi yapılabilir. Herşeyin normal olduğu durumlarda ise adet gecikmesinden 1-2 hafta sonra gebelik varlığının saptanması ve bu gebeliğin rahim içinde yerleşmiş normal bir gebelik olduğunun gösterilmesi için ultrason incelemesi yapılır. Bunun dışında her kontrolde ultrasonografi yapılabilir.

Göğüslerdeki değişikliğin ve aslında vücuttaki pekçok değişikliğin sebebi gebelik nedeniyle salgılanan hormonlardaki değişmelerdir.

Gebelik kesesinin gözlendiği 5. haftada fetusu görmek mümkün olmayabilir bunu genellikle 1 hafta sonra yapılacak ikinci bir incelemede görmek mümkündür.

Bu arada unutulmaması gereken önemli bir konu da vaginal ya da karından yapılan ultrasonografik incelemenin fetusa hiçbir zararı olmadığıdır. Ancak doppler ultrasonografi (kan akım hızlarının) incelemesi konusunda yeterli bilgi olmadığından ilk 3 ay içersinde çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır. Aynı şekilde jinekolojik muayenenin de gebeliğe bir zararı yoktur..tıpkı cinsel ilişkinin de bir zararı olmadığı gibi..

1. üç ayda bu kayıpların cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, fetusdaki genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinmektedir.

Gebelikte cinsel ilişkinin ayrıca rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı, damarların açılıp kanama olacağı, cinsel organın bebeğin başına deyip zarar vereceği gibi asılsız düşünceler nedeniyle çiftler cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm (boşalma) rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz ve erken doğuma neden olmaz.

Cinsel ilişkide erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki (servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan mukus tıkaçı bakterilerin ve semenin (sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur.

Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir:

1- Gebelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar
2- Vajinal kanama
3- Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi
4- Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması
5- Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar)
6- Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında
7- Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.

1.Trimestr  embriyonun organ taslakları şekillendiğinden mümkün olduğu kadar ilaç kullanılmaması gerekmektedir. Ayrıca röntgen filmi gerektiginde kadınların mutlaka gebe olduklarini belirtmeleri gerekir. Olumsuz çevre faktörlerinden ve asırı sıcaktan (sauna,küvet içerisinde sıcak banyo vb),uzak durulmalıdır. Ateşli hastalık geçirmeniz durumunda ise hekime basvurarak uygun ates düşürücü ve antibiotiklerle mutlaka tedavi olmanız gereklidir.

Az az ve sık sık yemek yenilmesi, kuru gıdalar tercih edilmesi, gebenin canının istediği şeyleri yemesi ile genellikle bulantıların fazla olduğu bu dönem atlatılır. Ancak bulantı kusmaların önü alınamadığında ve kişinin metabolizmasını bozacak kadar ielrlediğinde doktor tavsiyesiyle bazı ilaçlar yararlı olabilir. Gebelikte bulantı ve kusmaya (sabah hastalığı adı verilir) sık rastlanırken bu kadar aşırı bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak %1’inden daha azında rastlanır.

Her bulantı ve kusmayı gebeliğe bağlamak da doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye cevap vermeyen bulantı ve kusmalarda, ya da gebeliğin ilerki dönemlerinde ortaya çıkan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da düşünülmelidir.[Üzüm gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), safra taşı, pankreatit (pankreas iltihabı), mide ülseri, hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) gibi hastalıklar] Gebeliğe bağlı bulantı kusmalar aslında sağlıklı gebeliklerde görüldüğünden bir açıdan çok da üzünülmemesi gereken bir durumdur. Ancak annede kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği gibi olumsuz koşullar da gelişebilmektedir. Şiddetli bulantı ve kusmalar nadiren hastaneye yatmayı ve damardan sıvı tedavisini de gerektirebilir.

Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek özel bir liste oluşturmanın çok pratik bir anlamı yoktur. Çünkü gebelikte beslenmenin ana ilkesi dengeli beslenmedir Çevrenin gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetli bile olsa baskı yapması doğru olmayan bir tutumdur.
Dolayısıyla gebelikte iki canlı olunduğundan iki kişi için yemek kavramı yanlıştır. Öte yandan gebelikte fazla kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır. Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak hergün fazladan 1 tabak proteinli yemek ya da 1 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1-2 tane de meyve mutlaka yenmelidir.

Bu aydan itibaren meme uçlarınızda koyulaşma ve memelerinizde dolgunluk ve büyüme, beraberinde ağrı ortaya çıkabilir. Memelerdeki dolgunluk size rahatsızlık veriyorsa sütyeninizi değiştirmeli ve memeleri iyi destekleyecek size uygun bir sütyen kullanmalısınız. Sütyen kullanmama ise bu şikayetin daha da artmasına neden olabilir.

Gebelikte 3. Ay

Bu dönemin başında rahim gebelikten önce annenin yumruğu kadar iken, şimdi ise yaklaşık olarak bir portakal büyüklüğüne ulaşmiştır. Kasıkta , karnın alt kisimlarinda gerilmekte ve büyümekte olan rahmin zaman zaman kasilmasi sonucu kramp tarzinda agrilar olabilir. Agrilar gittikçe siklasir ve kanama da olursa derhal doktorunuza başvurmalısınız.

Artık fetus adını alan ve yaklaşık 7.5 cm olan bebeğin genel hatları oluşmuştur ve giderek daha fazla insana benzemektedir. Gözler kafanın yan taraflarından ortaya doğru kaymaya başlar. Kulaklar normal pozisyonuna doğru hareketlenir.

Pek çok doğumsal sakatlığın oluştuğu dönem de artık geride kalmıştır.

Bütün organları ve kasları meydana çıkmış ve bu kaslar fonksiyonel hale gelmiştir. Yutmaya ve hareket etmeye başlamıştır. Parmakları belirir. Böbrekleri idrar üretmeye başlar. Başı hareket eder. Bütün iç organları çalışır durumdadır. Çişini yapabilir. Tırnaklar gelişmeye başlar. Bu aydan itibaren bebeğinizin ilaçlardan ve zararlı etkenlerden zarar görme olasılığı azalır. Cinsel organları cinsiyetini ortaya koyacak kadar gelişmiştir. Ancak ultrasonografide bu ayrımı yapmak zordur, yanılma payı yüksektir.

Genellikle bu dönemde ortaya çıkan şikayetlerden birisi de kabızlıktır. En basitten başlayarak kabızlığın tedavisi bol sıvı alımı, yürüyüş ve egzersiz, posalı yiyeceklerin, sebze ve meyvelerin tüketilmesi şeklindedir. Bu temel önlemlerle üstesinden gelinemeyen kabızlık durumunda barsaklardan emilmeyen ve çocuğa ulaşmayan maddeler içeren kabızlık giderici ilaçların kullanılması gerekebilir. Doktorunuza danışmanız yeterli olacaktır!.

Anne adayları bilmelidirler ki bu dönemin sonunda bebeklerini kaybetme olasılığı artık çok azalacaktır. Çünkü düşük yapma talihsizliği en sıklıkla ilk 3 ay içersinde görülür. Bu ayın sonunda bulantılar da azalacak ve gebelik daha keyifli bir döneme girecektir.

Göğüslerdeki dolgunluk ve hassasiyet bu gebelik ayında biraz daha artabilir. Yine artan gebelikhormonlarının etkisiyle mide yanması ve hazımsızlık gibi şikayetler de bu haftada ortaya çıkabilir. Gerekirse doktor tavsiyesiyle mide asidini alan ve barsaktan emilmeyen ilaçlar kullanılabilir ama belki de, eğer kişi alabiliyorsa en doğal ve faydalı anti-asit olan süt tercih edilmelidir.

Bu dönemde gebelik takibi yapan hekimlerin yapmaları gereken önemli testlerden bir tanesi ultrasonografi kullanılarak yapılan bebeğin ense derisi saydamlığının ölçülmesidir.

Eş zamanlı olarak kanda bakılan iki adet hormonun değerleri de bakılarak ve bir bilgisayar programı kullanılarak bebekte oluşabilecek başta down sendromu (mongolizm) olmak üzere bazı önemli kromozomal ve metabolik bozuklukların riskinde bir artış olup olmadığı belirlenir.[İkili test] Bu aya gelindiğinde, folik asit alımının temel sebebi olan beyin ve omurilik sistemi de kapanmasını tamamladığından artık folik asit almak artık gerekli değildir.

Gebelikte 4. Ay

Bebeğinizin vücudu Lanugo adı verilen tüylerle örtülüdür. Kalp atışları ise net olarak duyulabilir. Artık ellerini ve ayaklarını rahatça hareket ettirmektedir ve ilk hareketlerini bu ayın sonuna doğru hissedebilirsiniz. İlk kez gebe kalan hanımlarda bebek hareketleri daha önce doğurmuşlara göre daha geç hissedilebilir. Gözleri, kulakları ve burnu artık iyice gelişmiş ve iskeleti kemikleşmeye başlamıştır, ancak cildi halen çok incedir. Cinsel organları gelişir. Uyku ve uyanıklık dönemlerine girmeye başlar. Bu ayın sonuna doğru boyu 10-12 cm kadar olmuş, ağırlığı ise 75-80 grama ulaşmıştır.

Bu dönemde anne adaylarının karnında ve kasıklarında zaman zaman çekilme batma tarzında ağrılar ortaya çıkabilir. Bu ağrılar büyümekte olan rahimin karın duvarı ile olan bağlarının gerilmesinden kaynaklanan ağrılardır ve çok da önemsenmemesi gerekir.

Anne adaylarının bu dönemde demir desteği almaları gerekmektedir. Dengeli ve bilinçli beslenen anne adaylarının ayrıca çoklu vitamin almaları ise şart değildir. Günde en az bir su bardağı süt içilmesi ise kesinlikle unutulmamalı..!

İlk üç ayı dolduran gebelerin düşük yapma riskleri de önemli ölçüde azalmış demektir. Bu aydan itibaren genellikle demir desteği gebelere verilmeye başlanır. Çünkü günlük demir gereksinimi gebelikte ortalama 30-60 mg. arasındadır ve bu miktarın tümünü besinlerle elde etmek zordur.

Demir depoları önceden de kısıtlı olan gebelerde demir takviyesi yapılmazsa halsizlik, çabuk yorulma, saçlarda zayıflık, tırnaklarda kırılma gibi kansızlık belirtileri ortaya çıkabilir. Ayrıca tavuk, kırmızı et, yumurta sarısı, ıspanak ve lahana gibi besinlerin de yüksek demir içeriğine sahip olduğunu bilmenizde ve bunları da sıkça tüketmenizde fayda vardır. Bu arada demir kullanan kişilerde dışkı renginin koyulaştığını da unutmayınız.

Kilo alımı her anne adayında önemli farklılıklar gösterir. Gebelikte alınan toplam kilonun en önemli belirleyicisi ise gebelik başlangıcındaki kilodur. Genellikle normalde alınan kilo tüm gebelik boyunca 10-15 kilo arasındadır. Bunun üzerinde kilo alımlarında bunun yağ olarak vücutta birikeceği ve gebelikten sonra da kolay kolay verilemeyeceği unutulmamalıdır. İlk 3 ayda genellikle bulantı ve kusmaların da etkisiyle pek kilo alımı olmayabilir hatta anne adayı bu dönemde kilo da verebilir. Ancak bu dönemden sonra iştah açılması ve bulantıların azalmasıyla birlikte kilo alımı başlar ve yaklaşık olarak her ay 1,5-2 kilo alınır. Gebelikte alınan kilonun bebeğin dışındaki önemli bir bölümü sıvıdır ve doğum sonrası terleme ve idrar yoluyla bu sıvı kaybedilir. Çok hızlı kilo alımı aynı zamanda gebelik zehirlenmesi adı verilen, su tutulması ve böbrek fonksiyon bozukluğuyla seyreden hipertansiyon hastalığının belirtisi de olabilir. Bu konuda anne adayları uyanık olmalıdır.
Rahiminiz artık leğen kemiğinizden yukarıya doğru büyümeye başlamış ve hatta dışarıdan gözle görünür hale gelmiştir. Elinizle de bunu kolayca hissesebilirsiniz. Ayrıca mesane üzerindeki baskı ortadan kalkmasıyla sık idrara çıkma şikayetleriniz de hafifler. Solunum hacmi artar, soluklar daha derinleşir. Amaç bebeğe en fazla düzeyde oksijen gitmesidir. Damar sistemi içinde dolaşan kan hacmi %40-50 oranında artar, kalp daha güçlü ve daha hızlı çalışır. Amaç bebeğe maksimum kan ve gıda maddesinin gitmesinin sağlanması, doğumdaki muhtemel kan kaybı için kan yedeklenmesidir. Ayrıca kandaki pıhtılaşma faktörlerinin düzeyleri de değişerek doğumda olabilecek kan kayıplarını önlemek amacıyla vücut tedbir almaktadır. Başta karın bölgesi olmak üzere tüm vücudunuzda yağ dokusu da bir miktar artar.

16- 18. haftalarda önemli testlerden biri olan 3’lü testin yapılması gerekir.Bu da tıpkı ikili testin kendisi gibi öncelikle Down sendromu olmak üzere önemli problemlerin ortaya konmasında kullanılan bir tarama testidir.

Yaşına oranla risk artışı tespit edilen gebelerde daha ileri testlerin yapılması gerekir. Üçlü testin sonucu normal olsa da içersindeki 3 hormondan biri olan alfa feto protein (aFP) artışlarında sinir sistemine ait bir sorun olmaması için beyin ve omuriliği içeren detaylı bir ultrasonografik tarama yapılması gerekir. Üçlü testin sonunda risk artışı tespit edilenlere ya da yaşı 38 ve yukarı olan gebelerde genel eğilim, bebeğin içinde yüzdüğü sıvı olan amnion sıvısında bir örnek alarak bebeğin genetik yapısını ortaya koymaktır. Böylelikle geri zekalılığın en önemli sebelerinden biri ve en sık görülen genetik problem olan Down sendromunun ileri yaştaki gebelerde artış riski bertaraf edilmiş olur.

Yavas yavas disaridan da gebe oldugunuz anlasilmaktadir.Artmis kan hacminiz ve toplar damarlarinizdaki göllenme nedeniyle zaman zaman burun kanamaları görülebilir.Bu arada bacaklardaki toplardamarlar belirginleşir ve varisler oluşabilir.

Varis oluşumu genellikle genetik ve yapısal bir konu olup engellenmesi zordur. Ancak gene de bazı önlemler almak mümkündür. Ayakta durmaların mümkün olduğunca kısaltılması, oturulduğunda ayakların yükseltilmesi, varislerde artış gözlendiğinde varis çorabı kullanılması bu önlemlerdendir.

Vajinanın doğal olan akıntısı beyaz-sarı renktedir ve genellikle kokusuzdur. Gebelikte bazı kadınlarda vajinal akıntıda bir artış olabilir. Ancak akıntı kötü kokulu, leke bırakan, kaşıntı veren bir akıntıysa bu mikrobik bir sebebe dayanabilir ve tedavisi gerekir. Bu amaçla mutlaka doktor kontrolü gerekir.

Gebelikte 5. Ay

Artık bebeginiz dünyaya gelmeden önceki yaşantısının yarısını tamamlamıştır ve hareketleri iyice hissedilir olmuştur. Bazen ritmik ve düzenli bir şekilde hareket ettiğini hissedip şaşırabilirsiniz, bu bebeğin hıçkırık nöbetleri olabilir. Eğer bebegin hareketlerini halen hissetmiyorsaniz üzülmeyiniz, çünkü fetal hareketler kadından kadına değişen zamanlarda 16-21.haftalarda hissedilir ve bir bebek digerinden daha fazla aktif olabilir ve daha fazla hareket yapabilir.

Bebek hareketleri gebeliğin sonuna kadar hemen hergün hissedilecektir. Aslında bebeğin hareket etmesi onun sağlıklı olduğunun da bir göstergesidir. Özellikle son aylarda hareketler belirgin olarak azalır ya da kaybolursa bu bebeğin sıkıntıda olduğunun bir işareti de olabilir ve mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Vernix adı verilen krem kıvamlı koruyucu bir tabaka artık bebeğin etrafında oluşmuştur. Bu ayın sonunda bebek yaklaşık olarak 20 cm ve 325 gram civarındadır. İçinde bulunduğu amnion sıvısını yutmakta ve bol bol idrar yapmaktadır. 5 duyusu da artık gelişmiş ve saçları da oluşmaya başlamıştır.

Bu dönemde gebelerin alçak topuklu ve rahat ayakkabılar tercih edilmesi uygundur. Günde 15-20 dakikayı geçmeyen sürelerle yürüyüş yapılması da faydalı olacaktır.

Doppler ultrasonografi incelemesi anneden bebeğe giden ve bebeğin vücudu içersindeki damarlardan geçen kan akımlarını dolayısıyla bebeğe yeterince kan gidip gitmediğini inceleyen bir ultrasongrafik tekniktir. Sağlıklı giden bir gebelikte mutlaka uygulanması gerekli değildir. Ancak 24. haftada sadece rahime giden damarların içinden geçen kan akımının ölçülmesi hekimlerin genellikle tercih ettiği bir uygulamadır. Böylelikle tansiyonu yükselecek gebelerin önemli bir bölümü erkenden teşhis edilmiş olur. Bunun dışında gelişme geriliği gösteren, gebelik zehirlenmesi (hipertansiyon, ödem ve böbrekten protein kaybı ile seyreden hastalık) ya da başka bir sorunla bebeğin sağlığından kaygı duyulan bir durum varlığında kan akım ölçümleri faydalıdır.

Bu dönemin sonunda bebekte arzu edilmeyen hastalık ya da şekil bozukluklarının olup olmadığının değerlendirilmesi için detaylı bir ultrasonografi değerlendirmesi yapılacaktır. Bebeğinizin gelişimi beyin boşluklarından başlayıp ayaklarına kadar yani tepeden tırnağa doktorunuz tarafından incelenecektir.

Çiftlerin akşam saatlarinde günde 15-20 dakikayı geçmeyen sürelerle düzenli yürüyüşler yapması da hem psikolojik hem de gebelik sağlığı açısından faydalı olacaktır.

Unutmayınız ki siz rahat ve huzurlu bir gebelik dönemi geçirirseniz, bebeğiniz de doğduğu günden itibaren huzurlu bir bebekliğe adım atıyor demektir. Araştırmalar göstermektedir ki, keyifli, mutlu bir gebelik dönemi geçiren annelerin bebekleri doğumdan sonra daha çok gülen, daha az ağlayan huzurlu ve ”uslu” bebekler olmaktadır

Gebelikte 6. Ay

Bu ayda bebeğin kaşları ve gözleri oluşmuş göz kapakları açılıp kapanmaktadır. Bebeğinizin akciğerlerinde hava kesecikleri oluşmaya başlamıştır. İçleri amniyon sıvısıyla doludur ve bu ayda nefes alma antrenmanları da başlar. Diş kökü oluşumları da başlamıştır. Tırnakları tamamen belirginleşmiş, ağırlığı yaklaşık olarak yarım kiloyu geçmiştir. Duyularının da iyice gelişmesi nedeniyle dışardan alınan seslere tepki verebilir, örneğin yüksek sesli bir ortamda bulunduğunuzda bebeğin hareketlerinin arttığını da hissedebilirsiniz.

Bu ayın sonunda erken doğumla istenmedik bir şekilde dünyaya gelen bebekler özel yenidoğan yoğun bakım koşullarında büyük olasılıkla hayatta kalırlar ancak ciddi sağlık sorunları da yaşayabilirler. Bu dönemden itibaren ana rahminde geçirilen her fazladan hafta bebeğe dışarıda yaşama için yeterlilik kazandıracaktır.

Rahminizde bu dönemlerde zaman zaman ortaya çıkan kasılma ve gevşemeler hissedebilirsiniz. Bunlar aslında rahimin gerçek doğum sancıları için hazırlık kasılmalarıdır. Eğer bu kasılmalar uzun sürüyor ve ağrılı oluyorsa mutlaka erken bir doğum ihtimali düşünerek doktorunuza haber vermelisiniz.

Doktorunuz size bu dönemde “şeker tarama” testinin yapılmasını önerecektir. Daha önceden şeker hastalığı olmayan ancak ailevi olarak yatkınlığı bulunan gebelerde gelişebilen gebelik diyabeti 24. haftadan daha önce de yapılabilir. Anne adaylarına 50 gram glikoz (şeker) içirilerek 1 saat sonraki kan şeker düzeyi ölçülür. Sonuç yüksek çıkarsa genellikle 3 saatlik uzun şeker yükleme testi uygulanır. Bu testte de problem olduğu saptanırsa doktorunuz sizi diyet uygulamasına alacaktır.

Rahminizde bu dönemlerde zaman zaman ortaya çıkan kasılma ve gevşemeler hissedebilirsiniz. Bunlar aslında rahimin gerçek doğum sancıları için hazırlık kasılmalarıdır. Eğer bu kasılmalar uzun sürüyor ve ağrılı oluyorsa mutlaka erken bir doğum ihtimali düşünülerek doktora haber verilmelidir.

Erken doğum tehdidinin diğer önemli belirtileri arasında kasıklarda dolgunluk hissi, pozisyon değiştirmekle geçmeyen bel ağrıları, vajinal akıntıda artış olmasıdır. Erken doğum riski özellikle çoğul gebeliklerde önemli bir problem olup mutlaka araştırılmalıdır. Daha önceden erken doğum yapan anne adayları en büyük riski taşımaktadırlar. Altıncı ayda rahim ağzının boyu ultrasonografi ile ölçülerek erken doğum riski anlaşılabilir.

Meme dokusu da bu dönemde gelişimini sürdürmektedir. Prolaktin adı verilen bir hormon sayesinde meme dokusu süt üretir ve üretilen bu süt oksitosin adı verilen bir hormon sayesinde süt kanallarında ilerler.

Prolaktin hormonu yükseldikçe yumurtlamayı da baskılar ve bu nedenle emziren annelerde belli bir süre yumurtlama olmaz. Yumurtlama devre dışı olduğu sürece normal şartlarda adet kanaması da olmaz.

Prolaktin (süt homnou) gebe olunmayan dönemlerde kanda düşük seviyelerde olduğundan süt üretimi olmaz.

Eğer prolaktin hormonu gebelik dışında yükselirse bu kez normal yumurtlama mekanizmalarını da bozarak kısırlığa sebep olabilir.

Gebelik başlar başlamaz kanda seviyesi artan bu hormon gebeliğin erken haftalarından itibaren meme dokusunda süt üretimini başlatır ve bu üretilen süt doğum sancılarının yani rahim kasılmalarının başlamasını sağlayan oksitosin hormonu salınıncaya kadar salgılanmaz.

Doğum sancısı çekmeye başlamadan sezaryan ile doğum yapan annelerde süt salgısının birkaç saat gecikmesinin nedeni işte bu oksitosin hormonu salgısının başlamamış olmasıdır. Bu annelerde oksitosin bebek doğduktan ve plasenta (çocuğun eşi) çıktıktan sonra kanamayı azaltmak amacıyla beyinden salgılanır ve süt salgısı gecikmeli de olsa başlar.

Emzirmenin kendisi de oksitosin hormonu salgısını kat kat artırır. Bazı annelerin emzirirken rahimlerinde ağrı hissetmesinin nedeni emzirmenin oksitosin hormonu salgısını artırması ve bu hormonun rahimin kasılmasını sağlamasıdır.

Bazı anne adaylarında bu haftalarda dahi kanallarda beklemekte olan süt akabilir. Bu bir erken doğum işareti olarak kabul edilmemektedir. Meme ucu uyarısının süt salgısını artırıcı ve aynı zamanda oksitosin hormonu salgısını artırarak rahimde kasılmaya neden olabilen etkileri nedeniyle süt gelip gelmediğini kontrol etmek amacıyla meme uçları sıkılmamalıdır.

Bu dönemde cildinizdeki değişiklikler daha da belirginleşir. Bu değişiklikler gebelik hormonları ve gebeliğin mekanik etkileri (rahimin büyümesi) sonucu oluşurlar. Kloazma (gebelik maskesi) adı verilen alın, yanak, burun ve çenede yama tarzında koyulaşmalar oluşur. Karında, memelerde ve kalçalarda çatlaklar oluşmaya başlayabilir.

Genellikle oluşan  çatlakların önlenmesi mümkünmüdür?.

Doğum sonrası ise bunlar sitria adı verilen beyaz çizgiler olarak kalırlar. Badem yağı ve bazı kremler cildin kuruluğunu ve kaşıntıları gidermeden öteye pek başarılı sayılmazlar.

Gebelikte 7. Ay

Bebeğiniz artık 1 kilograma, boyu ise 35 cm’ye ulaşmıştır. Ciltaltı yağ dokusu artmaya başlamış, solunum sistemi süratle gelişmekte ve dış ortamda nefes alabilmek için antrenmanlarını sürdürmektedir. Ancak yine de istenmedik bir şekilde bu dönemde doğan bebeklerde solunum problemleri olacaktır. Saçları da uzamaya başlamıştır. Bu ayın sonundan itibaren son trimester (üç ay) denen döneme girilmiştir.

Anne adayları için ise artık gebeliğin zor dönemlerindeyiz denebilir. Bacak krampları, karın çatlakları ve varisler can sıkıcı olabilir, kalsiyum alımını desteklemek ve yürüyüş egzersizleri faydalı olacaktır. Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçtürmeyi de ihmal etmeyin..

Son üç ayda gebelerin biraz daha zor dönemleri başlamıştır. Rahimin iyice büyümesi ve bacaklardan gelen toplar damarlara baskı yapması ile ayaklarda şişlikler, yürüyüşün zorlaşması, kramplar, varisler, bel ağrıları gibi şikayetler artabilir. Artık yüzünüz kilolardan yuvarlaklaşmaya başlamış, elleriniz ve parmaklarınızda şişlikler dikkati çeker hale gelmiştir. Akşama doğru olan özellikle ayaklardaki şişmeler gebelerin önemli bir bölümünde olur ve doğaldır ama sabahları da bu şişlikler varsa ve yüzde de dikkati çekiyorsa mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar tahlili yapılmalıdır.

Bacaklarınızda kasılmaları ve krampların varlığında kalsiyum ve magnesium takviyesi gerekebilir, bu konuda da doktorunuz size yardımcı olacaktır.

Bazı anne adaylarında bu haftalarda göğüsten süt gelişi olabilir. Bunu engellemek için herhangi bir ilaç vermeye gerek yoktur.

Yürüme ya da yüzme gebelik döneminde yapılacak en iyi egzersizlerdir.

Yüzme bir sorun olmadığı sürece gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebilir. Denize girlebilir ancak havuza girilecekse havuzun temiz olduğundan emin olunmalıdır.

Gebelikte 8. Ay

Gebe bir kadın vücudunun imkan tanıdığı pek çok işi yapabilir. Ancak zor işlerden, örneğin ağır yük taşımaktan kaçınması yararlıdır. Özetle, gebelikten önceki yaşam temposunu, gerekliyse bazı kısıtlamalarla sürdürebilir. Son aylarda alınan kilolar nedeniyle hareket kabiliyeti zaten kendiliğinden sınırlanır.

Çeşitli nedenlerle bu dönmede bazen bebeğin daha az oynadığını hissedebilirsiniz. Açlık, yorgunluk ve uykusuzluk durumlarında bebeğiniz nispeten daha az oynayabilir. Pratik bir yöntem olarak sabah yataktan kalkmadan önce 20 dakikalık bir sürede en az iki kez oynadığı hissedilmiyorsa hekime haber verilebilir.

Hekim bazen ileri inceleme amacıyla NST (nonstres test) yapılmasını isteyebilir. Bu testin amacı bebeğin hareketlerini ve bu hareketlere bebeğin sinir sisteminin verdiği reaksiyonu araştırmaktır. Son aylarda bebeğin iyilik halinin değerlendirmesi için ultrasonografi ve NST birlikte kullanılarak bir puanlama sistemi ile değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmeyi doğuma kadar belirli aralıklarla tekrarlamak gerekir.

Bebeğin cildi üzerindeki lanugo adı verilen küçük tüyler artık kaybolmuştur. Değişik seslere değişik tepkiler vermektedir. Gözleri hareketlidir, henüz net görme yeteneği yoktur ancak ışığı farkedebilir. Akciğerleri gelişmeye devam etmektedir. Bebek hareketleri rahatlıkla dışarıdan da gözlenebilir. Ağırlığı 1500 gramı aşmaya başlamıştır. Bu dönemde bebekler süratle kilo alırlar. Dönemin sonunda erken doğum söz konusu olursa genellikle çok fazla sorun yaşanmadan yaşamlarını sürdürebilirler.

Gebeliğin son dönemlerine yavaş yavaş yaklaşıldığı şu günlerde hareketleriniz oldukça kısıtlanmış olabilir. Artık günün daha fazla bölümünü “bacaklarınızı uzatarak” istirahate ayırmalısınız. Uzun süre ayakta kalmamalı, sürekli oturarak çalışıyorsanız, aralıklarla ayağa kalkıp dolaşmalısınız. Yine uzun süren seyahatlerden de mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Eğer yolculuk yapmak zorundaysanız uçak, tren ya da araba yolculuğunu tercih etmeli ve araba yolculuklarında da sık sık mola verip arada yürümelisiniz..

Gebelikte 9. Ay

Artık bebeğin ağırlığı 2 kilo ile 3 kilo arasındadır. Boyu yaklaşık olarak 45 ile 55 cm arasında değişmektedir. Büyüdüğünden dolayı ve karın içerisinde çok fazla hareket edemeyen bebeğin hareketleri anne tarafından biraz daha az hissedilebilir ama gene de belirgin azalma olduğunda doktorla iletişim kurmakta fayda vardır. Beyin aktivitesi ve bilinci gelişmiştir. Görme yeteneği daha da gelişmiştir. Aşağıya doğru inerek doğum yoluna girmeye başlar. Mekonyum adı verilen ilk dışkı bebeğin barsakları içersinde oluşmaya başlamıştır.

Bu dönemde sizi takip eden doktorunuzu en fazla 10 günlük aralarla mutlaka ziyaret etmelisiniz. Bebeğinizin sağlığının yerinde olup olmadığını araştıran testleri doktorunuz size uygulayacaktır. Bu ayda artık gebelik muayenelerine daha sık olarak çağrılacaksınız hatta son ayda genellikle her hafta bebeğin muayenesi gerekebilir. Doğum yapacağınız yeri ve yatacağınız odayı görmek de psikolojik rahatlama açısından oldukça faydalıdır.

Bu haftadan itibaren “karnınızın aşağı indiğini” farkedebilirsiniz. Buna yerleşme adı da verilir. Bunun sizin açınızdan en önemli sonucu mide yanması, nefes darlığı, kaburga ağrısı gibi şikayetlerden büyük oranda kurtulmanızdır.
Bebeğin doğum kanalına girdiğini gösteren bu bulgu doğumun yaklaştığını göstermesi açısından da değerli olmakla birlikte kesin bir gösterge değildir. İlk kez gebe kalanlarda bebeğin doğum yoluna yerleşmesi doğumun normal yoldan gerçekleşmesi açısından önem taşımaktadır.

Normal doğum yapma niyetindeyseniz doktorunuzun sizin kemik yapınızı incelemesi ve normal doğuma engel bir durum olup olmadığını araştırması gerekir. Beklenen doğum tarihini saptamak için son adet tarihinin ilk gününden sonra geçen zaman hesaplanarak gebelik yaşı hafta olarak belirlenir. Pratik olarak son adet tarihine 7 gün ekleyip 3 ay geriye giderek doğum tarihi hesaplanabilir. Gebelik süresi ortalama 40 haftadır ve beklenen doğum tarihi buna göre hesaplanır. Bu süreden iki hafta önce ya da sonra olan doğumlar miyadında diğer bir deyişle normal süreli doğumlar olarak tanımlanır. Daha fazla geciken doğumlara doktor müdahale eder. Daha erken doğumlara ‘prematüre’ (eksik) doğum denir. Bu durumda bebeğe özel bakım gerekebilir.

Doktorunuz beklenen doğum tarihini söyleyecektir ama doğumların ancak çok küçük bir bölümü hesaplanan günde gerçekleşir. Doğumun yavaş yavaş başladığının habercileri; rahim ağzını kaplayan kanlı sümüksü bir madde olan ‘doğum nişanı’nın gelmesi, bebeğin içinde bulunduğu su kesesinin açılarak ’suyun gelmesi’ ve düzenli aralıklarla gelen ve giderek sıklaşan ‘doğumsancıları’dır. Doğum nişanı görüldüğünde acilen hastaneye gitmek gerekmez. Ancak hekimle temas etmekte fayda vardır. Su kesesinin açıldığı durumlarda ise mutlaka hasneye gitmek gereklidir. Bu sıvının miktarı genellikle iç çamaşırdan akabilecek ve bacakları ıslatacak kadardır. Rahim kasılmaları da 10-15 dakikada 2 kez ve düzenli bir şekilde gelmeye başladığında hekim muayenesi şarttır.

Doğum Ne zaman ?

Artık doğum zamanı geliyor. Özellikle akşamları rahimde ufak ufak ve düzensiz kasılmalar olduğunu hissedeceksiniz. Bunlar da rahmin doğuma olan hazırlık antrenmanlarıdır. Bu dönemde 2.5-3.5 kg arasındaki bebek solunum hareketlerini arttırmış ve dışarıda sorunsuz yaşamaya hazırdır.

Beklenen doğum tarihinden sonra 1 haftaya kadar doktor kontrolü altında beklenebilir ancak daha fazla gecikme olduğunda doktorlar genellikle doğumu başlatmak üzere müdahele ederler. Aksi taktirde bebekte sorunlar oluşabilir.

Bu dönemde takip eden doktorunuz eğer ilk doğumunuzu yapacaksanız sizi muayene edecek ve kemik yapınızın normal doğum yapmaya uygun olup olmadığını araştıracaktır. Aslında kadınların çok büyük çoğunluğunun kalça kemik yapısı normal doğum yapmaya uygundur.

“Çatın dar!” şeklinde bir değerlendirme günümüzde Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimleri tarafından biraz fazlaca kullanılmakta olup özellikle büyük şehirlerde sezaryen sıklığı da gittikçe artmaktadır. Elbette çocuğun kilosu, duruşu gibi faktörler de doğum şeklinin seçiminde rol oynayacaktır.

Birçok anne adayının, hafızalarımıza yerleşmiş klasik doğum sahnelerindeki bağırarak ve acı çekerek doğum yapmaktan korkup sezeryanı tercih ettikleri malumdur..Ama eski tarz doğumların yerine artık ağrısız doğum yöntemiyle güle oynaya normal doğumu yaşama şansı vardır..Üstelik ameliyatın risklerine de girmeden..

Ancak yine de tıbbi bir gereksinim olmadığında bebeğinizi ne türlü doğurmak istediğinize en başta siz yani anne adayı karar vermelidir..

Doğumun başlangıç belirtileri herkesde aynı olmamakla birlikte, çoğunlukla halk arasında ‘nişan’ olarak isimlendirilen ve rahim kanalını tıkayan mukus tıkacının koyu sümüksü ve kanlı bir akıntı şeklinde vajinadan atılması veya belden başlayıp karına doğru yayılan ve sıklığı gittikçe artan düze ağrıların başlaması şeklinde kendini gösterebilir.

Genelde doğumun ilerleyen evrelerinde gerçekleşmesine karşın, bazı gebelerde ağrı olmadan önce idrar kaçırmaya benzeyen, çocuğun su kesesinin açılmasına bağlı suyun gelmesi de olabilmektedir. Bu belirtilerden herhangi biri ya da doğrudan kanama başlar ise hemen doktorunuzda haber vermelisiniz. O da şikayetlerinizi dinledikten sonra büyük olasılıkla sizi doğumu yapacağınız sağlık kuruluşuna yönlendirecektir.

GEBELİK VE ANEMİ (KANSIZLIK)

Anemi (kansızlık) kan hücresi olan eritrositlerin ve onların içerdiği hemoglobin değerinin normal değerinin altında olmasıdır.

Gebelik süresince bebek, anne zayıf olsa bile kendisi için gerekli olan enerjiyi, protein,demir,kalsiyum gibi minaralleri ve vitaminleri anneden alarak gelişimini sürdürür.Böylece annenin bu besin öğelerine olan gereksinimi artar. Artan gereksinimlerin karşılanmaması halinde; beslenme yetersizliğinin belirtileri olan kansızlık,diş çürümesi kemik bozuklukları meydana gelir. Anne halsiz ve yorgun düşer,bebeğini de yeterince besleyemez. Bu kez bebeğin büyüme ve gelişmesi tam olmaz ve sağlıksız doğabilir.

Buna ek olarak, henüz açıklanmayan bir nedenle demir desteği almamış ve kansızlığı olan gebelerin bebeklerinde erken doğum ve düşük ağırlıklı bebek doğurma riski de artmıştır.

Hamile kadınların yaklaşık %20’sinin anemik olduğu bilinmektedir.

 Öncelikle biraz fizyoloji bilgisi hatırlarsak:

Kan temel olarak 2 ana bölümden oluşur. Birinci bölüm şekilli elemanlar denilen akyuvar, alyuvar gibi hücreler, ikinci kısım ise bu şekilli elemanları taşıyan sıvı yani plazmadır. Kırmızı kürelerin (alyuvar, eritrosit) plazmaya göre olan yüzdesine hematokrit adı verilir. Normalde hematokrit %38- 45  arasındadır. Yani kanın %38-45′i şekilli elemanlar geri kalanı ise plazma tarafından oluşturulmaktadır.

Hamilelik sırasında kan hacmi yaklaşık %45-50 oranında artar. Bu artışın büyük bir bölümü plazma kısmındadır. Alyuvarlar plazma kadar hızlı çoğalamazlar. Bu durumda kan içinde alyuvar konsantrasyonu azalır ve hamilelik öncesi dönemde olduğundan daha aşağılara iner. Bu durum özellikle hamileliğin ilk yarısında belirgindir.

Hamilelik ilerledikçe alyuvar yapımı artar. Yapım artışı ise demire olan ihtiyacı arttırır. İlk başlarda gerek duyulan demir vücuttaki depolardan karşılanır ancak çoğu zaman bu depolar ihtiyacı karşılamada yetersiz kalır. Eğer kişi diet ya da ilaçlar ile yeteri kadar demir almıyor ise anemi ortaya çıkar. Bu tür anemiye hemodilüsyonel ya da fizyolojik anemi adı verilir.

Erişkin bir kadın için normal sayılan hemoglobin değeri 12-15 gr/dl arasındadır. Ancak gebelikte ortaya çıkan fizyolojik nedenlerden ötürü kansızlık sınırı 10.5 gr/dl olarak kabul edilmektedir. Normal bir gebeliğin devamı sırasında kan hacmi belirgin olarak artar. Fakat kan hücrelerinin sayısı (eritrosit) ise sadece % 15-20 oranında arttığı için kanda seyrelme meydana geleceğinden göreceli (fizyolojik) bir kansızlık meydana çıkar.

Kansızlık kendini vücutta oksijen yetmezliğinin bulguları olarak gösterir. Çabuk yorulma, halsizlik, çarpıntı gibi şikayetler ortya çıkabilir.

Hangi kişilerde kansızlık daha sık görülür ?

Bütün gebe kadınlarda demir eksikliğine baplı kansızlık riski artmakla birlikte, özellikle aşağıdaki gruplarda bu risk daha fazladır: sık aralıklarla birden fazla çocuk doğurmuş olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, sabah bulantılarıyla çok fazla kusan veya çok az yiyen kadınlar, gebelik öncesi beslenme bozukluğu olan kadınlar veya sosyoekonomik düzeylerindeki düşüklük ya da başka nedenlerle yeterli besin alamayan kadınlar risk altındadır.

Gebelikte anemi için tetkikler periodik olarak yapılmalıdır. Bunun en iyi yolu, hemoglobin konsantrasyonunun ve hematokritin ölçülmesidir. Bu genellikle tam kan tahlili adıyla istenir. Bunun yapılamadığı durumlarda,alternatif tanı metodları kullanılmalıdır.

Gebelerin ilk muayenelerinde, 24. ve 32. haftalarda tam kan sayımı yapılmalıdır.

Anemi (Kansızlık) sebepleri nelerdir ?

Demir Eksikliği Anemisi :

Demir eksikliği anemisi gebelikte görülen en sık anemi sebebidir. Tamamen sağlıklı, hiç kan bağışında bulunmamış kadınların bile üçte ikisinde demir depoları sınırdadır. Bu nedenle kadınların yarısı az demir deposuyla gebe kalır. Demir depolarının yetersiz olmasının en büyük nedeni adetle kaybedilen kan ve yetersiz beslenmedir.

Gebelerin yaklaşık olarak %20’sinde, demir gereksinimini karşılayamadıkları için demir eksikliği olur. Demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlık, demir desteği ve dengeli beslenmeyle kolayca düzeltilebilir.

Yetersiz demir deposu ile hamile kalan kadınlar gebelikleri sırasında demir desteği almaz iseler kolaylıkla demir eksikliği anemisi meydana gelir. Belitileri solukluk, halsizlik, saçlarda dökülme, tırnaklarda kırılma ve kalpte çarpıntı hissidir.

Normal bir beslenme ile demir açığının kapatılması kolay olmadığı için her gebe kadın gebeliği boyunca ve emzirme döneminde demir desteği almalıdır. Demir preperatları (kan ilaçları) mümkünse sabah aç karına alınmalı takip eden bir kaç saat boyunca süt veya süt ürünleri tüketilmemelidir. Tedavinin yan etkileri bulantı, kusma, ishal veya kabızlık olabilir. Hemoglobin miktarı normal değere geldikten sonra demir miktarı yarı dozda 3-6 ay kadar kullanılır. Böylece demir depolarının dolması sağlanır.

Vitamin Eksikliklerine Bağlı Anemi:

Gebelikte anemi sebebi olarak ikinci sırada yer alır. En sık sebebi B vitaminleri grubundan olan folik asit eksikliğidir. İkinci olarak B12 vitamini eksikliğine bağlı olarak da görülür. Bu vitaminler daha çok kırmızı ette bulunduğu için vejeteryan gebelerde sıklıkla görülür. Serum folat düzeyi düşüktür. Tedavide ağızdan folik asit tabletleri verilir. Kan değerleri bir kaç hafta içinde normale döner.

Kronik Hastalık Anemisi:

Böbrek hastalığı, bağırsak hastalığı gibi süregelen ve geçmeyen hastalıklarda gebelik öncesi 9-10 gr/dl olan hemoglobin düzeyi gebelikle birlikte daha düşük değerlere ulaşır. Bu kişilere bazen kan nakli de gerekir.

Kansızlığın en etkili tedavisi demir desteği almaktır. Ama elbette doğal gıdalarla da demir desteği uygulanmalıdır.

Kırmızı et yüksek oranda protein içeren, aynı zamanda da yapısındaki vücut tarafından emilebilme özelliği yüksek olan demir sayesinde bizi kansızlığa karşı koruyan önemli bir besindir. Kırmızı etin içerdiği proteinler önemli bir enerji kaynağı olmalarının yanı sıra vücutta önemli görevlerde rol alırlar. Doku yapımı, doku onarımı ve büyüme ve gelişme açısından da en temel yapı taşlarıdır. Kırmızı et içerdiği demir sayesinde vücudu kansızlığa karşı korur.

Ayrıca bu etkisini daha da artırabilmek amacıyla C vitamini açısından zengin besinlerle tüketilmesi önemlidir. Pişirirken özellikle yağda kızartmak yerine fırın, ızgara veya haşlama tarzında tüketilirse daha faydalı olacaktır.

Demir eksikliğine bağlı anemiden korunabilmek için:

Demirin iyi kaynağı olan besinler (karaciğer, kırmızı et, balık vb.) tüketilmelidir. Demirin emilimini arttırmak amacıyla, özellikle yemeklerle birlikte domates, mandalina, maydanoz, kivi, portakal türünden bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Çünkü C vitamini demir emilimini arttırmaktadır.

GEBELİK BULANTI VE KUSMALARI

Gebeliğin erken dönemlerinde bulantıya sıklıkla rastlanır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar genellikle sabahları daha şiddetli olduğu için bu duruma İngilizce’de “morning sickness” yani sabah hastalığı adı verilmiştir.

Gebelikteki bulantı ve kusmanın gün boyunca sürmesi, ayaktan ilaç tedavisine cevap vermemesi, anne adayının normal beslenmesini, günlük faaliyetlerini engellemesi, genel durumunu bozması ya da kilo kaybına yol açması durumunda Hyperemesis Gravidarum (“gebeliğin şiddetli bulantısı”) söz konusu olur. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durumdur.

Hyperemesis gravidarum genellikle genç yaşta ilk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür. “Şişman” olanlarda, çoğul gebeliği olanlarda ve sosyokültürel seviyesi yüksek olanlarda nispeten daha sıktır.

Gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik estradiol ve HCG hormonları artışının normalden fazla olması ya da seviyeler normal sınırlar içinde olmasına karşın bireysel duyarlılığın yüksek olması bu probleme neden olmaktadır.

Üzüm gebeliği ve çoğul gebelik gibi durumlarda HCG normalden çok fazla üretildiğinden hyperemesis’e de sık rastlanır. Hyperemesisin ayrıca psikolojik bir yönü de olduğu düşünülmektedir.

Gebelik bulantı kusmalarının anne adayı ve fetus üzerine kötü etkileri var mıdır ?

Erken gebelikte aşırı bulantı ve kusmaları olan anne adaylarının gebeliklerinin daha sağlıklı geçtiği ve düşük yapma oranlarının da azaldığı gözlenen bir durumdur. Ancak hyperemesis gelişen ve yetersiz tedavi gören ya da tedaviye cevap vermeyen anne adaylarında bu durum tersine de dönebilir. Kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği annede ek sorunlar gelişebilmektedir.

Hyperemesis gelişen anne adayının ilaç kullanmak, hatta hastaneye yatmak ve tedavi görmek zorunda kalması gebeliğinin ileri dönemlerini olumsuz etkilemez. Yeter ki bu dönem kısa sürede atlatılsın..

Tanı ve Tedavi yaklaşımı

Şiddetli bulantı kusmayla başvuran her anne adayının genel sistem muayenesi yapıldıktan sonra ultrason incelemesiyle gebelik haftası belirlenir. Ultrasonda çoğul gebelik ya da mol gebeliği (üzüm gebeliği) gibi etkenler kolaylıkla ortaya konabilir. Mol gebeliği saptanması durumunda tedavi daha farklı bir yön kazanır.

Tam idrar tetkikinde aç kalınan süre dolaylı olarak ortaya konabilir. Açlık süresi arttıkça idrarda başta aseton olmak üzere keton maddeleri artış gösterir. Keton cisimleri idrarda ne kadar yüksekse hyperemesis kadının vücudunu o kadar ağır etkilemiş demektir.
Tam idrar tetkikinde ölçülen idrar yoğunluğu ve idrarın gözlenen rengi de vücudun genel sıvı durumu hakkında bilgi verir. Tam idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu da saptanabilir.

Kan elektrolitleri de vücudun su durumu hakkında detaylı bilgi verir. Vücut susuz kaldığında kan yoğunlaştığı için kandaki sodyum ve potasyum miktarı artar. Elektrolitlerin artmış bulunması hyperemesisin şiddetli olduğunu gösterir ve acil tedavi gerektiren bir durumdur. Aslında elektrolit dengesizliği yaratacak kadar ağır seyreden hyperemesis olguları çok nadirdir.

Hyperemesis Gravidarum tedavisinde üç ayrı tedavi yaklaşımından biri uygulanır:

• Ayaktan önerilerle tedavi
• Ayaktan ilaçla tedavi
• Yatarak serum ve ilaç tedavisi

Anne adayının şikayetleri hafifse ayaktan ilaçsız tedavi denenebilir: Ayaktan ilaçsız tedavide amaç anne adayının bulantılarla kendisi başa çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla anne adayına şunlar önerilir:

• Yatağınızın kenarında kraker ya da bisküvi benzeri gıda maddelerini hazır bulundurun. Sabah bunları yedikten sonra yataktan kalkın.

• Günlük öğününüzü üç öğünde değil beş ya da altıya bölerek alın.

• Sıvıları yemekler arasında alın. Yemekler esnasında fazla sıvı almayın.

• Midenize ve barsaklarınıza dokunan yiyeceklerden uzak durun, canınızın istediğini yiyin.

Özetle; az az ve sık sık yemek yenilmesi, kuru gıdalar tercih edilmesi, gebenin canının istediği şeyleri yemesi ile genellikle bulantıların fazla olduğu bu dönem atlatılır.

Ancak bulantı kusmaların önü alınamadığında, anne adayının şikayetleri günlük faaliyetlerini engelliyorsa, ilaçsız tedaviye cevap vermiyorsa ve kişinin metabolizmasını bozacak kadar ilerlemişse doktor tavsiyesiyle bazı ilaçlar yararlı olabilir.

Gebelikte bulantı ve kusmaya sık rastlanırken bu kadar aşırı bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak %1’inden daha azında rastlanır.

Bulantı giderici olarak anne adayına verilen tablet ya da fitil şeklindeki ilaçlar yıllardır kullanılan ve bebek üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadığı bilinen ilaçlardır. Ek olarak B vitaminlerinin ön planda olduğu bir vitamin tedavisine başlanır. Ayaktan ilaç tedavisine karar verildiğinde anne adayı ilaçlarını kullanırken yukarıda bahsedilen önlemlere de uymalıdır.

Elbette her bulantı ve kusmayı sadece gebeliğe bağlamak da doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye cevap vermeyen bulantı ve kusmalarda, ya da gebeliğin ilerki dönemlerinde ortaya çıkan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da düşünülmelidir.

Üzüm gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), safra taşı, pankreatit (pankreas iltihabı), mide ülseri, hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) gibi hastalıklar da bulantı kusma yapabileceklerinden doktor tarafından ayırıcı tanılarının yapılması gerekir. Gebeliğe bağlı bulantı kusmalar aslında sağlıklı gebeliklerde görüldüğünden bir açıdan çok da üzünülmemesi gereken bir durumdur.

Şiddetli bulantı ve kusmalar nadiren hastaneye yatmayı ve damardan sıvı tedavisini de gerektirebilir.

Anne adayının şikayetleri ayaktan ilaç tedavisine de cevap vermiyorsa, genel durumu bozuksa, kilo kaybı varsa, tetkikler vücuda uzun süredir besin maddelerinin alınmadığını gösteriyorsa (idrarda keton cisimleri yüksek bulunursa) ya da vücudun susuz kaldığı yönünde bulgular varsa (idrarın yoğunluğu artmış, rengi koyu bulunursa, kan elektrolitleri dengesizse) anne adayı hastaneye yatırılır ve serum tedavisine başlanır.

Serum tedavisinin amacı anne adayına kaybettiği sıvı, elektrolit ve besin maddelerini intravenöz yolla (damar yoluyla) geri vermektir. Bulantı giderici ilaçlar ve vitaminler de kalçadan ya da serumun içine katılarak verilir.

Serum tedavisiyle anne adayı genellikle bir hafta içinde kendini toparlar. Nadir durumlarda bir haftadan daha uzun süre hastanede yatması gerekebilir. Taburcu edilirken anne adayına evde kullanmak üzere ilaçlar verilir.

Hyperemesis genellikle gebelik haftasının büyümesine paralel olarak hafifler ve ortalama olarak 12. haftanın sonunda genellikle biter. Nadiren gebeliğin ileri dönemlerine kadar süren bulantı ve kusmalar da olabilir.
Hiç bir tedaviye cevap vermeyen ve gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olan hyperemesise ise çok çok nadir rastlanır.

 

MOL GEBELİK / ÜZÜM GEBELİĞİ

Halk arasında “üzüm gebeliği” olarak da bilinen Mol gebeliği ya da molar gebelik genetik nedenlerle gebelik ürününün sağlıklı gelişime göstermediği ve rahim içinin üzüm tanesi gibi çok sayıda şişmiş vezikül denen içi sıvı dolu yapılarla dolu olduğu anormal bir gebelik şeklidir.

Gebelikte görülen plasental hastalıklar grubundan nadir görülen bir durumdur.

Bu grup hastalıklar içersinde en sık görüleni mol hidatiform adı verilen bu üzüm gebeliğidir. Bunun dışında İnvaziv Mol (yayılım gösteren üzüm gebeliği) ve Koryokarsinoma denilen ve kanser davranışı gösteren oldukça kötü seyirli nadir görülen bir alt tipi de vardır.

Molar Gebelik ayrıca komplet (tam) ve inkomplet (tam olmayan) olarak iki grupta incelenir.

Komplet mol, ultrason incelemesinde fetüs ve fetüse ait yapılar bulunmayıp, yalnızca plasentanın olduğu mol şeklidir. Plasenta ve eklerindeki hücrelerde -adeta üzüm tanesine benzer- şekilde ödem, şişlik ve genişleme mevcuttur. Bu durum ultrasonda tipik bir görünüm verir ve dolayısıyla tanı konması kolaydır.

Ultrason yapılmasına rağmen yine de tanı için şüphede kalınan durumlarda kanda Beta HCG testine bakılır. Molde bu değer, aynı gebelik haftasındaki normal bir gebeliğe kıyasla daha yüksektir.
Mol gebeliği istatistiksel olarak sosyoekonomik seviyesi düşük kadınlarda daha sık meydana gelir, ancak her gebe kadında gözlenebilir. Ülkemizde yaklaşık 1000-2000 gebelikten birine mol tanısı konmaktadır. 20 yaş altındaki gebelerde ve 40 yaş üstündeki gebelerde mol gebelik daha sıktır.

Genellikle tanı bir adet gecikmesi sonrası yapılan gebelik testinin pozitif olması sonrasında hastanın vajinal kanama şikayeti ile veya rutin olarak doktora muayene için gelmesi ile ultrason incelemesi sonrasında konulmaktadır.

Kanamalar hafif (lekelenme tarzında) olabileceği gibi fazla miktarda da görülebilir. Ayrıca daha önceden ultrason kontrolü yaptırmamış gebeler de bazen ilerleyen gebelik haftalarında bebeğin oynamaması şikayeti ile de hekime başvurabilirler.

Gebelerin bir kısmı “üzüm tanesi şeklinde parça düşürme” şikayetiyle başvurur. Bu durum veziküllerin rahim dışına atılmasından kaynaklanır.

HCG hormonunun aşırı yüksekliği bazı anne adaylarında her iki yumurtalıkda kistlerin oluşmasına neden olabilir. Bu kistler çok büyüdüklerinde ağrıya, ya da aşırı testosteron (“erkeklik hormonu”) üretmeleri durumunda tüylenmeye de neden olabilir.

Nadiren, 20. gebelik haftasından önce ortaya çıkan tansiyon yükselmesi belirtileri mol gebeliğinin ilk belirtileri de olabilir.

Tüm sayılan bu belirtiler kısmi molde daha hafif olur ve ilk belirtiler daha geç gözlenir.

Gebeliğin ilk ayında normal olarak da görülebilen bulantı ve kusmalar (hiperemezis) molde genel olarak çok daha şiddetli olur. Bulantı ve kusmaların nedeni, mol gebeliğinde normalden fazla olarak salgılanan Beta hCG hormonudur.
Mol gebeliği neden oluşur?
Komplet (tam) molde fetüse ait hiçbir doku yoktur. Bu durum, çekirdeksiz bir yumurtanın spermle döllenmesi sonucu oluşur. Yumurtanın çekirdeksiz olması nedeniyle bebek gelişimi olmaz ancak bebeğe ait eklerden plasenta gelişmeye devam eder. Bu form, mol gebeliğin daha sık gözlenen şeklidir. Belirtileri gebeliğin erken döneminde ortaya çıkar.

İnkomplet (tam olmayan) molde ise rahim içinde fetus mevcuttur, ancak kromozom olarak anormallik vardır. Normal bir yumurta hücresinin iki spermle döllenmesi söz konusudur. Her ne kadar bebek oluşmuş ise de genetik olarak fazla kromozomu olan bebeğin yaşama şansı yoktur. Kısmi Mol’de; içeri giren iki sperm, 23+23= 46 kromozomu oluşturur ve 23 kromozomlu yumurta hücresi ile de birleşince ortaya genetik bozukluğu olan 69 kromozomlu bir fetus meydana gelir. Komplet molden farklı olarak kanser potansiyeli taşımaz. Kısmi Mol’de fetusun da bulunmasından dolayı tanı bazen ilerleyen haftalara kadar gecikebilir.

Mol (üzüm) gebeliğinin ne gibi tehlikeleri vardır? ”

Mol gebeliği geçiren kadınların yaklaşık %10-15′inde plasentaya ait hücreler gebeliğin bitmesinden sonra da çoğalmalarını sürdürürler.

Bu duruma gestasyonel trofoblastik neoplazi (“gebeliğe bağlı plasental tümör”) adı verilir. Çoğalan plasenta hücreleri kan yoluyla diğer organlara yayılım yapabilir. En sık akciğer ve vajinaya metastaz yapmakla birlikte vücudun tüm organlarına yerleşebilir.

Uygun bir şekilde tedavi edilmediğinde yaptığı metastazlarla nadir görülen formlar (invaziv mol ve koryokarsinoma) ölümle sonuçlanabilir. Bu yüzden mol gebeliği tahliye edildikten sonra uzun süre (en az bir yıl) takip edilir.
Ayrıca mol gebeliğinin vajinal kanamaya yol açması ve bu kanamaların bazı durumlarda ciddi boyutlara ulaşabilmesi mol gebeliğinin diğer bir tehlikesidir.

Mol gebeliğinde tedavi nasıl olur ?

Kendi seyrine bırakılan bir mol gebeliğinde hiç beklenmedik bir zamanda ciddi bir kanama meydana gelebilir. Bu yüzden tanı konduktan kısa süre sonra gebeliğin beklenmeden sonlandırılması gerekir.

Mol tanısı konan gebe hastaneye yatırılır ve genel ve jinekolojik bir muayene yapılır.

Tahliye öncesi muhtemel bir metastaz araştırması amacıyla akciğer filmi çekilir ve kan hCG değeri daha sonraki izlemlerde kullanılmak üzere saptanır. Genel kan tetkikleri yapılır ve kan grubu belirlenerek, gerekli durumlarda kullanmak üzere en az iki ünite kan temin edilir.

Mol gebeliği tahliyesi için genel anestezi tercih edilir.

Mol gebeliğin boşaltımı esnasında tercih edilen yöntem vakum ile kürtaj uygulanmasıdır. Diğer gebelik boşaltımlarından farklı olarak bu gibi durumlarda kürtaja bağlı istenmeyen durumların meydana gelme olasılığı daha yüksektir.

Rahim yaralanması ve delinmesi, enfeksiyon ve kanama başta olmak üzere istenmeyen durumların oluşması gebelik haftalığının büyüklüğüyle direkt ilişkilidir. Bu yüzden mol gebeliğinin erken tanısı ve tahliyesi önemlidir.

Gebeliğin boşaltılmasıyla elde edilen parçalar da mutlaka patolojik inceleme için uzmana gönderilmelidir.

Mol tahliyesinde normal gebelik tahliyesinden farklı olarak müdahale esnasında hücrelerden bir kısmının kan damarlarına geçerek akciğer embolisi (atardamarın kendisinin ya da dallarından birinin dolaşım yoluyla gelen bir madde tarafından tıkanması) riski de olabilir. Ayrıca nadiren tahliye sonrası DIC (yaygın damariçi pıhtılaşması) adı verilen tehlikeli durum gelişebilir.

Mol gebeliğinde tahliye sonrası takip

Patolojiye gönderilen materyalin incelenmesinde mol gebeliği tanısı kesinleştikten sonra takip süreci başlar.

Tahliye sonrası kişi 1 yıllık bir takip sürecine alınır ve Beta hCG değerleri ile izlenir. İlk zamanlarda bu değer 0 olana kadar haftalık izlem yapılır daha sonra takiplerin arası açılabilir..

Mol gebeliğinde tahliye sonrası takibin amacı molar gebelik ürünlerinin vücuttan tam olarak uzaklaştırılıp uzaklaştırılmadığını ve hastalığın GTN’ye (tehlikeli formlara) dönüşüp dönüşmediğini ve saptamaktır.

Gebeliğe bağlı trofoblastik neoplazi (GTN) mol gebeliği geçiren gebelerin yaklaşık %10′unda görülür.

Mol gebeliği geçiren olan bir kadın eğer ailesini tamamlamış ve 40 yaş üzerinde ise histerektomi (rahimin ameliyatla alınması) uygun bir tedavi şekli sayılır Çünkü bu şekilde yaklaşık % 10 olan mol gebeliğin nüks etme veya başka formlara dönüşme olasılığı % 1′e kadar düşürülmüş olacaktır.

Ancak unutulmamalıdır ki rahmin alınması mol gebeliği sonrası GTN gelişme riskini belirgin şekilde azaltır ancak tamamen ortadan kaldırmaz. Bu yüzden histerektomi yapılsa bile operasyon sonrası takipler ihmal edilmemelidir.

Yumurtalıkta gelişen kistler varsa bunlara ayrı bir müdahele gerekmez ve tahliye sonrası birkaç haftada geriler ve aşırı bulantı-kusmalar (hyperemesis) de kısa zamanda ortadan kalkar.
Hangi mol gebeliğinin daha sonra nüks edeceği, problem yaratacağı konusu net değildir ve kestirilemez. Ancak bilinen bazı şeyler vardır ki; Tahliye öncesi jinekolojik değerlendirmede rahimin gebelik haftasına göre daha büyük olması, komplet mol olması, ilk ölçülen HCG seviyesinin 100.000′in çok üzerinde olması, hastanın yaşının 40 ve üstü olması mol gebeliği sonrası GTN gelişme riskini artırır.

Mol tahliyesinden sonra yapılan takipte kanda HCG seviyesinin düşmesi gerekir. HCG gebeliğin bitmesinden sonra 2-3 günde bir kan miktarı yarıya düşerek azalan bir maddedir. Bu düşme haftalık HCG takibiyle izlenir. Haftalık takiplerde HCG sıfırlandıktan sonra üç hafta daha haftalık inceleme devam eder. Daha sonra 6 ay boyunca aylık, daha sonraki 6 ay da 2 ayda bir olmak üzere bir yıl boyunca HCG ölçümü devam ettirilir.

Kan beta HCG seviyesi GTN gelişimini gösteren en önemli bulgu olduğundan anne adayının bir yıl boyunca gebe kalmaması gerekir. Çünkü hCG doğal gebelik hormonu olduğundan kişi gebe kalırsa hastalık nüksü ile karışıklıklar gösterir ve takip süreci aksar.

Gebeliği önlemek amacıyla genellikle doğum kontrol hapı verilir.

Bir yıllık takiplerde kan HCG seviyesinde yükselme olmaması durumunda takip biter ve kişinin gebe kalmasına izin verilir.

Kısmi mol tahliyesinden sonra ise önemli hususlardan birisi de çiftte kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu) varsa (anne adayı Rh(-), eşi Rh(+) ise) anti-Rh immunglobulin (“uyuşmazlık iğnesi”-RhoGAM ampul) uygulaması yapılmalıdır.

İLERİ YAŞ GEBELİĞİ

Günümüzde kadınlar tarafından evlilik ve annelik yaşı sürekli olarak ileriye ertelenmektedir. Bu ertelemenin nedenleri arasında öncelikle mesleki kariyerini sağlamlaştırmak, maddi güvenceyi sağlama kaygısı veya psikolojik olarak anneliğe hazır olmaya çalışmak sayılabilir. Ayrıca yaşanan teknolojik gelişmeler sonucu yardımcı üreme teknikleri (mikroenjeksiyon-tüp bebek) ile hamile kalan kadın sayısında büyük bir artış vardır. Yıllarca hamile kalamamış pek çok kadın bu yolla gebe olmanın mutluluğunu yaşmaktadır. Bunun sonucu olarak da ileri yaş gebelikleri günümüzde daha çok görülmektedir. Önemli olan konu ise, kadının, sağlıklı bir gebelik ve gebe kalma potansiyeli üzerine, yaşın etkili olduğunun farkında olmasıdır. Bir kadın için fizyolojik anlamda en uygun doğurganlık yaşı 20-30 yaşlar arasıdır. Anne adaylarının 35 yaş ve üzeri olması durumuna İleri Anne Yaşı denir. Bu tip gebelikler riskli gebelikler grubundan kabul edilip daha yakından ve özel bir takip gerektirir. Aslında 35 yaş sınırı, tamamen istatistiki verilerden yola çıkarak saptanmıştır. Yani 35 yaş ve üzerindeki gebeliklerde anne adayları, daha fazla komplikasyon riski ile karşı karşıyadır ve anne yaşı arttıkça risk artmaktadır. Bu yaş elbette kesin bir sınır olmayıp, giderek artan bir risk artışını ifade etmektedir. Öncelikle gebe kalabilme konusunu ele alırsak; yaşın ilerlemesi gebelik oluşması için kesin bir engel değildir fakat yaş ilerledikçe gebelik elde edilene değin geçen süre uzar. Otuz yaş altında herhangi bir ayda gebe kalabilme şansı % 20 iken, 40 yaş üzerinde bu şans yalnızca % 5 olarak bildirilmiştir. Bir başka deyişle; 25 yaşındaki bir kadın genellikle birkaç ay içinde gebe kalabilirken, 35 yaşı üzerindeki normal kadınlarda bu süre 6 aydan daha uzun sürebilir. Düşük yapma riski de benzer şekilde yaşla birlikte artmaktadır. Tüp bebek gibi ileri ileri düzey kısırlık tedavilerinde dahi 40 yaş üzerinde gebe kalma şansı azalırken, düşük yapma ve anomalili bebek riski artmaktadır. Yaşlanan kadın ile birlikte “yumurta kalitesi” düşer, bu da sperm tarafından döllenme kabiliyetlerinin azalmasına neden olur. Bu yumurtaların döllenmesi durumunda genetik bozukluklar açısından daha fazla risk söz konusudur. Örneğin, Down Sendromu (21. kromozomun iki yerine üç tane olması, mongol bebek) yaşlı kadınların çocuklarında daha sık görülür.

İleri yaştaki bir kadın gebe kalmaya karar verirse;

Yaş ilerledikçe gebelik elde edilmesini zorlaştıran nedenler;

Yumurtalıkların yaşlanması

Kız çocuklar doğduklarında yumurtalıklarında yaklaşık 400.000 adet yumurta bulunur. Doğumdan sonra yumurta üretimi olmaz ve kadının yaşı ilerledikçe yumurtalar da geriye dönüşsüz olarak azalır ve de yaşlanır. . Döllenme oranında azalma

yaş ilerledikçe yumurtanın sperm ile döllenebilme ve döllendikten sonra iyi kalitede bir embryo oluşturma şansı azalır. Elde edilen gebeliklerin düşükle sonlanma ihtimali de artar. Rahim iç zarının döllenen yumurtayı tutma yeteneğinin azalması

İlerleyen yaş ile endometriumun (rahmin iç tabakasının) döllenen yumurtayı tutma yeteneğini azalır ve dolayısıyla gebelik şansı düşer Endometriozis hastalığı ve myomların görülme sıklığının artması

yaş ilerledikçe karın içine kanamalar yaparak infertiliteye neden olan endometriozis hastalığı ve rahim içinde yer kaplayan myomlar daha sık görülür. Ayrıca kırk yaşına gelene kadar bir çok kadının başından doğurganlığını etkileyebilecek, kadınlık organları ile ilgili tüpleri tıkayabilen iltahaplar, dış gebelik, appendisit, endometriosis ya da değişik nedenlere bağlı cerrahi müdahaleler geçebilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki üreme sağlığı açısından kadınların biyolojik yaşı kronolojik yaşından daha önemlidir. Bazen 45 yaşındaki bir kadın düzenli olarak yumurta üretirken çok daha genç olan bir kadın erken olarak menopoz dönemine girmiş olabilir. Otuzbeş yaşın üzerindeki evli çiftler düzenli ilişki kurmalarına rağmen gebe kalamadıkları taktirde hekime başvurmak için altı aydan daha fazla beklememelidirler. Elbette yaşlanma yalnızca kadınları etkilemez. Erkeklerde ise, kadınlardaki gibi bir menopoz olmamakla birlikte, seksüel fonksiyonlarda azalma ve gebelik oluşturma kabiliyetinde yaşlanma ile birlikte değişiklikler meydana gelir. Sıklıkla yaşlanma ile birlikte erkeklik hormonu olan testosteron düzeylerinde hafif bir azalma meydana gelir ve bu cinsel isteğin (libidonun) azalmasına da neden olabilir. Yine erkeklerde gösterilmiştir ki yaşlanma ile birlikte testisler de bir miktar küçülür ve yumuşar. Sperm şekli ve hareketliliği de yıllar içersinde az da olsa kötüleşme eğilimindedir. Bu değişikliklere rağmen erkekler için çocuk sahibi olabileceği maksimum bir yaş sınırı yoktur.!

öncelikle gebelik meydana geldiğinde oluşabilecek tıbbi problemler olup olmadığı araştırılmalıdır. Örneğin hipertansiyon ya da şeker hastalığı gibi durumlar gebelik sürecinde sıkıntı yaratabilir. Gebe kalma potansiyelini değerlendirmek üzere adetin 2-4 günlerinde yapılan FSH ve östradiol (E2) ölçümleri ve ultrason ile yumurtalıkların görünümünün değerlendirilmesi önemli bilgiler sağlar. İleri yaş grubundaki kadınların bilmeleri gereken önemli bir konu da genetik problemi bulunan bebek taşıma şanslarının genç yaştaki kadınlara göre daha fazla olduğudur. Gebe kaldıklarında, amniosentez veya koryon villus örneklemesi gibi girişimlerle bu durumu ortaya koymak mümkündür. Etkili tedaviye (aşılama ve tüp bebek gibi)rağmen sonuç alınamayan yaşlı infertil kadınlar için yurt dışındaki bazı merkezlerden genç kadın yumurtalarının satın alınması yani yumurta bağışı (donasyon) düşünülebilir. Ancak yasalarımız buna imkan vermediğinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde bu işlem yapılmamaktadır. İleri anne yaşına sahip gebeler hamilelik süresince de pek çok sıkıntı ile baş etmek zorunda kalabilirler. Örneğin gebelikte ciddi bir sorun olan tansiyon yükselmesi (hipertansiyon), gebelik şekeri, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, peripartum kardiyomyopati (doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği ), doğum sonrası kanamalar , plasental anormallikler, erken doğum, ölü doğum gibi istenmeyen olaylar da daha sık yaşanmaktadır. Anne yaşının artmasıyla gebelikte diğer sistemik hastalıklar olma şansı da artmaktadır. Ama tüm bunlar anne adayını korkutmamalıdır. Tecrübeli Hekimler tarafından dikkatli bir takip ve yerinde müdaheleler ile bu riskler minimal düzeye indirilebilir.! Bebeği bekleyen riskler var mıdır?

İleri yaşta anne olmak sadece hamileler açısından değil bebekler açısından da risk taşıyabilir. Daha önce de bahsedildiği gibi 35 yaşın üzerinde oluşan gebeliklerde ortaya çıkan önemi sorunlardan birisi artmış kromozom anormalliği olasılığıdır. Bunlar arasında Down sendromu (mongolizm) önemli bir yer tutar. Annede oluşan gebeliğe bağlı hastalıklar, gebeliğe bağlı hipertansiyon, şeker hastalığı ve plasental anormallikler nedeniyle bebeğin erken doğurtulduğu durumlarda bebek erken doğumdan kaynaklanan tehlikelere maruz kalmaktadır.” Sonuç olarak bilinmelidir ki kadınlar açısından gebelik yaşı ertelendikçe kısırlık problemleri yaşanmakta, gebelik süreci zorlaşmakta, gebelik ve doğumun komplikasyonları artmaktadır.

ANTENATAL(DOĞUM ÖNCESİ) KANAMALAR

Gebeliğin ikinci yarısında olan vajinal kanamalara antenatal kanamalar denilir. Doğumun birinci ve ikinci evresindeki kanamalar da bu gruba sokulabilmektedir.. Gebeliklerin %2-3’ünde görülür. Antenatal kanamalar plasental ve nonplasental kökenli olabilir.

Plasenta kökenli olanlar (%62):

Plasenta previa (%22),

plasenta dekolmanı (%30),

marjinal sinüs kanamaları (%10),

plasenta circumvallata.

Plasental kökeni olmayanlar (%28):

Vasa previa rüptürü, kanama pıhtılaşma bozuklukları, vaginal ve servikal enfeksiyonlar,serviks ve vagina kanserleri, servikal polipler, vulvar ve vaginal varisler, uterin rüptür, mukus tıkacının atılması, travma, hematüri.

Plasenta previa

Uterus alt segmentinde kas dokusu korpustan az olduğu için buraya yerleşmiş olan bir plasentanın ayrılmasından sonra kas liflerinin kasılmasıyla plasental insersiyon yerinden olan kanama yeterli oranda durmayabilir. Bilateral hipogastrik arter ön dalının ligasyonu gerekebilir. Ayrıca alt segmentte plasenta akreta, plasenta inkreta ve plasenta perkreta şeklinde yapışmış olabilir. Bu komplikasyonlarda sıklıkla histerektomi gerekmektedir.

Tedavi

Evinde kanaması başlayan gebenin ambulans ile hastaneye getirilmesi ve vajinal muayene yapılmadan alınması önemlidir. Hastaneye haber verilerek kan grubu biliniyorsa kan hazırlığına başlanmalıdır.

Hastaneye gelen olgularda hızlı sistemik muayene ile annenin genel durumu değerlendirmeli ve varsa preşok ve şok tedavisine başlanmalıdır. Karın muayenesinde uterus genellikle yumuşak, tonusu normal bulunur. Uterus hassasiyeti yoktur. Elle veya fetal monitör ile izlenerek uterin kasılmalar araştırılmalı ve doğum eyleminde olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmalıdır. Kanama hipovolemi bulgularına yol açmışsa damar yolu açılıp testler için kan alınırken ameliyat için hazırlıklar hızlıca tamamlanarak sezaryene alınır. Sezaryen ile kanama kesilirken bulunabilen en hızlı şekilde kan transfüzyonuna başlanır. Fetüs matürse ve sezaryen ile doğum planlanmışsa sezaryen yapılır. Fetüs matür değilse hastanede yatak istirahati ve yedek kan hazır tutularak konservatif tedavi yapılabilir.

PLACENTA DEKOLMANI

Tanı:

Öykü ve muayene çoğunlukla Plasenta dekolmanı tanısının konulmasını sağlar. Ama kesin tanısı ultrasonografi ile konur. Sezaryende fetüs doğduktan sonra plasentanın kolayca ve arkasında bir hematom ile birlikte doğduğu görülür. DIC bulguları yönünden testler yapılmalıdır.

Tedavi:

Anne hayatı daima ön plandadır. Doğum yaptırılması gerekir. Konservatif tedavi edilemez. Fetal ve maternal durumun stabilizasyonu için sıklıkla sezaryen gerekir.

Çocuk ölümü %50-80, morbidite %40-50, anne ölümü %0.5-1’dir.

Marjinal sinüs kanaması

Normal yerleşmiş bir plasentanın kenarından genellikle son trimester içinde kanama olmasıdır.

Tanı:

Belirtisi vajinal kanamadır. Karın muayenesinde özellik yoktur. Vajinal kanama vardır, ama servikal açıklık olanlarda plasenta alt ucu palpe edilemez. Ultrasonografi ile patolojik bulgu izlenemeyebilir.

Tedavi:

Plasenta previaya benzer. Kanama fazla ise hemen sezaryen yapılırken kanama hafif ise gebelik haftasına göre ya hemen vajinal doğum ya da 37 hafta tamamlanınca vajinal doğum yaptırılır.

Vasa previa rüptürü

Kordonun plasentanın ortası yerine plasentanın kenarındaki koryoamniyotik membran üzerine tutunmasıdır. Kaybedilen kan fetusa aittir. Vasa previa 3000 doğumda bir görülür ve rüptüre ise %75 fetüs ölür. Acil sezaryen fetüsü yaşatmanın tek yoludur.

Nonplasental kanamalar

Vajinal ve servikal erozyonlara bağlı kanama olabilir.Enfeksiyon doku direncini azaltır. Gebelik ile beraber doğum kanalı kanseri 1/4000-5000 olguda gözükür. Servikal polipler kendiliklerinden kanarlar. Tedavisi torsiyon veya koterizasyondur.

Variköz kanamalar gebelikte venöz basınç artışı ve kadında predispozan faktörler varsa geniş şekilde oluşan varislere bağlı olarak ortaya çıkar. Varisin kanayan yeri dikilir veya koterize edilir

                                                       GEBELİK VE MYOM

  Myomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir?

Gebelikte myomların ortaya çıkardığı riskler genel anlamda myomun rahim içersinde yerleştiği yere ve myomun boyut ve sayısına bağlıdır.

Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, bebeğin normal yerleşimi olan başaşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın (çocuğun eşi) erken ayrılmasına (ablasyo), rahimin kasılmasını engelleyerek doğum sonrası aşırı kanamaya da neden olabilirler.

Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryan ile doğum gerektirdiğinden miyomu olan anne adaylarında sezaryanla doğum olasılığı artar.

Myomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle genellikle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konuduğunda 6 cm. ve daha büyük olan myomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler.

 

Bazen hızlı büyüme neticesinde myom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve myomda dejenerasyon (“bozulma”) denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de myomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir.

Myomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir.

 

Gebelik öncesinde myom tanısı konması durumunda ne yapılır?

Gebelik döneminde en sık sorun yaratan myomlar submüköz adı verilen rahimin içersine doğru büyümüş olanlar olduğundan bu tür myomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) teknik uygulanabilir.

İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle kanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar mümkünse gebelik öncesinde çıkarılmalıdır.

Myom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde myom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunmalıdır.

Daha önceki bir gebelikte myoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde myomun çıkarılması uygundur.

 Gebelikte myom tanısı konduğunda ne yapılır?

Gebelik döneminde myom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Myomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Myoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına zarar vermemesi için anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir.

Gebelikte myoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon (“bozulma”) ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesicilerle tedavi edilir.

 

Devam eden bir gebelikte myom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar.

Myom ile gebeliğin bir arada bulunduğu durumlarda bir diğer sorun da myom nedeni ile doğum esnasında rahimin yeteri kadar kasılamamasıdır. Bebek doğum kanalına uygun şekilde giremez ve bu tür hastalarda büyük olasılıkla sezaryen gerekir. Doğum kanalını tıkayan myom varlığında ise sezaryen tek doğum şeklidir. Doğumdan sonra ise rahim kasılmalarının etkisiz olması nedeni ile fazla miktarda kanama da görülebilir.

Sezaryan operasyonu esnasında myom çıkarılması çok küçük ve dışa doğru büyümüş saplı myomların dışında aşırı kanamaya neden olabileceğinden genelde tercih edilmez.

Daha önceden myom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında nadir bir olasılık olsa da uterus rüptürü (rahimin yırtılması) da ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Daha önce myomektomi operasyonu (myom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır?

 

Operasyon esnasında rahimin tabakası hasar gördüğünden normal doğumda oluşan rahim kasılmalarında yırtılma riski söz konusu olabileceğinden çok büyük çoğunlukla sezaryan ile doğum tercih edilir.

Bazen anne adayı normal doğum yapabilir, ancak rahimde yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryana dönülebileceğini bilmelidir. 

 

Myomlar rahim iç tabakasıyla komşu olabilirler ve rahim iç boşluğuna doğru büyüebilirler(submüköz denilen tip), veya rahim kası içinde yerleşmiş olabilir (intramural adı verilen tip), ya da rahimin dışına doğru yerleşmiş ve büyümüş olabilirler (subseröz adı verilen tip).

 

Myomlar yerleşimyerine ve büyüklüğüne göre kadının gebe kalmasını ya da gebe kaldıktan sonra rahimin gebeliği son döneme kadar taşımasını zorlaştırabilirler.

 

Örneğin rahimden çıkan tüpleri tıkayarak spermin ve yumurtanın geçişini güçleştirebilir ya da rahim iç zarının düzenini bozarak döllenmiş yumurtanın rahime yerleşmesini engelleyebilir.

Myom büyümeye devam ettikçe üzerindeki tabaka gerilir ve kanlanması bozulur. Bu durumda gebelik ürününün rahimde yerleşse bile yeterli derecede kanlanması mümkün olmaz ve gebelik düşükle sonuçlanabilir.

Gebelik oluştuktan sonra gebelik ürününü bekleyen diğer bir problem de myom nedeni ile bebeğe yeteri kadar büyüyecek yer kalmamasıdır. Bu durumda ise erken doğum riskinin belirgin olarak arttığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla miyomu olduğu bilinen bir anne adayının daha yakın takibi gerekir.

Myom tanısı gebelik öncesi dönemde yapılan jinekolojik bir muayenede konulabileceği gibi gebelikte erken dönemde yapılan değerlendirmede de konur.

Myomlar Rahim düz kas dokusundan kaynaklanan ve “iyi huylu” olarak kabul edilen urlardır.

Kadınlarda oldukça sık olarak (20-25) görülürler ve bu nedenle de gebelik döneminde de doğal olarak sıkça rastlanırlar. Genellikle yuvarlak pembemsi renktedirler ve rahim içinde her yerde bulunabilirler. Sıklıkla bir tane olmalarına karşın daha fazla sayıda da olabilirler.

Anne adayının yaşı ilerledikçe gebelikte myom görülme olasılığı da artar.

                                                 (AİDS) HIV ve GEBELİK

Anneden bebeğe geçişin önlenmesi

Çoğunluğu fakir ülkelerden olmak üzere her yıl bütün dünyada 2 milyon HIV hastası kadın gebe kalmaktadır. 

Bunların 1/3-1/4’ü doğumda,gebelikte veya süt verirken hastalığı yenidoğanlara bulaştırırlar.(Her gün 2000 yeni infekte AİDS’li bebek)                                        Anneleri ölerek yetim kalmış olan HIV infeksiyonlu çocuklara HIV negatif çocuklardan daha fazla dikkat gösterilmelidir.                                                                                      HIV her iki cinste de aynı oranda görülse de hastalık gebe kadınlarda virüsün doğmamış ve yenidoğmuş bebeğe geçirilmesi gibi üreme sağlığı üzerinde çok olumsuz etkilere neden olmaktadır. 

 HIV’in asemptomatik safhasında kadınlar infeksiyondan habersiz olsa da çocuklarında

ortaya çıktığında farkına varırlar.Bu durum aile içinde sürtüşmelere sebep

olup,infeksiyonun aileye kadın tarafından getirildiği yönünde suçlanmasına neden olur.

 HIV’in Gebelik üzerine etkileri

Afrikadaki bazı çalışmalar HIV’in semptomatik ve asemptomatik kadınlarda fertilite üzerine olumsuz etkileri olduğunu göstermiştir.

 CD4 sayı/oran karşılaştırmaları yapıldığında gebe HIV pozitif kadınla gebe olmayan HIV pozitif kadınlar arasında bir fark olmadığı görülmüştür.

HIV’in spontan abortusu arttıdığına veya açıkça konjenital anomalilere sebep olduğuna ait bulgu yok gibidir.

HIV infeksiyonunun erken safhalarında gebelik hastalığın ilerleyişini hızlandırmaz.

Geç HIV fetal büyümede azalma,erken doğum,düşük doğum tartısı,prenatal ve neonatal ölüm gibi gebelik sonucuna etki edebilir.

HIV ile ilişkili genel problemlerde gebe ve gebe olmayan kadınlar arasında fark yoktur ve aynı şekilde tedavi edilmelidirler.(ilaç tedavisi hariç)

Anneden çocuğa HIV Geçişi

HIV bebeğe gebelikte,doğum esnasında ve süt verme esnasında bulaşabilir,bulaşların çoğunun doğum esnasında olduğu düşünülmektedir.

Prenatal olarak HIV’libir annenin süt verme esnasında HIV’i bebeğine bulaştırma ek riski %14 olarak tahmin edilmektedir.

Postnatal dönemde HIV infeksiyonu almış anneler için bu oran %29’a kadar yükselmektedir.

Birçok çalışma süt verme esnasında hastalık bulaştırma riskinin ilk birkaç ayda en yüksek olduğunu,takiben tedrici bir düşüş gösterdiğini ifade etmektedir.

Risk süt vermeye devam edildiği sürece devam eder.

 Bulaşma Riskini Arttıran Faktörler

Yüksek anne virüs yükü: >5-10,000 copies/ml(örnek:HIV geç safhası ve serokonversiyon zamanında: CD4 cell sayısı <100 cells/mm)

Tekrarlayan STD’ler

Malarya plasenta fonksiyonlarını bozar ve plasentadan virüs geçişini kolaylaştırır.

A vitamini eksikliği

Erken doğum

İnfekte amnion sıvısı(koryoamnionit)(sınırlı bilgi;son yıllardaki çalışmalar risk artışını

 onaylamamaktadır)

 Bulaşma Riskini Arttıran DiğerFaktörler

Vaginal doğum

Amnion zarının 4 saatten uzun açık kalması

Plasenta ayrılması

Doğum esnasındaki invaziv işlemler(Vacuum extraksiyon,epizyotomi,forseps kullanımı,kafa derisinden FHR izleme)

Doğumdan sonra mekanik burun temizliği

Süt verme ve özellikle karışık süt verme

MTCT’yi azaltan işlemler

Gebelik esnasında

Psikososyal desteğe ek olarak istemli HIV testi ve konsultasyon yapılmasına ikna et

Malarya,STD’ler ve diğer infeksiyonların mümkün olan en erken sürede teşhis ve

hemen tedavisini sağla

Temel antenatal bakımı sağla:

Demir desteği

MTCT ve bebek beslenme şekilleri hakkında bilgi ver

MTCT için ART

Risk azaltan/daha emniyetli seks işlemleri

 Gebelik ve doğum esnasında

 Membranların açılmasını geciktir

Membranlar açıldıktan sonra minimal vaginal muayene yap

Mümkünse vajinayı habitane veya diğer virüs öldürücülerle temizle

Forsepsle doğumu azalt

Epizyotomiyle doğumu azalt

Elektif sezaryen operasyonu MTCT’ye karşı vajinal doğumdan daha koruyucudur.

ART’de değilse NVP ver.

 Doğumdan sonra

 Mekanik burun temizliğini önle

Yenidoğanı hemen annenin kan ve sekresyonlarında temizle

Bebeğin en güvenli şekilde beslenmesini sağla(Uluslararsı kurallara göre:annenin

tercihi  doğumdan sonraki 30 dakika içinde memeden süt verilmesidir)

Süt verme seçilen bir yolsa:Bilgilendir.

Süt ürünlerinin verilmesini tavsiye et:Koşullar uygunsa ve 6 aydan sonra memeden

kesme.

 Riskleri ve faydaları

 Memeden beslenme vb.Beslenme tarzının değiştirilmesi

WHO/UNAIDS/UNICEF HIV’li kadına meme vermenin riskleri ve faydaları hakkında tüm bilginin verilmesini,kadının kararına göre de  desteklenmesini tavsiye etmektedir.

Emniyetli yollar yoktur,bazı vakalarda 6 aylık oluncaya kadar meme verme tavsiye edilebilir.

HIV pozitif kadınlarda meme verme:    Bebeğe ait riskler

HIV infeksiyonu

İnfeksiyon risk bebek meme emdiği sürece devam eder.

Karışık beslenme alan çocukların meme almayan veya buna benzer beslenme

almayanlardan ilk birkaç ayda HIV enfeksiyon riski daha yüksek görülmektedir.

Meme emme süresinin kısaltılması HIV geçiş riskini azaltabilir ve karışık beslenme

özendirilmemelidir.

Alternatif olarak verilen besinlerde riskli olabilir.

 Meme emme:Bebeğe faydaları

 İmmünolojik,besinsel,psikososyal ve çocuk gelişimi üzerine  faydaları iyi bilinmelidir.

Hasta çocuklarda HIV ile ilişkili hastalıkların ilerleyişini hızlandıran infeksiyonların

önlenmesinde anne sütü önemli bir rol oynar

 ART tedavisi ve MTCT

 Prenatal geçişin önlenmesi

 ARV tedavisi HIV’in anneden çocuğa geçişinde önemli bir azalmaya neden olur.

 Çalışmalar 14. Haftadan başlayarak gebelik boyunca AZT alan kadınlarda yenidoğanda meme verilmediğinde MTCT riskinin %70 kadar azaldığını göstermektedir.

Gebeliğin 36. Haftasından başlayarak daha kısa tek AZT tedavisi 6 ayda HIV geçiş riskinin meme vermeyenlerde %50 ve meme verenlerde %37 azaldığını göstermektedir.

Kısa süreli NVP’nin geçiş riskini %47 oranında azalttığı gösterilmiştir.

Bu protokol en sık kullanılanlarından biridir çünkü MTCT programlarındaki kullanımının düşük maliyetiyle MTCT’yi  azaltarak klinik çalışmalardaki etkinliğini ortaya koymuştur.

HIV infeksiyonu için ARV ile tedavi gören kadınlarda viral yükleri <1000 copies/ml ise

çok düşük bulaşmaya sahiptirler.

 Gebelikte ilk kez HIV infeksiyonuyla karşılaşan kadınlar

 İlk trimestredeki kadınlar ART başlamayı geciktirmeyi düşünebilirler.

Annedeki HIV’in ağırlık derecesini ve birinci trimestr sonrasına kadar ART tedavisinin gecikmesinin potansiyel riskleri ve faydaları düşünülmelidir.

İleri derecede hasta olan kadınlarda ilaca erken başlamanın faydası fetusa teorik azaltabilir,AZT,3TC,NVP VEYA NFV gibi ilaçlarla başlanması tavsiye edilir.

 ART tedavisindeki HIV infeksiyonlu kadınlar gebe kalırsa

 Opsiyonlar:

İlk trimestrede tedavi geçici olarak ertelenir

Aynı tedaviye devam edilir

Değişik bir tedaviye geçilir.

 Düşünülecek konular:

 Gebeliğin safhası

Annenin hastalığının ağırlığı

Gebelikte tedaviye tolerans

Fetusa zararlı etki potansiyeli

ART ve meme verme

ART tedavisi gereken kadınlarda ve meme verdiklerinde tedavileri devam etmelidir.

Meme verme esnasında HIV’in doğum sonrası bulaşmasını önlemek için anneye tek başına verilen güçlü ART’nin etkisi bilinmemektedir,fakat son zamanlarda araştırılmıştır.

Kısa dönem AVR profilaksisi ve doğum sonrası tedavi

 Kısa süreli ARV tedavisi viral üremeyi tamamen baskılamasa da AVR ilaç rezistansının gelişmesiyle birliktedir.

MTCT’nin önlenmesi için NPV’nin doğumda/yenidoğanda tek doz uygulandığı Urganda HIVNET 012 çalışmasında kadınların %19’unda ilaca rezistans geliştiği bulunmuştur.Bu doğum,HIV virüs yükü ve CD4 hücre sayısıyla birliktedir.

Günümüzdeki bilgilere göre(daha ileri araştırma yapılana kadar)MTCT’nin önlenmesinde tek doz NVP veya kısa süreli AZT/3TC’nin alınmasından önce bu kadınların tedavisi için başlanan kombine AVR ilaç tedavi rejimi bu ilaçların bir parçası olarak kullanılmamalıdır.

 Gebelikte ve doğumdan sonra tedaviye uyum

Gebe ve doğum sonrası kadınlarda tedaviye uyum zorluğu daha fazladır.

Uyum zorlukları:sabah hastalığı,GI bozuklukları,ARV’nin fetusa zarar verdiğine dair

korkular.

Gebelik esnasında tedaviyi geçici olarak bırakma ihtiyacı olursa tüm ilaçları durdur ve

sonra yeniden başla.

Bu rezistans gelişme potansiyelini azaltır.

 Doğum sonrası tedaviye uyum zorluğu

 Doğum sonrası dönemdeki fiziksel değişiklikler yenidoğan bir bebeğe bakma zorluğu ve stres ile ikiye katlanır.

Doğum öncesi ve sonrası dönemde tedaviye uyum sağlamak için ilave desteklerin sağlanması önemlidir.

 Tavsiyeler

İlk 6 ay meme vermeden uzak durmak genellikle desteklenmektedir ve HIV durumuna bakılmaksızın bebeğe bilinmeyen faydalarının göz ardı edilmesi çoğu annenin seröz durumu ile desteklenmiştir.

Anne besleme metodu hakkında son seçimini yapmalıdır.

Seçimi ne olusa olsun sağlık sorumlusu anne ve çocuğun optimal beslenmesinin

sağlanmasına destek vermelidir.

 HIV  +  Gebelik

 Perinatal transmisyon: Tedavi ile  % 1 – Tedavisiz 30

1/3 olguda prenatal, 2/3 olguda doğumda transmisyon

 Tüm gebelerden hekimle ilk temasta HIV testi istenir.

OraQuick rapid HIV …… EIA…… Western blot….. HIV PCR-RNA

 HIV-RNA düzeyi  >55000 /ml

 CD4+ > 350 hücre/ microlitre

Antiretroviral ajanlar ile tedavi

 HIV pozitifliği doğrulanan gebeler ileri tetkik ve tedavi için Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi AIDS merkezine sevkedilirler.

Su doğumları son yıllarda uygulanan ve bebeğin rahim içi koşullarından rahim dışı hayata geçişi daha kolay sağlayan bir yöntem olarak düşünülmektedir.

Doğum esnasında anne havuz gibi içi su dolu bir küvet içinde oturur. Doğum takibi burada yapılır. Sancılar geldikçe suyun içinde ıkınmalarını yapar. Takip tuşeleri burada yapılır.
Bebek ıkınmalar sonucu suyun içine doğar. Bebek sudan hemen çıkartılmalıdır. Dış ortam ve bebeğe dokunma spontan olarak solunum refleksini başlatır. Bebek suyun içinde tutulursa bu suyu akciğerlerine çekerek büyük sorunlarla karşılaşabilir.

Bu yöntemin doğumda farklı bir şeyler yaparak gelirini artırmak isteyen hastaneler tarafından ticari amaçlarla uygulandığı kanısındayım. Bence hiçbir mantık ve bilimsel temele dayanmayan bu yolla doğumu kişisel olarak önermiyorum. Uygulayanların da tamamen ticari amaçlarla bunu yaptıkları düşüncesine sahibim. Bu benim kişisel fikrim olup aksini iddia edenlerde vardır.

Gebelik esnasında cinsel ilişkide bazı değişiklikler yapılması gerekir.Bu ilişkinin daha az heyecanlı ve daha az eğlenceli olacağı anlamına gelmez.Birçok çift gebelik boyunca cinsel isteğin daha arttığını belirtmektedirler.
Uygulamada hafatada bir veya en fazla iki kere ilişki uygundur.Aslında ilişki sıklığı çiftlerin kendi bilecekleri bir şeydir.Kimi çift her gün ilişki isteyebileceği gibi kimi çift de ayda bir kez ilişkiyi yeterli bulmaktadır.
Gebelik süresince kilo alma bel kasık ağrıları idrar problemleri memelerde hassasiyet gibi cinsel ilişkiyi zorlaştırabilen durumlar oluşur.Bu nedenlerle kadınlarda gebelik boyunca ilişkiden kaçınmaya eğilim vardır.Ayrıca bebeğin bundan zarar görebileceği duygusu hem kadında hem de erkekte mevcuttur.Esasında ilişkinin mekanik etkisi zayıf bir ihtimal de olsa erken doğumlara ve düşüklere yol açabilir.Menide bulunan prostoglandinler rahim ağzını açıcı ve rahmi kasıcı özelliklere sahiptir.Bu nedenle gebelik boyunca erkek vajene değil dışarıya boşalmalıdır.Ayrıca kadının orgazmı rahim kasılmalarına yol açabilir.Bu da zayıf da olsa bir risktir.
Bazı gebeliklerde özellikle ilişkiden kaçınmak gerekir.Örn. kanama varsa,düşük riski varsa,placenta previa denen bebek eşinin önce gelme durumu varsa bu gibi hallerde mutlak ilişki yasağı vardır. Yine erken doğum riski olan vakalarda ilişki yasaklaması uygulanır.Gebeliğin son dört haftasında ilişkide bulununmaması tavsiye edilir.Sebebi bebeğin su kesesinin yırtılabilmesi ve doğum sancılarının başlayabilme riskidir.
Gebelikte ilişki esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar da vardır.Özellikle kadın abartılı hareketlerden ve aşırı zorlanmalardan kaçınmalıdır.Daha pasif olmalıdır.Pozisyon olarak diz-dirsek pozisyonu ve kadının üstte olduğu haller tercih edilmelidir.Penisin vajene aşırı zorlama yapmasından kaçınılmalıdır.Yan yana pozisyonlar da özellikle tercih edilebilir.